BİR POLİTİKA OLARAK “MÜNAFIKLIK”
Hasan Karademir
Öncelikle çerçeveyi çizmek lâzım gelir… Evvelâa münafık, Arab tavşanının, (diğer adı, tarla faresi), iki yuvasından gizli olanının adıdır. Bu hayvan, bunun tavanını yeryüzüne çok yakın yapar. Belirli olan “kasia” dedikleri yuvasında tehlike hissederse hemen nâfıkanın tavanını delerek kaçar. Münafıklar buna benzediği için nifak, münafık kelimeleri bu kelimeden gelmiştir…
Son hadiselere baktığımızda bedihî bir hal olarak gözüken bir tavır: Münafıklık… Önce “Ilımlı İslâm” olarak susuz halka hava gazı içirmeye benzer bir politikayla “İslâm savaş değil, barış dinidir.” retoriğini kendi hesaplarınca yürütenler, 1.5 milyon Iraklı’yı katleden ABD ve BOP ittifakınca, bugün Yemen’de, İran’da ve Gazze’de hâlâ daha Bush’un eldivenle sevdiği bir çocuk olarak aynı politikaya devam ediyor. Bush’un dahi fetva verip “Müslümanlar dini yanlış tanıtıyorlar.” demesi gibi bir komedi ortada… Kâfirin özünü aynı amaçla mükerrer söyleyen, itaat edene ne demeli?…
Demagoji, kaçkınlık ve sahtelik, münafıklığın bir diğer alâmetlerinden… Bir meselenin sahte olabilmesi için kendini “öz” olarak pazarlaması lâzım. Sahteliğini kabûl edene en fazla “çakma” denir… Münafık ve sahtelerin soyunda sadece hakikatin hakikatine karşı durmak değil, aynı zamanda hakiki mânâyı imhâ hedefi de vardır. Evvelâ bugün “Üstad’ın furyası aşılmıştır!” diyen yavşak sürüsü ile “Üstad’ın muradı biziz.” diyen gevşek sürüsünün derisi, kabuğu dışında değişen bir mesele yoktur. Hayatı boyunca İslâmî mücadele vermemiş, mücadele verenlere çelme takmış ve mücadele verilenlerin kanatları altında yetişmiş ne üdüğü belirsiz yavşakların, evvelâ dinini, imânını kâfirden öğrenmiş olması da muhtemel… Ne demiştik? “Hakikî mânâyı imha hedefi…” Politikalarının neticesine baktığımızda ne görüyoruz? Bir dönemlerin İslâmcı gençlerinin kavgasını verdiği “türban” meselesinin nereye geldiğine bir bakalım: Bugün İslâmî mücadelenin puştu da, başıboşu da aynı sözü söylüyor: “Biz o kadar mücadele ettik, bunun için miydi?” Ne yaptıklarına, nasıl yaptıklarına girmiyorum… Önce söylenene baktığımızda bu tablo, çok acı… Nesebi gayr-ı sahih olmakla övünen bir çocuk misali var karşımızda. “Türban yasağını kaldırdık.” demelerindeki meselenin aslında (kaçkınlık ve sahtelik ile düşündüğümüzde) “Türbanın direnişlerdeki o güzide mânâsını, Anadolu’daki o güzide mânâsını kaldırdık” demekten bir farkı olmadığı bir politika…
Biraz aktüel mesele konuşalım. Ne görüyoruz bu sıralar? Kuklalar, kukla oynatanlar ve oynattıranların far görmüş tavşan misali çırılçıplak ortada olduklarını… İktidar medyasında ise son durum, ölmeden sürünmek gibi bir şey. Kendileri çalıp kendileri oynarken dahi o bozuk ve kulak tırmalayan akordu düzeltemiyorlar… Uyumsuz bir orkestra karşımızda. “Onu getir, bunu götür” mukabilinden programlarda uygun kişiyi bulma çabaları var, ancak boş… Çeyrek asır evvel Kürt meselesinde Kumandan’ın ABD-Suudi-TC ittifakı için söylemiş olduğu “resmi ideoloji ve ayniyetleri aynıdır.” sözünü düşündüğümüzde bugünkü ittifakta da değişen hiçbir şey yok! Resmî ideoloji nedir sorusunu duyar gibiyim. Başlıktaki meselenin ideolojisi! Buna “Yeni Dünya Düzeni içerisinde pragmatizm” diyenler oldu, şimdi ise “barış” diyenler oldu. ABD çarığını yalayan veya boyayan her kim aynı zamanda “barış” yaftaları atıyorsa (bilhassa biri bir yerde “barış” iddiasında bulunuyorsa, bulunduğu yerde “barış” hem başkası tarafından hem de o manzarada yoktur demektir.) onda münafıklık alâmeti zuhur eder. Bunların misali; ördek avcılarının, avlarda kullandıkları, “çağırıcı” ördeklere benzer. Bunlar suya salınır ve ötüşlerine kanıp da yanlarına gelen ördekleri, avcılar vurur… Değişmez ölçü: “Müraiden kahraman olmaz!” Yediği büyük lokmaları artık çıkartamayan ve erkeklik bekaretinin ıkınma çabasıyla yırtılması an meselesi olan Süfyanîler, büyük bir hazımsızlıkla geberecektir.
Veya, beklenen İslâm inkılâbı önünde hesap verecekler…










