KONUŞMALAR – 2

Nihan ÖZTÜRK

Orhan: Bu arada Yunanistan demişken, etik olarak bile şu ân anlamsız bir gerilimin olması, işin cabası. Mevzu adalar ise, çoktan tavır konulmalıydı. Malûm Almanya mozaiğinde tanıdığımız Yunanlılar var. Hatta gidip görmüşlüğümüz var. Bugün Yunanistan dediğimiz daha yeni çökmüş bir ülke. Yunanlılar ise çok rahat bir millet. Eğlenmesini çok iyi biliyorlar. Anladığım kadarıyla çoğu ve özellikle esnaf kesimi savaşa ve krize sıcak bakmıyor.

Murat: Aynı düşüncedeyim. İnsan, Antik Yunan’dan bir parça öğrendiğinde, bugünkü düştükleri durumu ister istemez garipsiyor.

Orhan: Öyle dostum! Ama tarihin aynasında bugün nice ülkeler ve milletler aynı vaziyeti yaşıyor. Bize bak! Geçen bir Alman arkadaş ile konuşuyoruz, lâf geldi pat diye şunları söyledi: “Biz tarihimizdeki kimseye hain demiyoruz, ne monarşi dönemimizde, ne 3. Reich dönemimizde olup bitenler için. Ama eleştirir hatta elbette yargılarız. Sizde ise durum feci. Bazıları Padişah haindi, bazılarıda Mustafa Kemal haindi diyor! Ne iş?” Yok şu yüzden, yok bu yüzden diye tabiî ki ağzımda lafı gevelemedim ve kendisine, “Bu, maalesef varoluş problemini çözemediğimizden!” demek zorunda kaldım.

Murat: Ne hazin! Keşke bunlar hep sizin yüzünüzden deseydin.

Orhan gülümseyerek: Biliyor tabi, fakat bazen polemikten uzak konuşmak gerekiyor!

Murat: Geçen kısa bir video gördüm. 1922 senesinin İstanbul’u. Tam neresi olduğunu kestiremedim ama sahilde insanlar günlük koşuşturma içinde ve Marmara’nın üstü büyük işgâl gemileri dışında, motorlular ve takalarla dolu, cıvıl cıvıl bir görüntü vardı. İşgâl altındaki mübarek İstanbul. Nelere şahit oldu!

Orhan: Bugün cazibesini kaybeden İstanbul!

Murat: Ama yine de ruhunu arayan…

Orhan: Her neyse… Avrupa’nın monarşi sevdasına ne diyorsun? Sömürdükleri topraklar bakımından fizikî olarak kendilerine hâlâ “Güneşi Batmayan İmparatorluk” lâfını yakıştıran İngiltere’nin sözde “görüntülük” kraliçesi öldü ya, bütün dünyada bir sempatizanlık, bir şirinleştirme furyası koptu resmen.

Murat: Aynen, hiç beklemediğim tiplerin hüzünlendiklerini görünce şaşkınlığımı gizleyemedim. Yani Avrupalı gençlerden bahsediyorum. Nasıl beyinlerine işlemiş. Sanki kendi kralları!

Orhan: Evet çok enteresan.. Batı’nın hilekârlığı bu! Bütün ülkelere zoraki “tu kaka” dedirttikleri monarşiden hiç vazgeçmemişler. Ama bizde ve bizim gibi ülkelerde malûm kesimler gibi kendilerine hayran ve bağlı kitleler üretmişler. Monarşi ile ilgili en göze batan İngiltere’nin yanında Hollanda’sı, İspanya’sı, Monaco’su, İsveç’i, Danimarka’sı, Norveç’i, Belçika’sı vs. var! Ki, Monaco Fransa’nın bir parçası aslında. Sanki ihtilâlden sonra monarşiyi oraya taşımışlar ve devlet statüsü vermişler. Müthiş zenginlik ve bolluk içindeler. Güya demokratik sistemle yönetiliyor bu ülkeler! Prensler, prensesler gırla…

Murat: Ama yönetimde pek söz sahibi gözükmüyorlar!

Orhan: Varsalar, hâlâ bir parmakları vardır! Bugün İngiltere de hâlâ “Kraliçe namına” diye bir tabir kullanılıyorsa dikkat etmek gerekiyor. James Bond filmlerinde bu iyi vurgulanır.

Murat: Evet propagandaları güçlü!

Orhan: Öyle olmasa resmi olarak “Birleşik Krallık” diyebilirler mi? Yada daha ilginci “Büyük Britanya”? Hani demokrasi, hani cumhuriyet, hani parlamento? Resmen saltanatla ilgili değil mi “Krallık” terimi?”

Murat: Tabiî! Hatta eski bir iş arkadaşım, Almanya’da yaşamaya karar vermiş biriydi. Almancası İngiliz lehçesiydi. Bir gün “vay Büyük Britanyalı!” diye takılınca, “Britanyalı, hâkim olduğumuz ülkelerin halklarına denir, ben İngilizim” diye karşılık vermişti.

Orhan: Yani kölelere demek istemiştir! Ayak basmadıkları yer olmadığını iddia edenler, aslında ezmedikleri, sömürmedikleri, kullanmadıkları ne bilinen bir ülke, ne değer, ne kutsallık, ne inanç ve ne de kültür kalmamıştır.”

Murat: Sanırım kendilerine hayran bıraktıkları yegane şey de futbol anlayışları veya ligi diyelim!

Orhan: Evet, seri ve kondisyon ağırlıklı zevkli müsabakalar, katılıyorum. Almanlar da çok iyi, İtalyanlar, İspanyollar ve Fransızlar da. Bizimkiler ağır abi, mafyatik, şişirmece, can sıkıcı, yavaş. Bol laklak az iş! Ama bugün futbol denilen şey, dünün roma oyunlarına taş çıkarır. FİFA’nın dilediği gibi, kafalarına göre her şey -ki her şey para-; futbol müsabakası olmayan gün yok nerdeyse.”

Murat: Bahislerde akan para trafiğinin haddi hesabı yok! Bir maçta Avrupalı Hıristiyan futbolcunun boğazında kocaman bir dövme vardı “Only Jesus (Sadece İsa)” yazıyordu. Düşünsene bir müslüman oyuncunun böyle bir şey yaptığını. Hatta sözde siyaset yapmak tamamen yasaktı, şimdi stadların her yerini Ukrayna bayrakları ile donatıyorlar. O zaman Ruslar da hayli hayli bayrak açabilirler. Yada kim ne diliyorsa o bayrağı!

Orhan: Tabiî kafalarına göre her şey. Hoşlarına gidiyorsa tamam yoksa öcüleştiriyorlar. Bugünün politikasına paralel işliyor. Nasıl Avrupa için öcü İran’ın gazı enteresan geliyorsa, Para için Dünya Futbol Şampiyonası’nı, futbol adına hiç bir varlık göstermeyen Katar’da gerçekleştirebiliyorlar.”

Murat: Sen böyle diyince, genel olarak işleyen sistemin resmine benzettim. Bu demokrasi denilen şeyin kendini beğendirme, sevdirme ve savunma şeyi mi, yoksa hakikati araştırma ve bulma işi mi olduğunu hâlâ anlamış değilim.. Gösteriş ve lâf yetiştiriş mi yoksa ortaya bir eser ve tez koyuş mu?

Orhan: Fazla derinleştirmeye gerek yok. Dediğin gibi, çoğunluğa kendini beğendirenin iktidar olup devleti ve milleti yönetebildiği bir sistem! Almanya tarihinin en traji komik dönemini yaşıyor. Bir kriz döneminde neye uğradıklarını kendileri bile anlayamadı Alman yöneticiler. Artık kendi halkları tarafından bile komik bulunuyorlar. Savunma bakanı bir veteriner, sağlık bakanının sağlıkla alâkası yok. Geçen bir tanesi bu kışın ekonomik olarak çetin geçmesi beklenildiğinden sorulan soruya, “korkacak bir şey yok, bir çok firma üretimi durduracak ama batma riski olmaz!” diye bir karşılık verdi. Sunucu gülerek, “üretim olmazsa nasıl batmaz?” diye istemsiz mukabele etmişti.

Murat: Onun ben de sosyal medyadan paylaşılan kısa videosunu izledim. Bu aralar Alman idarecilerin böyle aptalca açıklamaları sıkça paylaşılıyor. Tabiî bizim sayın iktidar ve muhalefeti de unutmayalım. Demem o ki, bir bakıma sosyal medyanın en yararlı tarafını da görmüş oluyoruz.

Orhan: Bak bu güzel bir konu! Yeryüzünde akıllı telefonu olup da sosyal medyaya girmeyen bir insan yoktur sanırım. Ve bir gün bir devrim olacaksa bunu çok iyi değerlendirmeli. Çünkü milyonlarca aptal, kibir abisesi, adi ve kızlı-erkekli şişirilmiş suratların yanında esas işinin iyi, doğru ve güzel haber sunan araçlara dönüştürülebilmesi sağlanabilir kanaatindeyim.

Murat: Mantıklı! Bence de es geçmemek lâzım. Bir çok şeyin özetinden bir çok şeyi rahatlıkla görebiliyor ve daha hızlı anlayabiliyor insanlar!

Orhan: Mesela medya diye bir şey olmayacak. Hele şu televizyon programları hiç olmayacak. Kimse aşağılık şeylere karşı heveslendirilmeyecek. Biliyorsun çocukların heveslenme güdüsü fazla. Dudağı, yanağı şişirilmiş garip yaratıkların görüldüğü, lise çağındaki gençlerin aşırı doz hayta yaşantıları ne verebilir bir ülkenin çocuklarına, genç nesline? Bence biraz reytingi yüksek bazı romantik dinazor profesörlerden ziyade, biraz da bunun üzerinde ağırlıklı dursalar fena olmaz.”

Murat: Ya dini bütün hocalar? Kadınla, kızla kafayı bozmuşlar! Başka mesele yokmuş gibi. Ahlâkı sadece kadın vücudundan ibaret gören zavallılar diyesim geliyor!

Orhan: Sadece onlar mı, kendine aydın diyen herkes mesûl! Bunların çoğu bugün aşırı Osmanlı hayranı ve çok seviyorlar ya, bilmiyorlar ki Osmanlı, kendileri gibi mallar tarafından çöküşe sürüklenmiştir.

Murat: Hâlâ osmanlı geri gelecek diye bekleyenler var, ismiyle ve cismiyle!

Orhan: Onlar havanda su dövmeye devam etsin. Yol gidenin, zaman ilerleyenin! Osmanlı’nın gerçek muradını kestirseler Osmanlı’ya düşman kesilebilecek tipler bunlar. Osmanlı falan kalmadı! Bazı noktalarda kesin örnek bile alınabilir ama, bir bütün olarak bir ideal olması artık imkânsız.

15 Eylül 2022

Devam edecek…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: