ANKARA YÖNÜ, İSRAİL İSE SURİYE’DEKİ SINIRLARI ÇİZİYOR
Şam’ın diplomasisi artık Türkiye’nin himayesi ile İsrail ateş gücü arasında sıkışmış durumda ve
her ikisi de Suriye egemenliğine çok az alan bırakıyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında 23 Ağustos’ta yapılan görüşme, bu seviyede kamuya yansıyan ilk buluşma oldu. Ancak bu, Esad sonrası kurulan Şam hükümeti ile İsrail arasındaki ilk üst düzey doğrudan temas değildi.
Şeybani daha önce 2025 Temmuz ve Ağustos aylarında da Güney Suriye meselesi, gerilimi azaltma konusu ve güvenlik düzenlemeleriyle ilgili olarak Paris’te İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ile görüşmüştü. Amman’daki buluşmanın önemi ise, siyasi pazarlığın yerine İsrail’in dış istihbarat şefiyle doğrudan angajmanı temsil etmesiydi.
Suriye’deki El-Kaide kökenli liderlik, bir zamanlar, henüz Şam’a yerleşmeden önce, savaşçılarına Şam’dan sonra Kudüs’ün de onları beklediğini söylüyordu. Oysa bugün, Beşar Esad’ın düşüşünden neredeyse iki yıl sonra İsrail, daha önceki işgallerine Suriye’nin başka topraklarını ekliyor ve ülkenin güneyindeki saldırılarına, sivilleri tutuklamasına ve toprak gasplarına devam ediyor. Buna karşılık Şam’ın İsrail’e yönelik önceki tehditlerinin yerini artık eylemleriyle ilgili peşinen yapılan bilgilendirmeler, arabuluculu toplantılar ve İsrail’in güvenlik taleplerini karşılamaya yönelik mütemadiyen tekrarlanan çabalar aldı.
Ebu Zuhur’dan Amman’a
Şeybani ile Gofman görüşmesinin zamanlaması önemliydi. Bu görüşmeden günler önce İsrail, kuzeybatı Suriye’deki İdlib vilayetinde ve Türkiye sınırına yakın bir bölgede bulunan Ebu Duhur hava üssünü vurmuştu. Ankara’nın tesisi yeniden faaliyete geçirme girişiminin ardından pist ve hangarları hedef alan en az sekiz bombayla yapılan saldırı, Türkiye’nin Suriye’deki askeri rolünün sınırları konusunda doğrudan bir uyarı anlamına geliyordu.
Saldırının ardından İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Suriye’nin üsse bir Türk askeri varlığı konuşlanmasına izin vererek mevcut güvenlik düzenlemesini ihlal etmeye hazırlandığını söyledi. Netanyahu’nun ifadesiyle: “Mesajımız çok açıktı: Yapmayın. Sanırım mesajı pek anlamadılar.”
Şeybani, İsrail’in Ebu Zuhur’daki saldırısından önce Tel Aviv’i üsteki çalışmaların savaşta hasar gören pist ve tesislerin onarımıyla sınırlı olduğu konusunda bilgilendirdiklerini kabul etti. Buna göre Suriyeli yetkililer, devam eden inşaatla ilgili izahatta bulunmuş ve üssün Türk kuvvetleri için hazırlandığı iddiasını reddetmişlerdi.
Ama Tel Aviv gene de bombaladı. Şeybani’nin kendi ifadesine dayanırsak, eğer ülkenin kuzeyindeki bir havaalanının onarımı işgalciye önceden haber vermeyi gerektiriyorsa ve İsrail buna rağmen saldırıyorsa, Suriye devleti İsrail vesayeti altında çalışıyor demektir.
Toplantı yeri olarak Ürdün’ün seçilmesi de anlamlıydı. Amman, Süveyda krizine ilişkin görüşmelere ev sahipliği yapmış ve daha sonra Şam ve Washington ile birlikte güney vilayetinde güvenliği yeniden tesis etmeyi amaçlayan resmi bir yol haritasının hazırlanmasına katılmıştı. 2025 Temmuz’unda Suriye ile İsrail arasında imzalanan ayrı bir ateşkes de, ABD, Türkiye, Ürdün ve diğer bölgesel devletler tarafından desteklenmişti.
Bu düzenlemeler, 2025 Temmuz’unda Süveyda’daki kanlı olayların arkasından gelmişti. Bu saldırılarla ilgili bir BM soruşturması, hükümet güçleri, aşiret savaşçıları ve Dürzi silahlı grupları tarafından savaş suçları işlenmiş olabileceğini tespit etmişti. Olaylarda konutlar ve köyler yağmalanıp yakılmış, hem Dürzi hem de Bedevi siviller yaşadıkları bölgelerden zorla sürülmüş, bu sırada 1.700’den çok insan öldürülmüş ve yaklaşık 200.000 kişi de yerinden edilmişti.
2925’teki bu Amman görüşmesinden günler sonra Dürzi lideri Şeyh Hikmet el-Hecri söylemini sertleştirerek, “Biz Dürziler İsrail’in ayrılmaz bir parçasıyız,” demiş ve iki tarafın da “inançta bile” ortak paydada buluştuğunu ilan etmişti. El-Hecri bağımsız bir entite çağrılarını da yinelemişti. Dürzi liderinin sözleri, Süveyda’nın Şam’ın ulaşamayacağı bir yere ve ana güvenlik pazarlığının dışına çıktığı izlenimini güçlendiriyordu.
İsrail izniyle güvenlik
Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan bir diplomat The Cradle’a, toplantının Ankara ile Tel Aviv arasında bir çatışmayı önlemeyi amaçlayan net bir mutabakatla sonuçlandığını bildirdi. Buna göre Şam, Türkiye’nin Suriye içindeki hareketlerini İsrail ile koordineli olarak düzenleyecek.
Kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri tartışma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmamasını isteyen bir başka kaynak ise ortaya çıkan bu yeni kuralı daha keskin ifadelerle tanımlıyor. Buna göre Suriye Türkiye’nin nüfuzundan kaçamayacağı için Şam’ın siyasi kararları Ankara’ya bağlıyken, güvenlik kararı Tel Aviv’de. Bu sınırlar aşılırsa, cevap bombalama olur.
Aynı diplomat, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki düzenlemeleriyle ilgili görüşmelerin içeriğini açıklamayı reddetti. Ancak kamuoyuna yansıyan haberlere göre, her iki taraf, Suriye’de Türkiye’yi de içine alacak bir çatışmayı önlemek için Ürdün’de ABD gözetiminde özel bir operasyon odası kurmayı değerlendirmişti.
Sınır ihlalleri şartları belirliyor
Ne var ki İsrail saldırıları ve kara harekâtı bu toplantının ardından da devam etti. Daha toplantı devam ederken İsrail askerleri Kuneytra’daki Rafid köyüne baskın düzenlediler ve bir çobanı gözaltına aldılar. Ertesi gün ise Saidetü’l-Colan’a girerek yakındaki bir çiftlikte arama yaptılar. Bu olaylar, sahadaki şartların değişmesinde diplomatik kanalın ne kadar önemsiz rol oynadığını gözler önüne seriyordu. Suriyeli bir izleme grubunun daha sonra yayınlanan bir raporu da, İsrail’in sadece Ağustos ayı boyunca 267 ihlalde bulunduğunu ve 2026 yılının başından ağustos sonuna kadar toplam ihlal sayısının 1.752 olduğunu kaydetti.
Güney Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden ve İsrail işleri uzmanı siyasi analist Cafer Haddur, The Cradle’a şu açıklamada bulundu:
“İsrail’in düzenlediği harekâtlar, adeta açıklanmayı bekleyen yeni bir gerçekliğin zeminini hazırlıyor; Suriye’nin siyaseti ise elindeki iktidar vasıtaları ve bu tür bir tehdidi nasıl yönettiği konusunda belirsizliğini koruyor.”
Haddur şunları ekledi:
“Ebu Zuhur saldırısı, ABD’nin İsrail’i dizginleme kabiliyeti sorusunu tekrar gündeme getirdi. Aynı zamanda, Suriye’nin, İsrail’in kendi müsaadesine bağlamak istediği güvenlik meseleleri ve askeri meselelere ne ölçüde dahil olduğunu ortaya koydu. Tel Aviv ve Ankara arasındaki gidip gelen tepkilerin niteliği ve sırasına bakılırsa, İsrail, Türkiye’nin zımnen kabul ettiği bir ‘statüko’yu sağlamlaştırmaya niyetli görünüyor. Başka bir deyişle amaç, yeni angajman kuralları oluşturmak.”
Haddur, İsrail’in eylemlerini, komşu devletler üzerinde güvenlik kontrolünü genişletme ve sahada oluşturmaya başladığı siyasi denklemi dayatma yönündeki bildik bölge siyasetinin bir parçası olarak tanımlıyor. Ona göre Şam, çok fazla şey sundu ve tavizlerinde çok ileri gitti; buna rağmen baskı daha da arttı.
İsrail’in deklare edilmiş hedefi; Suriye üzerindeki nüfuzunu korumak, kendi güvenlik bölgesini genişletmek ve Esad’ın düşüşünden sonra ortaya çıkan hükümetin niteliğini şekillendirmek. Haddur, liderlik değişmiş olsa da İsrail’in Suriye’yi zayıflatma ve geleceğini yönetme arzusunun devam ettiğini ve Tel Aviv’in Suriye’yi Türkiye’nin nüfuz ve askeri genişleme alanı haline geldiğini görmesinin bu arzuyu güçlendirdiğini savunuyor.
Haddur’a göre son toplantı, tarafların makamları itibariyle önem taşıyordu; ancak İsrail stratejik toprakları elinde tuttuğu ve Süveyda üzerindeki baskıyı sürdürdüğü sürece, giderek daha karmaşık bir hale gelen bu dosya üzerinde somut sonuçlar elde edilmesi ihtimali düşük.
Tel Aviv’in imzalamayacağı bir anlaşma
Suriyeli yetkililer defalarca bir güvenlik anlaşmasına yaklaşıldığına dair açıklamalar yaptılar. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), Eylül 2025’te iki tarafın bir anlaşmaya “çok yakın” olduklarını söylemişti. Ancak neredeyse bir yıl geçmesine rağmen henüz hiçbir anlaşma imzalanmış değil ve İsrail, Şam’ın kazanmaya çalıştığı toprak sınırlarını kabul etmeden eylemlerine devam ediyor.
Şeybani, Suriye’nin bir yıldır ABD arabuluculuğunda yürütülen müzakereler yoluyla anlaşma arayışında olduğunu ifade etti: “Önemli ilerlemeler kaydettik ve her iki tarafça da kabul edilen, yazılı bir güvenlik anlaşması formülüne ulaştık. Ancak İsrail daha sonra taahhütlerinden geri adım attı ve üzerinde anlaşılan formülü sahada uygulamadı.”
Şeybani, görüşmelerde İsrail’in birçok güvenlik endişesinin de gündeme geldiğini ekledi. Şara hükümeti bu nedenle, Tel Aviv’in taleplerini bir anlaşma karşılığında karşılamayı teklif ediyordu, ancak İsrail hareket serbestisini korumaya daha fazla önem vermeye devam ediyor.
Bağlayıcı herhangi bir düzenleme, Suriye’nin güneyindeki İsrail operasyonlarını kısıtlayabilirdi. Bilindiği gibi Şam bunlara anlamlı bir askeri yanıt vermedi. Böylece İsrail güçleri, hükümet birliklerinden organize bir direnişle karşılaşmadan Dera, Kuneytra ve Şam kırsalındaki bölgelere erişti.
Güney bölgesinden bir Suriyeli, The Cradle’a, İçişleri Bakanlığı personelinin İsrail güçleri ilerleyip buraları işgal etmeden önce birkaç kontrol noktasından çekildiğini söyledi. Ancak Suriye güvenlik kuvvetleri tarafından tutuklanma korkusuyla isminin açıklanmasını istemedi.
Daha sonra İbranice yayın yapan Walla da, üst düzey İsrailli bir siyasi yetkilinin, güvenlik anlaşmasına varma girişiminin başarısız olduğunu söylediğini aktardı: “Bir güvenlik anlaşmasına varmaya çalıştık, ancak sonuçta işe yaramadı.”
Walla’nın haberine göre söz konusu yetkili, yaptırımların hafifletilmesinin Suriye’nin taviz verme teşvikini azalttığını öne sürüyordu. Diğer önemli bir anlaşmazlık noktası da tampon bölgeydi: İsrail, “güvenlik varlığı” olarak tanımladığı topraklardan çekilmesini gerektiren bir anlaşmayı kabul etmeyecekti. Buna rağmen Şam ile iletişim kanalları çeşitli düzeylerde açık kaldı.
Tel Aviv ve Ankara arasındaki daha sert atışmalara rağmen bu yetkili, ne İsrail’in ne de Türkiye’nin doğrudan ateş teatisini istediğine inanmadığını da belirtiyordu. Bu değerlendirme, Gofman-Şeybani kanalının amacıyla örtüşüyor: iki ülkenin rekabetini, İsrail’in operasyonel erişimini sınırlamadan yönetmek.
Sorumluluğu kim üstleniyor?
Walla’nın aktardığı ifadeler, Şeybani’nin Suriye’nin bir anlaşmaya hazır olduğu yönündeki ısrarıyla çelişiyor. Bu ifadeler Al-Monitor‘a konuşan Türk ulusal güvenlik yetkilisinin değerlendirmesiyle de örtüşmüyor. Bu yetkili, Ankara yönetiminin, Suriye ve İsrail arasındaki olası bir anlaşmaya yönelik Suriye’nin değil İsrail’in istekliliğinden şüphe ettiklerini ileri sürmüştü.
Benzer şekilde, Al-Monitor’a konuşan bir İsrailli siyasi kaynak da, Tel Aviv’in, tarafları bir anlaşmaya iten ABD Başkanı Donald Trump’ı memnun etmek amacıyla, 18 Ağustos’taki Ebu Zuhur saldırısının ardından İsrail’in Türkiye ve Suriye ile gerilimi azaltma yönünde hareket ettiğini söyledi.
Dolayısıyla, İsrailli yetkilinin Walla’ya yaptığı açıklamalar, sorumluluğu başkasına yıkmak için tasarlanmış gibi görünüyor. Tel Aviv Trump’ın baskısı altında, kendisini bir anlaşma imzalamaya istekliymiş, ama Washington yaptırımları kaldırdığı için bu defa Şam geri adım atıyormuş gibi gösterebilir. Böylece suç Suriye’ye ve dolaylı olarak de ABD’ye atılır.
Her iki hükümetin de süreci canlı tutmak için kendince siyasi nedenleri var. Trump, İran ile savaşın verdiği hasarın ardından ve ABD ara seçimleri öncesinde varılacak bir anlaşmayı diplomatik başarı olarak sunabilir. Netanyahu ise yaklaşan Knesset seçimleri ve parçalanmış bir seçmen kitlesini gösteren anketlerle karşı karşıya.
İşgal altındaki Suriye topraklarında verilecek tavizler, Netanyahu’yu sağcı tabanı nezdinde zayıflatabilir. Ağustos sonundaki bir anket, eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un Yashar partisini 24 sandalyeyle, Netanyahu’nun Likud’unun iki sandalye önünde gösteriyordu. Sonraki anketlerde farklı tahminler olsa da bu durum Netanyahu için bir alarm nedeni olabilir.
Şeybani-Gofman görüşmesi somut veya kamuya açıklanmış bir anlaşma üretmedi. Şam için bu görüşme, şu anda faaliyet gösterdiği dar sınırları gözler önüne serdi. Tel Aviv için ise, görüşmelerin sürdürülmesi, bir yandan işgalin bombalama, baskın düzenleme ve Suriye’nin güvenlik haritasını yeniden çizme serbestisini korurken diğer yandan Washington’u memnun etmesine yardımcı oldu.
Kaynak:https://thecradleturkiye.com/articles/ankara-y%C3%B6n%C3%BC-israil-ise-suriyedeki-sinirlari-ciziyor
Not: İktibas ettiğimiz yazıdaki görüşler Adımlar’ın yayın politikası ve dünya görüşü ile uyuşmayabilir.










