“AL TAKKE VER KÜLÂH”

“AL TAKKE VER KÜLÂH”

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın durumunu, ülke ülke ayırıp anlatmaya lüzum yok!

Almanya’nın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en yoğun olarak yaşadığı ülke olması, bir ayna olarak yeter de artar bile…

Netice itibariyle de, Almanya’da yaşananlar, rahatlıkla Avrupa’nın geneline örnek olarak verilebilir.

Herkesçe bilindiğini varsaysak da, hatırlatmak amacıyla ilk önce 60 küsur yıldır vatandaşlarımızın, Türk dernek, cami, kütür, sivil toplum örgütlerimizin neredeyse tamamının, birbirlerinden kopuk ve başıboş faaliyet içerisinde olduğunu vurgulamış olalım.

“Faaliyet” derken öyle ciddi bir durum olarak algılanmasın!

“Dernek ayakta kalsın yeter”

Avrupa’da gerçek mânâda dert edinilip ona göre hareket edinilen Fikir ve Aksiyon mücadelesi nâmevcut!

Bu kopukluğun sebeplerini “hemşerilik” anlayışından tutun, Anavatan’da da yaşatılan siyasî kaos sebebiyle bilmem kaç parçaya bölmeye, ayrıca Türk Kimliği’ne mensub olanların kendi küçük çevresinden gayrı kimseyle muhatap olmama hastalığına, yani kendi içine doğru bir “Ghetto-Getto” anlayışına, hatta belki de çok kalabalık olmalarına ve birkaç daha anlaşılması güç ve mantıksız sebeplere bağlanıp izah edilebilir.

Bütün bu muhtemel sebebleri açmak neyi hâlledeler bilinmez ama, yine de seçimlerin yaklaşması dolayısıyla birçok farklı örgütün ve aktif siyaset rolüne meraklı gençlerin faaliyetleriyle, şuân ki durumumuzun kokusu iyice meydana çıkmaya başladı denilebilir!

Nasıl mı?

Aynen şöyle:

Bir fikirsizlik, bir curcuna, bir “biz”cilik, bir “iş yapıyorum”culuk, bir ilkesiz “siyaset sevdacılığı” koparmış ipini, neredeyse herkese saldırır vaziyette ve sanki bir mikrop gibi herkese bulaşmakta ve yaygınlaşmakta.

Yani bütün işler “Al Takke ver Külâh” anlayışıyla, “Dostlar alışverişte görsün” kabilinden yürüyor.

Yalan, sahte ve hileli argümanlar, propagandalar, çalışmalar ve kitleye ulaşma hesapları o kadar ucuz, uyuşuk ve uyduruk ki, bir yandan insanın neşesini kaçırırken, diğer yandan bu curcuna birçok kişiyi “tek başıma da kalsam bildiğim doğrudan şaşmamalı” düsturuna sımsıkı bağlattırıyor!

Kime ve neye hizmet ettiklerinin şu kadar muhasebesini ve çilesini çekmemiş insanların, kendilerini haybeye, hatta kendi hakikatlerine bile ters düşme pahasına harcamaları…

Durum, bütünüyle bu!

Ve meselâ birçoğu ile oturup konuşsanız, belki de alacağı cevapların ardından “gık” diyemez hâlde olsa da, yinede bildiğini okumaya devam edici, dosdoğru söylemek gerekirse; kendisi incineceğine hakikatin incitilmesine razı olan bir insan sürüsü!

Belki de “bu yüzden mi nefsin kucağında, güya hakikati savunuyormuş edâsıyla köşe bucak, bizim gibilerden kaçıyorlar?” diye de insan düşünmüyor değil.

Sadece kendi gibi düşünenlerin ortasında ne büyük(!) “dava ahlâkı”, “disiplin”i ve “millîlik” anlayışı!..

Fakat buraları eşelemek ve fazlada uzatmak yerine, isim isim açıktan bir kaç samimiyetsizlik örneği vermek daha doğru olur;

 

a) Bazı Alevi “dede”ler ortalıkta dolaşıp kendi derneklerinde HDP’ye oy verin çağrıları yapıyor.

Konuşunca “inancı siyasete bulaştırmamak gerek” derler!

Bu ne samimiyetsizliktir?

Sünniler yapınca mı kötü?

b) Yine “HDP’ye oy” için dönerci dükkanlarını ve başka iş sahibi insanları rahatsız ediyorlar. Ters tepki alınca da, Doğu’lu vatandaşlarımıza “sizin aslınız Kürt, bilmiyorsunuz” diye etnik Kürtçülük vurgusu ile propaganda yapmaları da cabası.

Halbuki Doğu’da Türk Boylarından milyonlarca vatandaşımız var! Bölgeyi komple Kürtleştirmek istemek nasıl bir bakış açısıdır?

c) AKP için Oy mücadelesi yapanlar.

Belki de en fazla seçim investesini bunlar yapıyor! Fakat bu sefer pek de işe yaramıyor takip edebildiğimiz kadarıyla!

Kafalarına göre gördükleri “Türk” isimli posta kutularına broşürler atıyorlar!

İnsanların çoğu rahatsız…

“Misyonerler gibi bunlar” diyenler oluyor.

Öbür yandan “sivri” gençler Amerikan icâdı “Challenge” videoları paylaşıp birbirlerine meydan okuyarak oy vermeye çağırıyorlar. Adına da “Türkiye için oy ver” deyip, resmen AKP için dileniyorlar.

Amerikan stiliyle “Millî mücâdele”(!) de nasıl oluyormuş, ibretle görüyoruz.

Gel gelelim hadi seçimler bitti gitti, ya sonra ne yapacaksınız?

Ne zaman bir Fikir Sistemi’ne ihtiyaç olduğunu ve bu merkeze bağlı olarak bir “birlik ve ortak siyasi duruş” sergilememiz gerektiğini, Avrupa’da da olsak, Vatanımıza en büyük hizmetin oy ile değil, sadece ve sadece Vatanımızın içinde bulunduğu Köle Düzeni’nden kurtulması mücadelesiyle gerçekleşebileceğini anlamaya başlayacağız?

Böyle “Al Takke ver Külâh” tesellisiyle kendimizi avutmak, nereye kadar?

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: