FAİZ FETVASI KÜFÜR DELÂLETİ

Düzenin şeyhülislamı Hayreddin Karaman‘ın fetvası konuşuluyor. Bana da arkadaşlar sordular. Dilim döndüğünce söyleyeyim: Hayreddin Karaman’ın bütün fetvaları şüphelidir. Onlarla amel edilmez.

Niçin böyle dediğimizi bu son örnekte daha iyi göreceksiniz. Şimdi diyor ki:

– “Kur garantili mevduat hesabı faiz değil, hibedir. Çünkü onu devlet veriyor.”

Bu hüküm bir kere Ehl-i Sünnet esaslarına aykırıdır. Bunların üstadı M. Abduh bilirsiniz, aynı gerekçeyle bankaların verdiği faizi helâl sayıyordu. O hükme dayanır ve bâtıldır.

İkincisi, kapitalist mevduat sisteminin kendisi zaten faiz sistemidir. İster devlet versin, ister tefeci. Paradan para kazanmaya yöneliktir ve İslâm’da haramdır.

Üçüncüsü ve daha önemlisi, verilen kur garantisine hibe denmez, “garar” denir. Yani nedir garar? Kaçıp kaybolmuş bir atın alınıp satılması gibi, elde olmayan, hazır olmayan, meçhule dayalı bir şeyin alınıp satılması. Peygamber Efendimiz tarafından şiddetle yasaklanmış bir uygulamadır.

Kaç türlü sakatlık! Hiç dinî açıklama gayretine girmesen, mevcut faiz düzeninin kendisinin vatandaş arasında zaten alışılagelmiş bir tarafı var, belki mazur görülebilir. Ama bu yapılan şeyi dine dayandırmaya kalktın mı, o küfre kadar gider. Nasıl ki zina eden biri günâh işlemiştir; ama yaptığı şeyin dinî bir dayanağı olduğunu iddia ederse o zaman küfre girer.

Düzenin şeyhülislâmı!

Ekleme: Biz tabiî Hayreddin Karaman’ı görüyoruz ve ona göre konuşuyoruz. Ama bu düzen içinde, İlâhiyatçı ve Diyanetçi takımı arasında çok daha feci sözler edenleri varmış. Bazısı, kur garantili mevduat hesabını, Hazret-i Ömer’in atiyye uygulamalarına falan benzetiyor. İnanılır gibi değil. Bunlar tümden kafayı yemiş.

Bakın arkadaşlar, ben din alimi falan değilim. Ama bu sözde hocaların yaptıkları şeyin dinle bir alâkası olmadığını anlayacak kadar da dinden haberdar olduğumu düşünüyorum. Adam, savaşa katılmayan Sahabilere Hazret-i Ömer’in savaş ganimetinden pay vermesine nisbet ediyor, kur garantili mevduat hesabı hakkındaki hükmünü. Gerçekten bunlar, dini bırak, ruh hastası. Ortada hiç mi din alimi kalmadı ki, bizim gibi yarım yamalak bilenler konuşmak zorunda kalıyor. Bunlara “sen ne yapıyorsun geri zekalı” diyecek hiç kimse mi yok?

Bir kere “devlet” derken bunu İslâm devleti kabul ediyorlar ki, bu her şeyden önce mevcut anayasaya aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti bir İslâm devleti değil, laik bir devlettir (yani dine dayanmaz, din işleri devlet işlerinden ayrılmıştır.) Adam gibi bir hukukçu olsa, bunları zaten devletin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyiften içeri tıkamazsa tımarhaneye kapatır; din alimine sıra gelmeden…

Bunun din ile alâkası yoktur, bu bir ruh hastalığıdır.

Selim GÜRSELGİL – Adımlar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: