HOMEROS, FATİH VE İSLÂMCI BAKIŞ

Selim Gürselgil

Ahmet Bey hatırlattı, Homeros meselesinde bir de Fatih Sultan Mehmed bağlantısı var. Ben bunu yıllar önce Montaigne’de okumuştum. Tam lâfzını toparlayamam ama şöyle bir şey:

– Ey İtalyanlar, ey Lâtinler, biz de sizin gibi Troya soyundanız. Bize karşı Yunanlıların safında olmayın.

Batı’da iyi bilinen bir rivayet bu. Peki gerçekliği ne? Fatih, Papa’ya Doğu ve Batı kiliselerini birbirinden uzaklaştırmak için böyle bir söz söylemiş olabilir mi?

Muhal değil, mümkün. Fatih bizim kafadaydı. Cosa Nostra vecizesini bilirdi:

– Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın!

Burada düşman lâfını illâ askerî düşman olarak görmeyin. “Antitezinin hakikatini bilme.”

Hani herkes Darwinzmi çürütür. Ama hiçbiri Darwin okumamıştır, işin nereden gelip nereye gittiğini incelememiştir. Herkes oturduğu yerden çürütür.

Fatih işte böyle değildi. O Lâtinceyi, Yunancayı turistlerle gevezelik etmek için öğrenmemişti. Onların kaynaklarına onlardan daha fazla hâkimdi.

Tabiî ki yine de bu çok büyük bir söz. Bir insanın bunu söyleyebilmesi için hem Yunan efsanesi İlyada’yı, hem de Lâtin efsanesi Aeneia’yı bilmesi gerekir. Yani hem Troya Savaşını, hem de Romalıların kendilerini Truva soyu ile ilişkilendirmesini…

Bu da yetmez. Türkler ne Troya Savaşında, ne Lâtin diyarının zaptında olmadığına göre, Farsça Şehname’yi de okuması, Şehaname ile İlyada’nın temelde aynı efsanenin iki farklı versiyonu olduğunu düşünmesi gerekir.

Yani Akaları Aryalarla, Troyalıları Turyalarla (Turan) özdeşleştirmesi ve Troya Savaşı’nı çok daha farklı bir zaman ve mekâna taşıması icap eder. Bu muazzam bir kültür ve analiz gücü gerektirir. Çağları aşan bir muhakeme gücü gerektirir. Bu söz başka türlü söylenemez.

*

Yapma zekâya sordum: Fatih’in Troya ile ilgilendiğini Bizanslı tarihçiler de yazmış.

Eğer bütün bunlar doğruysa şu soru doğuyor:

– Fatih Türkleri neden Troya soyundan görüyordu.

Benim thmin ettiğim “Şehname/Turan” benzerliği dolayısıyladır. Yoksa Kemâlistler gibi, “Troya da Hatti de Türktü. Herkes Türk’tü” diye düşüneceğini sanmıyorum.

Sok kez: Fatih Sultan Mehmed o lâfı etti mi, etmedi mi? Aşağı yukarı şu lâfı:

– Siz İtalyanları anlamıyorum. Yunanlılara destek oluyorsunuz. Hâlbuki siz de bizim gibi Troya kökenlisiniz. Bize katılın da Hektor’un intikamını alalım.

Etmemiş olabilir: Ortaçağ Hristiyan yazarları çok güvenilmezdir. Bir doğrunun yanına iki yalan katmadan yazmazlar. Bir tanrı, iki de sahte tanrı hesabı giderler. Onların kitapları masal ve hurafelerle doludur.

Etmişse öncelikle stratejik bir hedef gözetmiştir. Ortodokslarla Katoliklerin arasını ayırmak için etmiştir.

Diğer taraftan etmişse, Kemâlistler gibi “Romalılar da Türk, Troyalılar da Türk, Homeros da Türk, Kürtler de Türk, Türkten başka herkes Türk” diye düşünmüş olamaz.

Benim tahminim, Şehname ile İlyada’yı (ve Aeneis’i) birlikte düşünerek böyle söylemiştir. Zira Troyan ile Turan gerçekten de birbirine benzerler.

Gerçi iki efsane çok farklı coğrafyalarda geçiyor ama, bu bir şeyi değiştirmez. Ortak bir hatırayı her kavmin kendine göre millîleştirdiğine dair çok örnek var. Nitekim Ortadoğu’da da var benzer efsaneler (değinmiştik.)

Burada yapılmaması gereken tek şey Türkçü (yani hem Kemâlist hem Elenist, yani Yunan tarihi ve kültürünü çalmaya çalışan) arkadaşlara aldırmak.

Onlar her ân herkesi Türk yapabilirler. Bunun hiçbir bilimsel gerçekliği yoktur. Misâl Etrüskler, Göktürkler’den 1500 yıl önce Göktürk ve Viking alfabesine benzer harfler kullanmakla Türk olmazlar. DNA araştırmalarına göre İtalya’nın en eski yerlileridir. Bazı efsanelere ve kültürel benzeşmelere göre, bir zamanlar bazıları Batı Anadolu kıyılarından gelmişlerdir. Onların yaşadığı dönemlerde Türkler ne Roma’nın yolunu bilirlerdi, ne de Alaçatı’nın. Belki tarihte bile yoklardı.

Ama dava başka:

– Osmanlı Türk değildi, Roma Türktü, taammı?

– Okay.

– Romalıların torunlarıyız.

– Ol rayt (raad ol)!

*

Aslında bu eski kavimler, tarih öncesi medeniyetler mevzuuyla İslâmcılar herkesten fazla ilgilenmeli değil mi?

Kur’ân’ın üçte biri bu yahu. Üstelik geçmişin renkli hikâyeleri olarak da değil, bilmeye, anlamaya, araştırmaya teşvik şeklinde takdim edilir.

Eski İslâm âlimlerinin temel meselelerinden biriydi bu. Esatir-i Evvelin’i anlamak için nerede bir rivayet, bir mit, bir rit varsa hepsini topladılar.

Eğer o âlimlerden bir teki bile günümüze ulaşsaydı, Batılılarla yarışan tarih öncesi uzmanları çıkarırdık. Eski ahbar alimlerinden bir teki bile, bugünkü antik DNA çalışmalarını görseydi, Max Planck Enstitüsünü çırak çıkarırdı.

Bugünkü İslâmcıların şaftı kaymış. Yahu bu bir savaş meydanı, savaşın cepheleri, sen niye yoksun burada? Sen ne saçma sapan işlerle vakit öldürüyorsun? Kavga burada, ilim burada, imân burada.

Hepsini bırak, bir tane Sümeroloğumuz yok. Sümeroloji denince İslâmcının aklına Muazzez İlmiye Çığ geliyor; konunun kendisi de ona ait sanıyor. Hâlbuki bu senin evin; Mezopotamya; Peygamberler Havzası! Muazzez İlmiye Çığ ile savaşacağın alan. Ama sen o alanda yoksun. Uzaktan çemkiriyon.

Biz her şeye yetişemeyiz arkadaşlar. Biz öyle akademiler, enstitüler bulamadık. Koğuşlarda, hücrelerde, maltalarda, voltalarda ne öğrendiysek o. Ama siz bu alanları boş bırakırsanız, bu alanlarda söyleyecek sözünüz olmazsa, biz o ölüm kalım savaşını veremeyiz.

Şuraya bak, Homeros Âlem-i Berzahı anlatıyor diyorum, bu bir tek Müslümanı heyecanlandırmıyor bile. Bunun bir kurtuluş savaşı olduğunu kimseye anlatamıyorsun.

Büyük Doğu-İbda, tek yol!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin