15 MART 2015… ALİ OSMAN ZOR KONUŞUYOR

ADIMLAR Fikir, Kültür, Siyaset Platformu’na 25 Mart 2015 tarihinde düzenlenen bombalı saldırıdan hemen önce gerçekleştirilen istişare toplantısında Platformumuz Genel Başkanı Sayın Ali Osman Zor’un yaptığı açılış konuşmasını tekrar yayınlıyoruz. Geleneksel İstişâre Toplantılarımızdan, sonuncusu olan bu toplantının 4 bölüm hâlinde görüntülü kayıtlarını internette yayınlamamızdan hemen sonra büromuz bombalanmış ve gönüldaşımız Ünsal Zor şehîd olmuştur. Genel Başkanımız Ali Osman Zor’un da yaralandığı bu saldırının sebebini, bugün çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmakta olan ihanet süreci hakkındaki değerlendirmelerinde ve bu değerlendirmelerinin Anadolu insanının hissiyatıyla örtüşüp bugün meydanları doldurmasında arayabilirsiniz. ADIMLAR Platformu’nun özellikle son iki yıldır yaptığı yayınlarla ortaya koyduğu gerçeklik, bugün yaşanmakta olan gelişmelerin ihtar edicisi olduğu gibi, yarın yaşanabileceklerin de çözüm ipuçlarını vermektedir. Türk Milleti’ni on yıllardır “seyirci”liğe mahkûm edenlere karşı attığımız Adımlarımızdır saldırının sebebi. Adımlarımızın hangi potansiyelin habercisi olduğunun, Din, Vatan ve Millet düşmanlarınca bir kez daha anlaşıldığı ve yok etme kararını almalarına sebeb olan konuşmalardan biri… Ali Osman Zor konuşuyor… ADIMLAR Dergisi

BARZANİCİLİĞİ “AŞAMAMAK” DERKEN…

Sayın Ali Osman ZOR’un “Barzaniciliği Aşamayan Sahtekârlar” başlıklı yazısı, sanırım hepimizin malumu. Bu yazı, dikkatle okunup, dikkat çekilen hususlar üzerinde biraz kafa yorulursa, hâlihazırdaki hükümetin Ortadoğu politikalarını eleştirdiği gibi, Türkiye … Read More

HER PARLAYAN ŞEY PIRLANTA DEĞİLDİR

Dünya siyasetinde oyun kuran merkezî güçlerin zayıflaması, yerel ve uluslar arası ölçekte yeni aktörlerin ve örgütlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sistem dışında gelişen bu yapıların, sistemi dışarıdan zorlaması, bugün için “güçler dengesini” önemli ölçüde değiştirmiştir. “Güçler dengesi”nde bir nevî eşitlik sağlandığından dolayı, uluslar arası veya yerel herhangi bir meselenin, eski mantık kurguları ve alışkanlıklarla değerlendirilmemesi gerekmektedir. Amerika’nın tartışmasız en büyük güç kabul edilip, onun omuzbaşından yapılacak uluslar arası veya yerel meselelere ait değerlendirmelerle, ne dünya siyasetini, ne de ait olduğumuz coğrafyada güvenlik-güç ilişkileri başta olmak üzere, diğer gelişmeleri anlamamız pek mümkün olmaz. Çünkü yaşadığımız dönem, “tek kutuplu dünya” yalanını çoktan yutmuş ve geride bırakmış; iki, üç, hatta dört kutbun aynı anda etkili olduğu bir dönemdir. Şartlar; eski alışkanlıklarla, yani Amerika’nın omuzbaşından hadiseleri değerlendirenlerin, bulunduğumuz coğrafyada daha fazla yaşayamayacağını, bir müddet sonra yok olup gideceğini ihtar etmekte. İktidarı boyunca AKP, kendine ve kendisinin ait olduğu Büyük Doğu Coğrafyası’na dinî, tarihî, kültürel ve milli birliktelik gereği olarak değil; Batı yararına “yakın” durdu. Haliyle, hükümetin kullandığı politik dil şeklî olarak bu coğrafyaya aitmiş gibi gözükse ve kitlelere örülen medya ağıyla öyle algılatılsa da, muhteva ve hedefler açısından Batı düşünce yapısının içindedir. Bu politik dilin öngördüğü hedefler ise, Batı düşüncesine nisbetle yapılmış stratejik planların içine yerleştirilmiştir. BOP, bu “stratejik plan” dan süzülme bir “tatbik edilmesi gereken” iken, hükümetin özellikle dış politika hedefleri de bu projeyle birlikte belirlenmişti; yani, BOP’un içindeydi. İç politikada oluşturulan bağımsız imajı ise, hükümetin dış hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırmak gayesine matuftu. Sistem dışında gelişip, sistemi zorlayan yeni unsurların özellikle bölgemizde ortaya çıkışları, iktidara yapılan bazı makyajların da akmasını sağlamıştır. Bu makyajların en önemlisi, AKP’nin özellikle ikinci dönemi ve üçüncü döneminin başlarında sıkça propagandası yapılan, “oyun bozan – oyun kuran” meselesi… Peki, bu hususun hiç mi gerçekliği yok; bu propaganda tamamen yalan üzerine mi kurulu? 2003 Irak istilasıyla pratiğe geçirilen BOP’u hiç aklınıza getirmezseniz, tabiî ki o zaman bu propagandanın gerçek olduğundan söz edebilirsiniz. Fakat; Kuzey Atlantik Gücü tarafından “yüzyılın projesi” olarak tanımlanan BOP temelli baktığınızda ise, “oyun bozma” ile kimin oyununu bozmanın kastedildiğini; “oyun kurmadan” ise, “kurma”nın kimin adına gerçekleştirildiğini anlayabilirsiniz. Bölgemize Irak’la başlayan Kuzey Atlantik Gücü öncülüğündeki Batı istilasına karşı gösterilen, ister halk, isterse devlet çapındaki direnişler, BOP’un hedeflerini daha bir görünür hale getirirken, hükümetin “oyun bozan” makyajını da bozmuştur. Bozulan ve kurulan “oyunların” tamamı BOP kapsamında değerlendirilmeli; Haziran başında hızlanan İslam temelli ve tüm bölgemizi içine alan Devrimci Kurtuluş savaşına hükümetin “destek” algısı oluşturmak için sessiz kalmasını da; 1- Başlatmadığı ve hatta bilgisi dışında gerçekleşen bir hamleye, neticesinden emin olmadığı için “bekle gör” politikasıyla yanaşması, 2- Sessizlik içinde “destek” algısı oluşturarak, milletin hafızasında hala tazeliğini koruyan 2003 ihanetini “yumuşatma” gayreti olarak görülmelidir. 12 yıl boyunca bozulan “oyunların” BOP karşıtı güçlerin etkisizleştirilmesi ve akabinde yok edilmesi, kurulan oyunların ise, uluslar arası politikaların vahşice uygulanmasına aracılık edilmesi olarak anlaşılmazsa, kendisine yönelen tehlikenin önünü kesmek için Batı tarafından yıldızı parlatılan ve “tercih” edilen bu hükümet pırlanta zannedilebilir. Maalesef insanımızın büyük bir kısmı da öyle zannetmiştir. Meşhur Fransız atasözünde der ki; “Her parlayan şey pırlanta değildir.” Peki, gerçek pırlanta karartılarak, adi tenekeden başka bir keyfiyeti olmayan bu hükümetin, işlediği onca suça rağmen parlatılmasında rol oynayan sadece Batı dünyası mı? Kesinlikle hayır! Hükümetin kullandığı politik dil ile uygulamaları farklı olduğu halde, Erdoğan’ın hitabetinde kendini gösteren ülkeye ve coğrafyaya “yakınlık” bütün kesimleri etkilemiştir. Bugün bu etki azalmış gibi gözükse de, birinci ve ikinci dönemdeki gücü tartışılmaz. Etkisi itibariyle “bölücü” olan bu “hitabet” ülkenin muhafazakâr çoğunluğunun desteğini alırken, özellikle İslamcıların tamamına yakınını da kendisine râm etmiştir. Diğer taraftan ise, Erdoğan’ın “bölücü” etkisi olan bu hitabeti, tek parçalı hiçbir kesim bırakmamış; bütün kesimleri iki hatta üç parçalı bir konuma getirmiştir. Ordu, parti, örgüt, dernek, aile hatta AKP… Evet, şu an bizce AKP’de tek parçalı değildir. 2003 Mart tezkeresine hayır diyenler partiden ihraç edilmiştir ama, etkileri tam olarak kırılamamıştır. Şartlar oluştuğunda, AKP’nin bu parçalı yapısı ortaya çıkarak kendini gösterecektir. B. Arınç’ın şahsında çeşitli vesilelerle zaman zaman kendini gösteren sivri çıkışlar, bizce AKP’nin tek parçalı olmadığının önemli göstergelerindendir. İşte bu parçalanmışlık, AKP’nin parlatılmasını sağlayan Batı dünyası haricindeki ikinci önemli unsurdur. Hükümet, Erdoğan’ın “hitabetinin” sebep olduğu bu parçalanmışlık içinde her kesimden güçlü müttefikler bulmakta hiç zorlanmadı. Bu müttefikler, iktidara karşı kendi kesimlerinden geliştirilmeye çalışılan her türlü muhalif tavra karşı koyarak, hükümetin işini, başka hiçbir hükümete nasip olamayacak şekilde kolaylaştırdılar. Parlatma faaliyetini ise, hükümetin yanlış iç ve dış politik uygulamalarını kendisinin yapmadığı hatta yapamayacağı şekilde tevil ederek mükemmelen yerine getirdiler. Dost ve düşman tesbitini iktidara göre belirleyen ve kendi kesimi içindeki muhalif unsuru düşman kutbuna yerleştirilen bu “parlatıcılar”, Atatürkçülerden tutun da, İslamcılara kadar geniş bir yelpaze içinde her kesimde mevcut. Bu parçalanmışlık içinde ilk dikkati çeken, hükümete politik gerekçelerle verilen desteğin daha sonra “inat” üzerinden yürüdüğüdür. Bu inatlaşma neticesinde örselenen ise din, ideoloji ve siyasetin bizatihi kendisi olmuştur. Hakikat kaygısının alt sıralara düştüğü bu inatlaşma süreci, doğrudan doğruya liderlik üzerinden yürümüştür. Bizce hükümeti bugüne kadar ayakta tutan, işte bu liderlik üzerinden yürütülen inatlaşma süreci olmuştur. Aslına bakılırsa siyasetin lider üzerinden yürümesi AKP’den önceye denk gelir; bunun tarihi de 1999 yılıdır. İnatlaşma söz konusu olduğunda, “psikolojiyle” karşı karşıya olduğumuz çıkar meydana. Kastımız şimdi daha iyi anlaşılmıştır herhalde; 99’dan beri siyaset, ne tarih, ne sosyoloji, ne de herhangi başka bir unsur üzerinden değil, sadece liderlik kurumunda kendini gösteren ve adına “inatlaşma süreci” dediğimiz “psikoloji” üzerinden yürümektedir. AKP’nin sırrı bizce budur. İdeolojinin geride kalıp, liderliğin öne çıktığı bu son dönemlerde sempati ve nefret duygularının aynı şahıs üzerinde yoğunlaşması, o şahsın, toplumun bölünmesinde ne derece etkin olduğunu da göstermektedir. “Çalsa da Tayyip” diyenlerle, “doğru da yapsa desteklemiyorum” diyenler, aslında aynı “psikolojiyle” hareket ediyorlar. Liderin karizması azalıp, kitlelerin nazarında yok olmaya başladığında, bu inatlaşmanın seviyesi de düşebilir. Bu dönem gücüne güç katmaktan ziyade, mevcudu koruma derdinde olan T. Erdoğan’ın karizmasının yok denecek kadar azaldığını müşahade edebiliyoruz. Lider karizmasındaki bu düşüş, inatlaşma içinde bulunan kesimlerde bir “travma” meydana getirebilir. Bu travmanın etkisiyle de yeni arayışların gündeme gelmesi elzemdir. Bu arayış içinde kitleler bir ideolojiye veya yeni bir liderliğe bağlanana kadar muhtemeldir ki, bir nevî geçiş süreci olarak bizi bekleyen şey, “kaos” tur. Bu kaos sürecine kim ideolojik hazırlıkla girerse, merkeze de o oturacaktır. Gelişen hadiseler, başta da bahsettiğimiz gibi, sistem dışından sistemi zorlayan unsurların güçlü bir şekilde ortaya çıkacağının habercisi niteliğinde. Özellikle bölgemizde yükselişe geçen İslam temelli Devrimci Kurtuluş Savaşı, Türkiye’ye etkisiyle Tayyip Erdoğan’ın tahtını salladığı gibi, O’nu yeni tavırlar almaya zorlamakta. Şu aşamada Batı çizgisi dışına çıkarak Batı karşıtı bir tavır ortaya koyması artık pek mümkün görünmese de, Erdoğan’ın artık eski politik tavrıyla işleri idare edemeyeceği kesin. 2003 yılından bugüne, işgal altında bulunan Irak’ta direnişin bölgesel Kurtuluş savaşı şekline bürünmesi, AKP Hükümeti başta olmak üzere, bütün kesimleri etkileyecektir. Sömürgeye karşı ortaya çıkabilecek bir savaş önderliği, sadece ülkeyi işgalden kurtarmanın adımlarını atmayacak, bölgemizde taşları da yerli yerine oturtacaktır. Liderlik üzerinden bugüne kadar yürüyen siyasetin hâlihazırdaki tıkanan önünün açılmasının, yine güçlü bir liderliğin kendini göstermesiyle mümkün olacağı aşikâr. 99 yılından bugüne, gelişmeleri bu zaviyeden değerlendirdiğimizde, hem Kumandan Mirzabeyoğlu’nun niçin esir edildiği ve hala niçin içeride tutulduğunu daha iyi anlayabileceğimiz gibi, İBDA Hareketi ile bölgemize yapılan BOP saldırısı arasındaki diyalektik ilişkiyi de anlayabiliriz. Ali Osman ZOR NOT: Bu yazı 25 Haziran 2014 tarihinde sitemizde yayınlanmıştır. Önemine binaen tekrar yayınlıyoruz.

Adı Ne Olursa Olsun, MUSUL IRAK Milli Cephesi’nin Hamlesidir

Bu hükümetin işlediği 3 tane suç var ve tarih boyunca da bu üç suç belki hiçbir hükümet ve yönetim tarafından, hiçbir lider tarafından da işlenmedi. Bunlardan birincisi Irak, Libya, Suriye… 2003 saldırısı ile beraber Irak’ın ne halde olduğu belli ve bu hükümetin Emperyalizm ile birlikte Irak işgalinde aldığı rol belli. Libya, zaten büyük vatan dostu, acı gün dostu, kötü gün dostu Kaddafi’nin yine emperyalist güçlerle işbirliği yapılarak katledilmesi ve Libya topraklarının, Libya ülkesinin paramparça edilmesi. Arkasından Suriye meselesi. Suriye’nin yerle bir edilip, orada hiç bir şeyin sağlam bırakılmaması. Bu hükümetin işlediği en büyük suçlardan ikincisi ise, “çözüm süreci” adı altında, ülkemizin bir kısmının bölünmesi sürecini başlatması…

IRAK SAVAŞI VE IRAK MİLLİ CEPHESİ

Çağlayan’daki merkezimizde yapılan İstişare Toplantımızın bu haftaki ana başlıkları, ağırlıklı olarak Irak, Irak Milli Cephesi, ve daha önce belirttiğimiz gibi, medyanın Irak Milli Direnişi’ni, IŞİD propagandasıyla karalama operasyonu oldu. Emperyalizme karşı savaşan Irak Halkı’nın verdiği savaşın yeni olmadığı; 1991 yılında, ABD liderliğindeki batı işgal güçlerinin saldırısıyla başladığı yeniden vurgulanarak hafızalar tazelendi. Irak Milli Ordusu’nun, çeşitli direniş gruplarına bölünerek mücadeleye devam etmeye başladığı 2003 yılından bu yana da savaşın devam ettiği, fakat bu durumun çarpıtıldığı ve Irak’ta yaşanan bağımsızlık savaşının, bir örgüt çatışması gibi lanse edilmeye çalışıldığı konuşuldu. Amerikancı düşünce tarzının AKP içine yerleştiğini ifade eden gönüldaşların “AKP neden Sünnî Irak’a karşı” sorusu, toplantıda çeşitli iç ve dış sebepleriyle değerlendirildi. İstişare toplantımızın bu hafta Irak’tan bir misafiri de vardı. Diyala’dan bir Türkmen olan İsmail Cömert Bey, hem savaşın son durumu hakkında bilgi verdi, hem de toplantıya katılan gönüldaşların sorularını cevapladı. İsmail Cömert Bey, İzzet İbrahim El Dûrî’nin oğlunun şehid olduğu haberini yalanlayarak, kendisiyle kısa süre önce görüştüğünü söyledi. Maliki Güçleri’nin Tıkrit’e yaptığı hava saldırısında 50 BAAS savaşçısının şehid edildiği haberini de yalanlayan Cömert, “evet saldırı olmuştur, ama sadece bir kadın hayatını kaybetmiş, bir kaç tane de ev yıkılmıştır” dedi. Maliki’nin ordusundan direnişe büyük katılımların olduğunu söyleyen İsmail Cömert Bey, “buna karşılık İran’dan asker getiriyorlar” dedi. Önceden, Irak Halkı arasında herhangi bir ayrılık olmadığını söyleyen İsmail Cömert Bey, Irak işgal edildikten sonra halkın parçalanmasının, batılı işgal güçlerinin desteklediği mevcut hükümetin ve İran’ın eseri olduğunu ifade etti. Bağdat’ın kuşatılmasıyla alakalı olarak sözlerine devam eden Cömert, “Bağdat halkı, Milli Güçler’i destekliyor. Bağdat’a dayandık. Biraz zor olacak ama inşallah Ramazan’dan önce Bağdat’ı alacağız” dedi. Diğer gönüldaşlar ağırlıklı olarak, hükümetin paralelinde yayın yapan basının “IŞİD üzerinden yürüteceği ve ilerleyen günlerde dozunun artarak devam edeceği düşünülen kara propagandaya” karşı yürütülmesi gereken yayın politikası hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ali Osman ZOR’un, konuşmaları toparlayıcı izahlarıyla toplantımız sona erdi. Daha sonraki çay ikramının ardından, İsmail Cömert Bey’in, zaferden sonra bizleri Bağdat’ta görmek istediğini söyleyerek ve daha sonra yine görüşmek üzere veda etmesiyle toplantımız sona erdi. ADIMLAR