ŞÂKİ Mİ SÂİD Mİ?

Levent AKINCI

Bu gün Bayburt isyanını anlatacağım. Ama evvela Şeyh Said’e değinelim. Çünkü bu ara yine çok gündemde. Şehid Şeyh Said; iddia edildiği gibi bir Kürtçü ayrılıkçı veya İngilizlerin adamı falan değildir. İslâmcı, şeriatçı, hilâfetçidir. Zazalaşmış Seyyid asıllı bir Sünnî şeyhtir. Yani esasen Kürt bile değildir. Elbette müritleri ve kıyam sırasındaki destekçileri arasında Kürtler, Zazalar ve hatta Türkler de vardı. Eşraftan biri olduğu ve haklı dava güttüğü için halklar desteklemiştir. Cümle müslümanlar şahitlik etmiş din için kıyam ettiğine dair. Kendi ifadeleri dersen, aynı şekilde. Tarihçiler dersen, aynı şekilde. Ama birileri adamı ısrarla Kürtçü yapma derdinde.

Bu nasıl ayrılıkçı Kürtçü ki, idarede Türk Osmanoğlu varken asla bir sorun çıkartmadan, devlete devletim demiş ve tabi olmuş? Ve bu nasıl Kürtçü ki, Hilâfet ve Saltanat ilgâ edilince yine Türk Osmanoğulları’ndan, Halife Sultan Abdulhamid’in Suriye’de sürgünde olan oğlu Şehzade Selim Efendi’yi Halife ilân etmek istemiştir? Ve bu nasıl hain ki, işgâl ve harpleri fırsat olarak kullanabilmesi mümkün iken asla bir sorun çıkartmadan Anadolu mücadelesini desteklemiş, doğu ve batıdaki savaşlar bitince yeni idarenin icraatlarına karşı çıkmıştır?

Kıyam, Diyarbakır’da bir düğünde bazı askerlerin kadınlara laf atmasıyla tetiklenmiştir. Aynen Bozok Çapanoğlu Türk kıyamında veya yine bir Türk kıyamı olan Bayburt Şeyh Eşref kıyamında olduğu gibi, bir cürümle, tahrikle başlamıştır hadiseler.

Ve Şeyh 1925’te kıyam etmiştir. Ondan evvel 1919-20’de ilk kıyam edenler Türk beyleri ve şeyhleri, hocaları idi! Bozok Çapanoğlu, Bayburt Şeyh Eşref, Konya Bozkır isyanları, Düzce, Adapazarı, Gönen vs ve daha bir çok isyan Türk, Çerkes, Abhaz, Gürcü vs Muslimîn tarafından yapılmıştı. Şeyh’den üç yıl önce 1922’de meclisi tekfir eden eski Şeyhülislam Mustafa Sabri efendi de Tokatlı bir Türk idi. Keza Hafız Ali Reşat hoca Çerkes idi. Çorum İskilipli Atıf hoca Türk idi. Konya Bozkır isyanlarında tesiri olan Şeyh Zeynelabidin Efendi de bildiğim kadarıyla Türk idi. Ve daha bir çok isim var böyle, Türk, Çerkes, Abhaz vs. Sorun sadece Kürtlere has değildi, sorun dinin yok edilmek istenmesi idi. Ve âlimiyle şeyhiyle, beyiyle ağasıyla, şehirlisiyle köylüsüyle tüm Anadolu müslümanları gerekeni yapmıştır. O dönemde, yani gerek şeyhten evvel gerek sonraki dönemde, Konya, Bozok, Bayburt, Rize, Erzurum, İzmir, Trabzon, Balıkesir, Adapazarı ve daha bir çok beldede çeşitli kıyamlar ve yeni düzene muhalefet hadiseleri yaşanmıştır. Küçüklü büyüklü, Anadolu’nun hemen her yerinde eşrafta ciddi bir mukavemet görülmüştür. Mukavemet imkanı olmayanlar da ya tehcir edilmiş, ya kendisi hicret etmiş, ya inziva ve yeraltı talim, terbiye, tedris faaliyetlerinde bulunmuştur. Rahmetullahi Aleyhim.

Kemalistlere sorsan, o İngilizci, bu Yunancı, öteki Ermenici, o hain, bu bölücü, o sahte hoca, bu sahte şeyh, şu meczub… Hatta, sahte peygamber dedikleri bile var! Bir örnekle izah edeyim, bilhassa memleketim Bayburt’ta kıyam eden Şeyh Eşref için Nutuk’ta söylenen ve yüz yıldır Kemalistler tarafından tekrar edilen “Sahte Peygamber” ithamının kesinlikle doğru olmadığını, bu iddia ta 1921’de TBMM’de reddedildiği ve şeyh ve iştirak edenler aklandığı hâlde 1927’de okunan-yazılan Nutuk’ta ısrarla bu ithamın sürdürüldüğünü, böylece Nutuk’ta en az bir kısmın şeksiz şüphesiz yanlış olduğunu, hakikati yansıtmadığını “Bayburt Bayburt olalı” başlıklı makalemde isbat ve izâh etmiştim. Evvelce internette bir Bayburt-Aydıntepe sayfasında gördüğüm bu meclis tutanakları bahsini kurcalayıp teyit ettikten sonra yazdığım bir yazıydı. Yani benim keşfim falan da değil hani, meselenin doğrusunu bilen biliyor yani. Kimileri dedelerden dinlemiş, kimileri de vesikaları, kaynakları kurcalamış, hakikati öğrenmiş. Şimdi o makaleye geçelim.

BAYBURT BAYBURT OLALI

Evvelâ şunu hatırlatayım, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Bozoklu Çapanoğlu Kardeşler, Şeyh Zeynelabidin Konevi, Palulu Şeyh Said, İskilipli Atıf Hoca, Çerkes Hafız Ali Reşat Hoca… Kimi İngiliz, kimi Yunan ajanı, kimi meczub, kimi de Bayburtlu Şeyh Eşref gibi Sahte Peygamber(?). Böyle öğretildi resmî tarih kitaplarında… Diğer zatlar ile ilgili çeşitli çalışmalar yapıldı, burada bizzat vâkıf olduğum birini anlatacağım. Bayburtlu Şeyh Eşref, Nutuk’ta yazıldığı gibi sahte peygamber miydi? Bunu cevaplarken öncelikle memleketime dair bir kaç mühim bilgiyi tekrar edeceğim.

– ‘Kitâb-ı Dede Korkut’ta adı geçen tek İslâmî Türk şehri Bayburt’tur. Hikâyede Bayburt hisârı Müslüman Oğuz beylerinden Bamsı Beyrek tarafından fethedilir.. Beyrek’e ve Dede Korkut’a isnad edilen iki de eski kabir vardır Bayburt’ta.. Tabi bunlarda tarihle efsaneler iç içe geçmiş. Birer hikâye ve destan neticede. En doğrusunu Allah bilir. Şehirde ve kasaba ve köylerinde Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı devrinden kalan camiler, medreseler, çeşmeler, köprüler bu gün hâlâ ayaktadır. Kale çok daha eski olup İslâm idareleri tarafından bir kaç defa tamir ettirilmiştir. Tarih öncesi dedikleri devirlere ait yeraltı şehri ve çeşitli yerlerde arkeolojik buluntular da vardır, uzatmayayım, epey eski bir yerleşim yeridir ve yaklaşık bin senedir müslümanlar yaşar, Anadolu’da Müslüman Türkler tarafından ilk fethedilen şehirlerden biridir. Hatta İslâm orduları tarafından ilk fethi Emevîler devrinde yapılmış, daha sonra zaman zaman Roma ile Müslümanlar arasında el değişmiş, Büyük Selçuklu zamanında yeniden fethedilmiş ve sonradan da Beylikleri, başkenti olduğu Akkoyunluları ve Osmanlı devrini görmüştür… Bu arada, unutmadan, Bayburt’ta bir kaç da Sahabe kabri vardır. Makam olabileceği gibi, gerçek de olabilir. Allah en doğrusunu bilir. Tarihte zaman zaman hemen hepsi de kısa süreli olan Roma, Trabzon Rum İmparatorluğu, Moğol, Safevî, Rus ve Ermeni işgallerine uğramıştır. Ve hemen her seferinde de çeşitli tahribatlara uğramıştır.

Günümüzde ise yazık ki şehrin dört tepesine de modernizm tünemekte… Bayburt Kalesi ve Şehit Osman Tepesi ve Duduzar tepesi ve Aslan Dağı, ve dahi Çoruh Irmağı, kısaca bütün tarihi ve coğrafî tabiî silueti, adeta ‘betona teslim’ olup ifsad olan İstanbul boğazı ile aynı akıbeti paylaşmaktadır.

– Muteahhirîn Hanefî uleması kibârından ve Molla Fenârî’nin de hocası olan Ekmeleddin Baberdî bir Bayburt’ludur. Başka da alimler, fâzıllar, gazi ve şehidler çıkmıştır Bayburt’tan…

– Halife Sultan 1. Selim daha Trabzon’da şehzâde iken Safevî küfür ve zulümlerini fark etmiş ve üstüne gitmiştir. Şehzâde’ye gerek Türkistan Şeybânî hükümdar ve ulemâsı gerek Kürdistan ümerâ ve ulemâsı tarafından mektuplar yazılıp gerek Horasan cihetinde gerek Doğu Anadolu ve Irak cihetinde yayılma gösteren Şah İsmail’in sapkın fikirleri ve Ehli Sünnet ahaliye yaptığı zulümler şikâyet edilmiş ve yardım istenilmiştir. Bunun üzerine harekete geçen Şehzâde Selim defalarca doğuya ve güneye akınlar yapıp Safevîler’i püskürtmüştür. Büyük seferlerinin birinde de Bayburt, İspir ve Kemâh’ı fethetmiştir. Daha sonra el değişen Bayburt Çaldıran seferi sırasında Selim Sultan’ın emriyle Bıyıklı Mehmed Paşa tarafından kalıcı olarak fethedilmiştir. Osmanlı’nın son asrında ise Bayburt bir kaç defa Rus işgâli ve Ermeni mezalimi görmüştür..

– Türkiye’nin ve bazı görüşlere göre dünyânın da suyu en hızlı akan ırmağı olan Çoruh, Bayburt topraklarında doğar. Ama HES’ler, madenler, atıklar vs çeşitli müdahalelerle artık o vasfı da temizliği de zedelendi. Ve florası mahvoldu… TRT 2003 yapımı ‘Çoruh Artık Durgun Akacak’ adlı belgeseli seyretmeye yürek dayanmaz. Ve o belgesel, olabilecek tabiat katliamını yıllar evvel bas bas bağırdığı, haber verdiği hâlde göz göre göre gerçekleştirildi bu tahribat… Bize de bir kez daha Zihnî’den okumak düştü; ‘Vardım ki yurdumdan ayağ göçürmüş…’

– Halife Sultan 4. Murâd’ın Bağdat’ı zındık Safevîler’den geri aldığı Bağdat seferinde, surlara sancak diken ve şehit olan ve Kayıkçı Kul Mustafa’nın hakkında destan yazdığı Genç Osman bir Bayburt’ludur… Soyundan veya akrabalarının soyundan gelen aileler hâlâ daha ona ve nesline verilmiş çeşitli berat ve vakıf belgeleri olduğunu bildirmekte ve zaman zaman sosyal medyada da paylaşmaktalar… Genç Osman, Bayburtlu Türkmen olup, gerek Aksaray’da gerek Bayburt’ta akrabaları varlıklarını devam ettirmektedirler. İki vilayette de Genç Osman’ın köyü vardır; ihtimâl ki yaylak kışlak şeklinde göç eden Bayburtlu cemaati sebebiyle Babert ismi ile örtüştürülerek bizim oraya Bayburt demişler. Anadolu’da ve Azerbaycan’da üç beş Bayburt adlı yer vardır. Bunlardan Osmanlı devrinde en mühimleri şu ikisidir; biri memleketim olan Bayburd-u Erzurum, ki Sancak idi. Diğeri de Tuz gölünün güneyinde Aksaray taraflarındaki Bayburd-u Karaman idi, ki bu belde kaza idi. Aslında konar-göçer yani hafif gezici bir belde, daha doğrusu bir topluluk idi bu Konya Bayburt’u. Diğer yerlerde bir kaç köy daha var adı Bayburt olan. Hepsi de Selçuklu beylerinden ‘Bayburt Bey’ ile birlikte Anadolu’ya giren o Türkmen cemaatlerinin uzantısı belli ki. Bu arada, Sultan Murad’ın Bağdat seferi zamanında, doğrudan ordunun güzergâhında Bayburtlu cemaatleri var. Babert yok. Fakat bu gün iki ilde de yani Aksaray’da da Bayburt’ta da Genç Osman’ın köyü ve manevî mirası ve çeşitli belgeler vardır. Turgutlu cemaati de Bayburtlu cemaatinin adeta kuzenidir, hep birlikte hareket etmişlerdir. Bayburt kazası, kaynaklarda bazen Tuz gölünün güneyi bazen batısı, Afyon tarafı olarak, yani değişken ama hep aynı bölgede olarak karşımıza çıkıyor. Bunlar kaza, yani kadı tayin edilen bir belde, ama dediğim gibi, bir beldeden ziyade bir topluluk. Bir ucu, uzantıları ta Kars, Bayburt ve Trabzon tarafına gidiyor. Turgutoğulları veya bazen kısaca Turut-Türüt de denilen bu iç Anadolu Türkmenleri hâlâ daha Karadeniz’de de aynı isimle mevcuttur. Ama asıl Konya, Aksaray, Karaman, Afyon, Isparta arasında Tuz gölünün güneyinde, batısında ve güney batısında yaygın bu iki camia. Turgutoğulları ve Bayburtoğulları. Başka bir yazımda bu bahsi ele aldım. Burada uzatmayalım. Özetle dersek, kuvvetli ihtimalle eski Paypert/Baberd şehri Bayburt cemaatlerine yurt olunca isim örtüştürülmüş ve bu günkü Bayburt ilinin adı böyle şekillenmiş.

– Asrımızda Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Irak vs Memâlik-i İslam’daki Cihad hareketlerine katılmak için giden ilk Türk, 1984’te Sovyet Rusya’ya karşı savaşmak için Afganistan’a giden, İstanbul’dan üniversiteli bir genç olan Şehid Tekiner Tayfur’dur. Bayburtludur. Akrabamız ile akrabadır. O dönemde evimizde bahsi geçip, Afganistan’da şehit oldu diye konuşulduğunu dahi hatırlıyorum. Şehid Bilâl ilk şehid olduğu için o ilk sanılır ama ondan bir yıl önce ve ilk giden Türk, şehid Tekiner Tayfur’dur. Allah Teâlâ ikisine de rahmetler eylesin. Açtıkları çığır hâlâ devam ediyor. Geçenlerde Gazze’ye cihada giderken Edirneli bir Türk ve Adıyamanlı bir Kürt, bölgede onları karşılayıp refakat eden Arap Kassam komutanı ile beraber iken Lübnan sınırında araçlarına füzeler atılarak İsrail tarafından şehid edildiler. Rahmetler olsun. Her şeye rağmen ümmet ruhu yok edilemiyor işte! Ne hudutlar, ne İstiklâl Mahkemeleri, ne füzeler, ne idam sehpaları, ne Boraltan köprüleri yok edemiyor ölümsüz gerçeği!

– Zihnî, İrşâdi, Celâlî, Hicrânî… Ve halk şiiri zincirinin yaşayan son halkası acizane Akıncı. Anadolu’da en çok şair çıkartan şehirlerden biri de Bayburt’tur… Yalnız; her yerde geçerli olan ‘Mum dibine ışık vermez’ hakikati iktizasınca adeta Bayburt’un ulemâsı ve ümerâsı gibi şuârâsı ve zürefâsı da hep terki diyâr ettiklerinden sonra kadr u kıymetleri bilinegelmiştir.

– Çeşitli harpler ve muhacirlikler sonucunda artan dilencilik ve işsizliğe karşı yapıcı bir çözüm için adım atılarak tarihte ilk defa ‘Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti’ gibi fütüvvet kokan bir isimle bir teşkilât kurulmuştur. 1913 Bayburt.. Biraz Ahilik ve loncalara, biraz vakıflara, biraz da günümüzdeki hayırsever STK’lara benzettiğim bir müessesedir bu ve beni gururlandırıyor… Yazık ki günümüzde memleketimde ve bazı hemşehrilerimde gördüğüm bazı yanlışlar da tam tersine utandırıyor! Birincisi; Bayburt’ta ‘mülteci merkezi’ açılmış okuduğum haberlere göre. Evvelce de ‘F Tipi Cezaevi’ yapılmış idi. Hapishanelerle ve toplama kampları ile bir gördüğüm mülteci merkezleri ile anılmamalı adı memleketimin! Buna artan ‘Kadın Sığınma Evleri’ni ve ‘Huzurevleri’ni de ekleyelim… İkincisi, sosyal medyada gördüm; bir İslâm ülkesinden iltica etmiş bir mağdur aile için yapılan bir yardım çağrısı videosu karşısında bazı hemşehrilerim faşistçe şeyler söylemişti. “Bize ne, bizim açımız daha çok” vs diyordu bazıları… Bir vakitler ‘Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti’ kurulan Bayburt nere, bu günkü vehamet nere… Heyhat… Kaldı ki “mazluma dini sorulmaz” demişler… Neyse ki vicdan sahibi hemşehrilerim de az değil gördüğüm kadarıyla…

– 1922’deki Büyük Taarruz’un en kahraman askeri, tam bir feda eylemi ile düşmanı yaran Bayburt’lu Yüzbaşı Âgâh Bey’dir. Bu gün Afyonkarahisar’da bir caddede de ismi yaşatılmaktadır… Eğer o operasyon olmasaydı zafer de olmazdı derler.

Bütün bu sebeplere binaen Bayburt’a Urfa, Antep ve Maraş’a olduğu gibi bir taltif lâzım iken, 1920’de vuku bulmuş olan Hart ilçesindeki Şeyh Eşref kıyamı sebebiyle il yapılmamış, ilçeye çevrilip altmış sene boyunca kendisinden daha küçük bir kasaba olan Gümüşhane’ye bağlanmıştır… Oysa asırlarca Erzurum Beylerbeyiliği’ne tâbi bir sancak idi Bayburt. Gümüşhane ne alâka? Büyük âlim Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevî’nin hemşehrisi Gümüşhane’li kardeşlerimiz alınmasınlar, ama yani Bayburt halkı Erzurum ile birdir daima. Meselâ kendilerine Erzurum’lu denmesinden hiç gocunmazlar. Erzurum Beylerbeyileri de zaman zaman Bayburt Sancağı’nı merkez edinmiş, oradan kumanda etmişlerdir eyaleti. Şivesi, kültürü, tarihi her şeyi iç içedir iki şehrin. Bayburt’un Gümüşhane ile, Erzurum ile olduğu kadar bir ilgisi yoktur… Dede Korkut Kitabı bile Bayburt’u anar, bu kadar köklü bir yer. Ceza olarak ilçe yapılmıştır… 1989’a kadar sürmüştür ilçelik konumu… Ve Bayburt da tıpkı Bozok ve benzer diğer şehirler gibi; kağıt üstünde yazmasa da fiilî olarak ‘cezalı’ olan beldelerden biri olmuştur. Kalkınması engellenmiş, çeşitli konularda hep tahkirâta uğramıştır…

Hart (Aydıntepe) kıyamını yapan Şehid Şeyh Eşref için Nutuk’da ‘Bayburt’ta Yalancı Peygamber’ başlığıyla anlatılan şeyler ise resmî kaynaklara, TBMM tutanaklarına aykırı olarak ve cümle ahalinin şehadetiyle sabittir ki tamamı yanlış bilgilerdir!.. Bir jandarma rütbelisinin, nahiye müdürü veya akrabası; bir eğlencede camiî halılarını getirtip üstünde içki içmesi ile patlamış hadise… Emekli muallim olan pederimiz de gençliğinde -1970’lerin başında- o bölgede canlı şahitler olan yaşlılardan olayların aslını dinlemiş ve seneler sonra bize de nakletmişti. Halktan rivayet edilenler de aynı bilgileri ortaya koyuyor, 1921 TBMM tutanakları da birebir aynı bilgileri ortaya koyuyor;

Kıyam beklenenden daha zor ve kanlı ve uzun sürede bastırılınca ve civârdaki eşrâftan şeyhe destekler günden güne arttıkça ilk olarak apar topar bir ‘Sahte Peygamber’ haberi uydurulmuş, oradaki komuta kademesi kendi zındıklık ve beceriksizliğini ört bas için ve de eşrâfın ve halkın şeyhe desteğini azaltmak, şeyhi itibarsızlaştırmak için bu iftirayı ortaya atmışlar. Şiî, sahte mehdî, sahte peygamber… Halkımızın nefret ettiği her şeyi isnad etmişler adama. Sırf desteği azaltmak için.

Ve daha o zamanda, yani bir yıl sonra, hadisenin devamı olan bazı mahkeme davalarının görüşüldüğü 1921’de, çeşitli mebuslar tarafından kürsüde meselenin aslı anlatılmış ve Şeyh Eşref aklanmış. Davası devam eden tutuklular serbest bırakılıp dosyalar kapatılmış. Fakat 1927’de irad edilen Nutuk’ta ısrarla hikâyenin ilk şekli devam ettirilmiş… Böylece de Bayburt, en sapkın fikirli insanların bile rahatlıkla türeyebildiği ve dahası yüzlerce de taraftar toplayabildiği bir yer olarak bilinegelmiştir… Oysa değil sahte peygamber, sahte âlimin bile tabiri caizse derisini yüzer Bayburt’lu, hele de o devirde! Askere ne hacet. Zaten Nutuk’a bakılırsa adam “hem Sünnî bir şeyh, hem Şiî, hem mehdilik iddiasında, ve dahası peygamberlik iddiasında”(?).. Sünnî bir şeyh olduğu dışında diğerlerinin hiç biri doğru değil…

Bir Bayburt’lu olarak araştırdım, böylece Nutuk’ta en az bir bölümün kesinkes şeksiz şüphesiz yanlış olduğunu biliyorum. İlgili belgeleri, resmî kayıtları, Meclis tutanaklarını açın bakın… Diğer kısımlar da mercek altına alınırsa yanlış bilgiler olarak başka daha neler çıkar artık orasını bilemiyorum. Fakat yüz senedir ve hâlâ daha, Nutuk kitaplarında bu başlık altında o senaryo anlatılıp Bayburt feci şekilde rencide ediliyor…

“TBMM Zabıt Ceridesi, Doksan Yedinci İctima” yazarak olaydan bir sene sonraki 20.10.1921’deki görüşmeleri ve kararları nette de bulmak mümkün. TBMM resmi sitesinde yayındadır. İlgilenenleri oraya havale ederiz. Bozkır, Bozok, Bayburt vs 1919-20 isyanları zuhur ettiğinde henüz TBMM açılmamış fakat kongreler yapılmış ve Heyeti Temsiliye oluşmuş ve kıyamları Kemalistler bastırmış idi. Bu ara notu da düşelim…

Çapanoğlu Türkmenem.

Zaza benem Kürt benem.

Akıncıyam deliyem

Eşref-i Bayburt benem.

Levent AKINCI

Ebû Salahaddin Baybars

Bozoklu ve Bayburtlu

3 thoughts on “ŞÂKİ Mİ SÂİD Mİ?

  1. Bahsettiğiniz diğer konulara bir şey diyemem ama Molla Eşref hakkında söylediklerinizin neredeyse tamamı doğrudur.

    Bize dedemizden aktarılan budur ve biz kendisini hiç bir zaman “şeyh” olarak bilmedik.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin