HEKATON’LA SON TANGO

Ayşegül Yılmaz

Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi

Mustafa Merter’in, “aileyi ifsad etme ve insanlığı yeniden yapılandırma küresel proje savaşının” tarihçesini; niçinleri, nasılları ve failleri ile kaleme aldığı, “kurtuluş reçetesi” formunda bir rehber kitap; Hekatonla Son Tango.

Yetmişli yaşlarında biri olarak artık İsviçre’nin yeşil vadilerinde gezinmek varken , insanî mesuliyet ve memuriyetini idrak ile “çağından sorumlu aydın” hüviyeti içinde hareket ederek bizlere yol açıcı, ışık olucu şekilde, dönemin kirli oyunlarını bozucu bir tarzda konumlanıyor Sayın tıp doktoru. Bu “toplum mühendisliğine” karşı alınacak önlemlerin, tedbirlerin enstitü çapında bir oluşum (yüksek sosyal stratejik araştırmalar) ile tespit, teşhis ve kapsamlı analizlerin gereğine vurgu yaparken “soğuk savaş stratejileri” ile şuurlara altarnetifler üretiyor. İnsanlığa karşı açılmış savaşın cephelerini tek tek sıralarken, psikiyatr kimliğini de konuşturarak bu cephelerin ruhî, fizikî, manevî, zihinî, harsî olarak yol açtığı deformasyona da değiniyor. “İnsanlığın yeniden yapılandırılması” projesinde altı cephe sıralıyor sayın Merter.

İlk cephe: Kadim terbiye sisteminin çökertilmesi

J. Twenge’in “Ben Nesli” kitabından bir iktibas ile değiniyor bu meseleye; “dünyadaki birçok ülkede çocuklar, Amerikan kültürüne maruz kaldıkları sürece ailenin her şeyden önce geldiği fikrine isyan etmeye başlayacaklardır.” Nitekim de günümüzde böyle bir durum hâkim. Ailenin kutsiyeti kaybolmuş, aileye yılı ilan ediliyor ama; aile birliği, dirliği yok. Dolayısıyla aile terbiyesi de. Aile yoksa toplum da yok.

Uzman Psikiyatr Mustafa Merter meslekî özeleştiri yaparak der ki; “Fikir üretmek yerine nakil (aktarım) ve taklit (kopya) hastalığına tutulmuş biz pedagog, psikolog ve psikiyatristler, âdeta hiç sağduyumuz, vicdanımız, geleneksel birikimimiz yokmuş gibi, bize danışan insanlara “Çocuğu zorlamayın, üstüne varmayın, bırakın kendi seçsin, doğruları kendi bulsun, renkler ve zevkler tartışılmaz; yeter ki azmet, istediğin her şeyi olabilirsin, hayallerinden asla vazgeçme, bu beden senindir istediğin gibi kullan, başkalarının ne dediğine aldırma, önemli olan öz saygındır. Toplum içinde nasıl davransam diye mi endişeleniyorsunuz? Sadece kendiniz olun, herkesin bir doğrusu vardır.” gibi safsataları papağan gibi tekrarladık. Bu bencil, serseri varoluş tarzı her yerde yüceltildi.” Peki ya benim yolum rezillik olmuş ise? Burada da cevap yine hazırdır: “Varoluşun bütün sokaklarına girmeden varolmanın ne olduğunu bilemezsin.”

İkinci cephe: “Erkek kadın yaratma” projesi

1973 ve 1992 yılları arasında %80 lere varan kadınlarda erkekleşme oranının, bu kadar kısa sürede alışılmış sosyal dinamiklerden kaynaklanamayacağını, kışkırtılmış, tetiklenmiş, yapay bir süreç ile açıklanabileceğini belirtiyor Bu “toplum mühendisliği projesi”nin semeresi ise erkekleşen yani “celâllenen kadın”ın evlenme, annelik gibi isteklerden uzaklaşıyor olması. Dolayısıyla ülke nüfusu azalırken yaşlılık oranı artıyor. Erkekleşen kadına ruhî açıdan yaklaşan Merter, “Modern tıbbın gözardı ettiği bir özel pataloji alanı vardır. “Geciktirilmiş annelik sendromu” hem hormonal açıdan hem de yaşadığı psilolojik haller açısından annelik, kadınların sağlığını farklı hastalıklara karşı korur” Kadın ve erkeğin fıtrat ve doğallığını ilâhî isimlerle zenginleştiren Merter; “Erkekler cemal eksikliğinden dolayı cemal zengini olan hanımefendilere yönelirler, kadınlar da tam tersi olarak erkeklerin celâl yönlerine çekim hissederler.”

Dolayısıyla varoluşunu teklikte, aykırıklıkta, yalnızlıkta, sapkınlıkta, itaatsizlikte bulduğunu sananlar yanılgı içinde değil midir? “Celâl ve cemalin bu dengeli ve meşrû beraberliğinden ise iki taraf için de daha yüksek bir olgunluk hâli ortaya çıkar ve bu hâle kemâl denir”diyor, Mustafa Hoca ve ekliyor; “Cemal potansiyeli gelişmemiş ve ağırlıklı olarak erkeksi varoluş tarzı yaşayan genç kızlar, hanımlar için hassasiyet, gönül alıcılık, kaba dil kullanmamak, anlayışlık, namus, fedakârlık, çocukları sevme, başkalarının ihtiyaçlarına duyarlılık, yaratıcılık, estetik, sanat, âhenk, incelik, affetme, kusurları örtme, merhamet, muhabbet, şefkat; kısaca ince kadınlık ve annelik halleri bir ayrıntı değil mutlulukları için zorunlu birer önkoşuldur.” “Erkek kadın” yaratma” projesi = feminizm. Doğal olarak “erkek kadın” ile etkileşim kuramayan erkekler de “erkekleşme” temayülü gösteremiyor. Varoluşlarını tamamlayamayan erkek figürleri ile karşılaşılıyor.

Üçüncü cephe: Baba otoritesinin kasıtlı olarak yıktırılması

İlk iki cephede de zaten “otorite” zayıflatılması amacı hâkim. Kültürümüzde “baba” otorite, reis figürdür. Ama otorite denince din, devlet, okul vs. de düşünülür. Merter’e göre otorite, “özgürlüğün karşı kutbunda olan bir düşman gibi sunulur.” Lgbt dernek temsilcilerinin aile ve baba üzerinden yaptıkları saldırgan, manipilatüf paylaşımlar da bu politikanın ürünü. İslâmcı aileleri tehdit edercesine yaptıkları paylaşımlar (Trans Onur Haftası, Büyük Aile Buluşması adı verilen LGBTİ+ düşmanı nefret yürüyüşüne karşı İstanbul’da köprüye trans bayrağı asarak, “Bu yürüyüşe katılan aileler, bilin ki sizden çok uzakta değiliz mesajı vermiş olmaları gibi) işin rengini ele veriyor.

Dördüncü cephe: Eşcinsel hayat tarzının her türlü cinsel sapkınlığın ve sübyancılığın küresel çapta eş zamanlı olarak artması

“Eşcinsel hayat tarzı, kadın ve erkek farketmez, bir insanlık trajedisidir. Son senelerde eş zamanlı olarak küresel çapta gerçekleşen eşcinsellik eğilimi bu çalışma boyunca diğer cephelerde açıkladığımız gibi doğal bir sosyolojik dalgalanma değil, tamamen kasıtlı olarak yönetilen, tetiklenmiş bir süreç olarak ele alınmıştır.” diyen Merter’in bir konferans esnasında, İrlandalı bir konuşmacıya sorduğu soruya aldığı cevap herşeyi netleştiriyor;

– “Siz İrlandalılar bildiğim kadarıyla dindar Katoliksiniz; nasıl oldu da eşcinsel evliliğine izin verdiniz?”

– “George Saros gelip bunun için bir buçuk milyar dolar yatırırsa olur.”

Eşcinsel hayat tarzının bedenî ve psijolojik patolojilerinden de bahseder Mustafa Merter. Bedene dair enfeksiyöz hastalıklar, Aids ve Maymun gribi gibi bulaşıcı hastalıklara daha kolay yakalanma… Psikolojik olarak ise; depresyon, kaygı, intihara meyillik, mazoşizm, sadizm ve bağımlılık… “Bilimsellik” adı altında empoze edilmeye çalışılan zırvalamaları da şöyle kaleme alıyor; “Ergenler kim olduklarını bilirler. Ben dişiydim ama artık erkek olduğumu hissediyorum (veya tersi) onlara güvenmek lâzım.” Bilimsellik adı altında psikolog ve psikiyatrların diğer zırvalamaları da şöyledir: “Sosyal değişim ve yeni kimliğin kabûlü, sonuç olarak zarar vermeyen bir serbest seçimdir, eğer çocuğunuzun bu seçimine karşı çıkarsanız çocuğunuz intihar edebilir. Seçilen cinsel kimlik sabittir. Trans olmayı seçmiş çocuğu değiştiremezsiniz.” Merter Hoca, translığı yeni bir felâket olarak nitelendiriyor. “(Gender dysphoria) cinsiyetinden memnun olmamanın getirdiği gerilim. Telkin edilen ana tema: ben doğuştan gelen cinsiyetimden memnun değilim, kendimi karşı cins gibi hissediyorum. Ve sonrasında cinsiyet değiştirenlerin kendilerini daha mutlu, daha özgür, daha özgüvende hissettikleri propogandası yapılır. Bir müddet sonra sosyal bulaşıcılık devreye girer ve dünyanın her tarafında trans eğilimler başlar”.

“Bu çocuklar nasıl bu hâale geldi?”nin ilk cevabı, tabiî ki sosyal medya üzerinden kasıtlı olarak yayılan zehir dir. İkinci cevap ise seçilen cinsiyeti onaylama terapisinin bilimsellik adı altında öne sürdüğü zırvalardır. “Başvurduğunuz neredeyse bütün psikolog ve psikiyatristler tek bir koro hâlinde; aman çocuğa karşı çıkmayın, bu doğuştan gelen bir durumdur, üstüne varırsanız sonu kötü olur, intihar bile eder.” der…

Beşinci cephe: Toplumsal cinsiyet ideolojisi/kadın ve erkek farkını ortadan kaldırma projesi

Erkekleşen kadın, kadınlaşan incel erkekler, trans belâsı ile “cinsiyetsizleştirme”nin jargonu; “toplumsal cinsiyet eşitliği”, “kadın erkek eşitliği”, “kadın hakları”ndan nerelere gelindi… Mesele kadın, hak, hukuk, adalet meselesi değil. Kirli tezgâhta kurgulanan “insanlığı yeniden yapılandırma” oyununun adı: toplumsal cinsiyet eşitliği, diğer adıyla cinsiyetsizleştirme. Merter’e kulak verelim: “Peki sadece iki cinsiyet yoksa bunun yerine ne getirilmelidir: tabiî ki “Cinsiyet rolü normları” Lgbt ile başlayan ve LGBTQIA+ ve ötesine giden bir seri”.

Epsteinci Batı hayat algısı ne ise “toplumsal cinsiyet eşitliği” teraneleri de bu sapkın sapıklardan çıkıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kapsadığı tehlikeleri anlatmak, ikâz etmek için dönemin bürokratlarına ulaşmaya çalıştığını, görüşmeler gerçekleştirdiğini dile getiren Merter Hoca, büyük bir hatadan kıl payı dönüldüğünü ancak bazı zihinlere virüs olarak zerkedildiğini nitelediği durumların (en tehlikelisi; toplumsal cinsiyet eşitliği olan.) yerleştiğinden dem vuruyor. “Erkek kadın yaratma, erkek eşcinselliği ile erkekliği sulandırma, yani her türlü sapıklığın küresel çapta üstel bir hızla teşvik edilmesi ve alan artık müsait olduğu için erkek ve kadın farkını tamamen silme… Bahane de hazırdı: Kadına uygulanan şiddet ve eşitsizlik.”

Altıncı cephe: Tabiî duyguların kasıtlı olarak başka alanlara yönlendirilmesi / üstel bir hızla arttırılmış hayvan sevgisi

Bu cephede de abartılmış bir hayvan sevgisine kapı aralayan yazarımız, insana duyulmayan merhamet ve sevginin hayvana duyulmasını; kışkırtılmış yapay süreçlerden birinin daha gün yüzüne çıktığını ve bu duygular üzerinden hedef kaydırılarak “tetiklenmiş merhamet sapması”nın meydana geldiğini belirtiyor. “Normal şartlarda genç bir kadında ergenlik sonrasında çocuklara yönelik uyanması gereken sevgi, muhabbet, merhamet, şefkat yönü değiştiriliyor ve bu durum ortaya çıkıyor.”

Aileyi ve insanlığı ifsad etme, yeniden yapılandırma küresel proje savaşının cephelerini altı başlıkta gördük. Bunların komuta kademelerini ve savaş alanlarını da; görsel medya alanı (Hollywood, Disney ve Netflix), sosyal medya alanı, (Zuckerland, Metaverse, Tiktok), yapay zekâya dayalı “chatbot” ve benzeri alanlar ile politik, hukûkî, psikiyatri ve psikoloji alanları olarak sıralıyor. Batı medeniyetinin kısa bir analizini yaparak hasmı yakından tanımaya davet ediyor bizi Merter Hoca.

“Peki bu Hekaton ne?” diyecek olursak: Kolları her yöne uzayarak yetişen bir varlık. “Sen kimsin?” diye sorulduğunda, “hangimizi soruyorsun” diye yanıtlayan, birbirinden habersizmiş intibaı veren, tek bedenden çıkan uzuvlar. Merter’e göre etkin bir kamuflaj strateji uygulanıyor ve yaşanan bu sosyal değişimlerin tek bir bedenden gerçekleştiğinin bilinmesi istenmiyor.

“Evet böyle bir anonim bir canavarla tango yapıyor, koyun koyuna yaşıyoruz. Her elin kurcaladığı başka bir yön… Biri yuvalardaki çocuklarımızın başını okşuyor, bir diğeri; okullarda değerlerin yeniden yapılanması için seminerler veriyor, bir diğeri; babaya karşı isyanı teşvik ediyor, bir diğeri; ‘bakın ben ne erkek ne de kadınım siz de benim gibi olun’ diye makaleler yazıyor, bir diğeri; ‘yaşasın eşcinsel hakları’ yazılı pankartlar taşıyor, öteki gül gibi kızlarımıza testosteron enjeksiyonu yapıyor, göğüslerini ameliyatla alıyor, oğullarımızın cinsel uzvunu kesiyor, bir el Netflix, Disney için senaryolar yazıyor, diğeri rüşveti seven politikacıların cebine bahşişler sıkıştırıyor, bir diğeri kendine uygun yargıç bulduğunda yasalar çıkarıyor.”

“Nefs ilmi” ile de ilgilenen Mustafa Merter “insan varoluşuna” tasavvufî bakış açısıyla yaklaşır. Her insan “Nur” dur, her insan “Ahsen-i Takvim” yaratılmıştır diyerek öz’e, iç’e dönebilmenin yollarını araştırmış ve terapilerinde çözüm odaklı iyileşmelere vesile olmuştur. Bakan ve görmek isteyen göze ayna tutan Sayın Mustafa Merter’e çaba ve gayretleri için teşekkürlerimi sunmak isterim.

Kendini arayan insanın önüne çıkan bu “küresel ifsad” projesinin gayesi; insanlığı “hayvandan aşağı” bir hâle sokup şeytanî fikirlerini, şeytanlaşmış dünyalarında hâkim kılmak mücadelesidir. Peki bizim mücadele taktiklerimiz ne olmalı; meselenin bu kısmını da “önlemler ve karşı cepheler” başlığı altıda görüyoruz kitabın son bölümünde. “Soğuk savaş stratejisinin en etkili yönü, çoğu kimsenin savaş içinde olunduğunun farkında olmamasıdır. Savaş satranç tahtasında hamleler yapılır ancak şah-mat olunduğunda işin vehâmeti anlaşılır. Hasım ne kadar geç uyanırsa o kadar alan kazanılmış demektir. Yani önemli olan önce bir savaşın içinde olduğumuzun bilincinin uyanması, sonra cephe analizi yapan bir erken uyarı sisteminin devreye girmesidir. Ve vakit kaybetmeden koruyucu önlemler alınmalı, toparlandıktan sonra da karşı hamlelere geçimelidir. Hiçbir savaş sadece savunma ile kazanılamaz, hasmının zayıf noktaları tespit edilmeli ve caydırıcı benzer saldırılar yapılmalıdır.”

Aileyi, gençleri, çocukları hedef alan bu komplo karşısında savunma straterjileri geliştirecek olan; eşcinsel Hollanda başkanı Rob Jetten’i bizzat kendisi karşılayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olamaz herhâlde. Konumu ve pozisyonu itibariyle şimdiye kadar alınması gereken nitelikli önlemleri çoktan almaları gerekmez miydi? Sosyal ağlara erişimin kesilmesi, gözaltılar, salıverilmeli tutuklamalar ile “mış” gibi faaliyet içinde görünen ilgili bakanlıklar ile “toplum mühendisliğinin” biçtiği rolü benimseyen psikiyatri ve tabipler birliğinden böyle bir mücadele ruhu ve ekibi çıkar mı? Yargı paketlerinde gündeme gelen fakat sonra taslaktan çıkartılan kısıtlayıcı lgbt maddeleri; devlet üzerinde bu proje savaşının komuta kademelerinin, Epsteinci gürûhun hâlâ etkin ve hâkim olduğunu göstermiyor mu? “Hiç kimse cinsiyeti, cinsel kimliği, cinsel yöneliminden ötürü ayrımcılığa uğramayacaktır” diyerek parti tüzüğü oluşturan muhalif kanat da yerini bu ifadelerle sağlama aldığına göre Hekaton’un kolları hâlâ işlevsel. Anlattıklarının tam idrak edilemeyişinden, sesinin duyulmuyor oluşundan çektiği sancıyı “çoğu zaman donuk ve hain bakışlar karşısında imdaaaat diye çığlık atasım geliyor” diye haykıran Merter Hoca’nın davası insanlığın davasıdır.

“Ahsen-i Takvim” hâlinden Hekaton’un tuzak ve hileleriyle uzaklaştırılan akıl kayması yaşayan, şuur enkazı içindeki insanlara Selâm ismi hürmetine selâmet, yanlışın ve bataklığın içinde debelenelere Hâdi ismi hürmetine hidayet dileyelim. İnsan olmak, insan kalmak iradesi ile mücadele edenlere Rahmetinle muamele et ya Muntakîm..

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin