YEŞİLÇAM, DİZİLER VE DİNDARLAR
Levent AKINCI
Yakın dönemde dindarları konu edinen diziler türedi. İsim vermeyeceğim, an itibariyle bir kaç tanesi birden çeşitli tv kanallarında yayında zaten, herkes az çok görmüştür. Eş zamanlı olarak bir kaç farklı kanalda benzer konuların işlenişine, ‘dört koldan taarruza geçmişler’ değil de, ‘tesadüf’ veya “dindarlar da artık bu ülkenin bir gerçeği, elbette dizilerde onlara da yer vereceğiz diye düşünülerek yapılmış olmalı” demek bence saflık olur.
‘Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır’… Günümüzde bazı diziler böyle bir başlıkla sunulunca, birileri, artık sorgulanamazlar zannediyor. Hakikatten yaşanmış mı, yoksa kurgu mu kimin haddine (!) sorgulamak. Diyelim gerçek bir olaydan alınmış, dizideki olayların istatistiği, dindar kesimde rastlanma oranı nedir? Yani kaç dindarda bir yaşanıyor bahsedilen olaylar? Dindarların ve tabiri caizse yarım çeyrek dindar olanların, yani geleneksel muhafazakâr kesimin, kaçta kaçında ve hangi çeşidinde dizideki karakterler görülüyor? Bunu da sorgulamaya hakkı ve ihtiyacı yoktur kimsenin sanıyorlar! Ve en önemlisi de, bu insanların bu tarikat ve cemaatlerin eline düşme sebepleri nelerdir? Kimse bunu konuşmuyor!
Sahi, istatistik demişken, toplumdaki suçların, vahşetlerin, dramların kaçta kaçı dindarlarda kaçta kaçı diğer vatandaşlarda görülüyor?
Hiç bir kesimi töhmet altına almak değil niyetim, her dindar bilinen kişi ak pak değildir her gayrı İslâmî kişi de ahlâksız veya vahşî, canî falan değildir; bu günün bazı dindarları yarının mürtedleri olabileceği gibi, bu günün bazı müşrikleri de yarının müminleri olabiliyor. Nice bilhassa iyi ahlâklı kâfir var ki, bir de bakıyoruz ki hidayet bulmuş, küfrden şirkten tevbe teberri etmiş. Allah Subhanehu ve Teâlâ herkese, bilhassa da merhamet sahibi ve mert olan kafirlere hidayet etsin. Ve bilhassa hurafeleri veya kötü hasletleri ile davayı lekeleyen nice marazlı, garazlı, nifaklı tipin de bir süre sonra dinden irtidat ettiği de görülmeyen şey değil. Hafızanallah.
Velhasıl kimseyle kişisel bir meselemiz yok. Burada anlatmak istediğimiz başka bir şey. İslâmcı diye bilinen kişi veya camiaların kaçta kaçını ve hangi türlerini yansıtıyor bu diziler? Ve İslâmcı derken de, sahihi, hakikisi, bidatlisi, hurafelisi vs hadi hepsini birden hesap etmiş olalım! Ki, sahtelerinden, hurafecilerinden ve sömürücülerden nefret ederim ve berîyim. Evet, kim bununla ilgili bir istatistik çalışması veya araştırma yapıyor? Meselâ hiç, mesleğinde tecrübeli yıllanmış bir kaç ağır ceza hakimi veya bir kaç asayiş ve karakol polisi ile veya gardiyanla, cezaevi görevlileri ile konuşmuş mudur bu dizileri yapan ve yaptıranlar ve de oyuncular? Meslek hayatı boyunca yüzlerce davaya, suça, suçluya şahit olmuş çeşitli memurlarla hiç konuşmuşlar mı?
Meselaâ istatistiki verilere göre dünyada da Türkiye’de de işlenen adi suçların, cürümlerin çoğu “alkollü” iken işlendiği hâlde, Siyonist Sabetayist Masonik medyada neredeyse bir kere bile alkolün hedefe konduğunu görmek mümkün değilken, böyle şeytanî roman, film ve dizilerde bazen alenen bazen de imâ yoluyla İslâm da örf de hedefe konuluyor! Üstelik hak din olan İslâm, bu filmlerde bahsi geçen hurafat ve zulümatı reddediyor iken! Faturayı bazen alenen, bazen de sinsice ima ederek dine ve de istismarcı ve hurafeci olmayan samimi dindarlara kesen bazı tv kanallarının hiç birinin bilâteşbîh alkole bile böyle bir savaş açtığını görmüyoruz!
Tanıyanlar bilir, bütün partilerden de, bütün futbol, basketbol ve voleybol takımlarından da, ve genellikle cemaat ve tarikatlerden de, nefret ederim, ama iftira da şerefsizliktir bunu da böyle bilirim.
Bu dizilerde dindar veya muhafazakâr kesimde, İslâmcı camialarda, halka yaygın olanlarında yani, görülmeyen ne kadar uç şeyler, ne kadar zırvalık, yobazlık, cehalet, sapkınlık varsa hepsini sinsice yamamışlar. Dipte köşede, göz önünde olmayan ve klikleşmiş, kapalı bir koloni hayatı süren küçük, uç bir kısım gruplarda belki bazen var olabilecek olan ne kadar ucubelik, zulüm ve cehalet varsa geneli töhmet altına alacak şekilde yer vermişler bu dizilerde. Bazı zırvalıklar belki hiç bir grupta yok bile, tamamen kurgu yani. Allahualem.
Ve en irrite edici şeyleri en irrite edici sahnelerle ajite ederek halkın gözüne gözüne sokuyorlar. Ve bir tür bilinçaltı kodlama yapıyorlar. Bazı dinî şiarlar, çeşitli simge ve kıyafetler, çeşitli ibadetler, isimler, ve sözcükler, bir kısım kötülükler ile bir olarak hafızalara çakılıp eşleştiriliyor, özdeşleştiriliyor adeta. Çok şeytanca! Birazdan örnek vereceğim.
Ama şunu belirteyim evvela, bu işler Sabetay Masonik Yeşilçam’da eskiden beri var zaten. Meselâ 1965 yapımı ‘Haremde Dört Kadın‘ adlı pislik film. Bu filme dair YouTube’de yazdığım yorumum bu günkü bir kısım medyaya ve senarist, yapımcı ve oyuncularına da gelsin: “Sabetayist Masonik monşer bir bakış açısıyla yapılmış bir film. Bir kısım Sabetay Yeşilçamlılar gitsin de dedelerinin ninelerinin ‘Dört Gönül Bayramı’nın filmini çevirsin önce!”
Vurun Kahpeye, Öğretmen Kemal, Yatık Emine, Çalıkuşu ve daha bir çok filmde dindarlar, sakallı takkeli bir kısım halk ve mollalar hocalar işbirlikçi hain, sapık, ırz düşmanı olarak, çarşaflı peçeli kadınlar da fitne fücur, cahil ve bazısında da iffetsiz olarak gösterilmiştir.
Meselâ Çalı Kuşu, tek tv kanalı olan TRT’ye mahkûm olduğumuz seksenli yıllarda yedi bölümde yayınlanmış bir dizi idi. Ve zannedersem halkın çoğu seyretmişti. 1986 yapımı olan Çalıkuşu. 1966 yapımı olan değil bahsettiğim, o sinema filmi. Orda da konuların farklı olduğunu sanmıyorum da. Çünkü eğri bacadan doğru duman çıkmaz. Zaten dayandıkları roman aynı roman, senarist ve yönetmen de aynı kişi. O zaman tek oturumluk film olarak yaptığı filmi bu kez uzatıp dizi yapmıştı. Neyse, 1966 yapımı filmi seyretmedim. 1986 yapımı dizi versiyonunu ise yayınlandığı dönemde, çocukken yani, TRT’de seyretmiştim, ve dizide tesettürlü dindar kadınlara genellikle şeytanî bir rol biçilmişti.
Başlarda, bahçede çarşaflı bir kadının “şşt, küçük hanım!” dediği sahne herkesin zihnine ‘çivi gibi’ çakılmış kalmıştır. Ki, filmin sonraki bölümlerinde de en kötü hatıra ve Feride’nin kâbusları olarak ‘tekrar tekrar’ vereceklerdi o sahneyi! O kadın o sahnedeki fitneciliğiyle herşeyi mahveden şeytanî bir karakter olarak sunulmuştu. Seyredenler hatırlayacaktır. Sonraki kısımlarında da baş roldeki güya medeni münevver kızın yani Feride’nin muallime olarak gittiği bir Anadolu köyündeki sıbyan mektebinin geçici hocahanımı idi galiba, dindar, sıkı tesettürlü ama yobaz, cahil, hurafeci ve çocuklara karşı acımasız bir kadın vardı. İlerleyen bölümlerde Bursa Zeyniler köyündeki bu yobaz kocakarı karakteri ile de dinden ve dindarlardan intikamını almaya devam etti malum kesim. Ve dizi boyunca daha bir çok sahnede!
Bakınız kendimden örnek vereyim, meselâ Çalı Kuşu filmi deyince o dönem seyretmiş olan hemen herkes gibi ben de ilk önce filmin o meşhur müziğini hatırlıyorum hemen, ikinci olarak aklıma gelen bir kaç kelime şunlar oluyor: Kâmuran, Feride, Gülbeşeker, caceylicalacula cumburceyli capcup, ve şşt küçük hanım!.. Ve tabiî ki o kara çarşaflı fettan kadın sahnesi!
Öğretmen Kemal, Yatık Emine, Vurun Kahpeye gibi filmlerde seküler esas oğlan veya esas kızlar hep vatansever, aydın, insancıl, ama mollalar, müderrisler, hocalar ve dindar ahali ise yobaz, ırz düşmanı, acımasız, linççi ve işgâlcilerle çalışan hain olurdu çoğu kez. Hani, bakın vaktiyle asılan hocalar da hep böyle idi, haksız yere asılmadılar. Bu mesajı bilinçaltına altına çakıyorlardı! Ve bakın asılan, hapsedilen, sürülen, yüz ellilikler listesine alınan vs dincilerin hepsi de böyle cahil yobaz idi mesajı veriliyordu.
Oysa mesela, Piranlı Şehid Şeyh Said ile beraber idam edilenlerden Diyarbakır Hanili alim Şehid Salih Bey, bizzat mahkeme zabıtlarında da geçtiği üzere, ana dili Kürtçe haricinde Türkçe, Arapça, Farsça, Zazaca, iyi derecede Fransızca ve biraz da İngilizce bilmektedir. Mahkemede ‘İngilizceyi bir Ermeni mualliminden biraz okudum, ancak konuşamam’ demiştir. Bu ayarda nice alim ve müderris ya idam edildi ya başka zulümlere maruz kaldı. Sırf müslüman oldukları için.
Sırf kutsal kitapları Nutuk’ta ‘Bayburtta Yalancı Peygamber’ diye bahsedildiği için yüz yıldır elim bir hadiseyi orada yazıldığı gibi zanneden Kemalistlere, Bayburtlu Şehid Şeyh Eşref’in öyle biri olmadığını bizzat meclis tutanaklarıyla isbatlamıştık, ‘Şaki mi Said mi’ adlı makalemiz ilişiktedir.
‘Bütün bir insanlık yalana teslim’ başlıklı makalemizden kısa bir nakille devam edelim:
“Matbuat ve sinemanın ‘Vurun Kahpeye, Yatık Emine, Çalıkuşu, Öğretmen Kemâl’ gibi mahsullerinde ve daha nice roman ve filmde sürekli dindar mahalleli hedef alınmıştır. Çünkü ümmette en küçük ve son kale olan hâne-aile ile ümmet-devlet arasında mühim bir birim idi mahalle. Mahalleli, bilhassa dindar eşraf; işgâlde düşmanla işbirliği yapan, hem ırz düşmanı, hem de sürekli ayıp günâh araştıran bir namus bekçisi, gündüz taşlamaya çalıştığı Maria Magdelena’nın geceleri kapısını zorlayan birer sapık ferîsi, fitneci, zalim, linççi, yobaz vs olarak gösterilmiştir. İkna edip zina yapamadığı iffetli dul kadınları cadı diye yaftalayıp diri diri yaktıran ortaçağ papazları gibi gösterilmiştir dindar mahalleli hep. ‘Köyün/mahallenin namusunu temizleyin’ diyen bir imam veya molla, halkı galeyana getirir ve mağdur veya iffetli bir dulun camına ilk taşı atan olurdu hep. Ve mesaj şuydu biraz da: ‘Asılan hocalar da hep böyleydi bakın’. Ve ‘Mahalleliyi asla umursamayın, hayatınızı yaşayın’. Burada mahalleliden kasıt, temsil ettiği ‘değerler’ tabiî ki.”
Uzamasın diye yazmıyorum, çok örnek var böyle yukarıda Çalı Kuşu hakkında konuştuklarım gibi. Bir çok film ve ilgili kısmını yazabilirim şuraya!
Döneyim din düşmanı Yeşilçam’ın mirasçısı olan bir kısım TV kanalizasyonlarına ve güncel dizilere. Bu dizilerdeki hadiselerin çoğu kurgu. Gerçek olanların da istatistiği ortaya konulmuş değil. Ayrıca, isterse çok yaygın görülen şeyler olsun bunlar, hatta isterse -tenzih ederim- bütün cemaat ve tarikatlarda görülüyor olsun, sonuçta insanların dinini daha iyi öğrenebilmek ve yaşayabilmek için aldanıp yanılıp bir kısım muzır tarikat ve cemaatlerin kucağına düşmesinin de ve oralarda başlarına gelen şeylerin de asıl mes’ulü yine mevcut emansız darulharbdir, mevcut tuğyan düzenidir! Kızılıyla yeşiliyle mevcut sistemdir!
Keza, çeşitli kadın sunucuların marifetiyle yayınlanan rezil sabah programlarında gördüğümüz bir kısım muhafazakar geleneksel ahalinin içler acısı durumu hepimizin malûmudur. Onların da müsebbibi aynıdır. Sen İslâm ilim, itikad, şeriat, ve ahlâkını men edersen, insanların dinden sıyrılmış laik yasalar ve yine dinden soyutlanmış bazı adetler ile erdemli bir hayat sürmesinin mümkün olmadığını da göreceksin demektir. Onların da sebebi vesilesi aynı sistemdir. Hepsi bu düzenin acı meyveleridir. Mükellef olan her fert günâhından, hatasından mes’uldür, temize çıkartılamaz. Fakat bunların bir de sebebi vesilesi olan, o zulümata ve hurafata zemin hazırlayan sistem var ortada! Kimse onu konuşmuyor.
Her bir skandalda pokunda boncuk bulmuş gibi adeta sevinçle yaygara yapan, faturayı dine, dindarlığa kesmeye çalışan ve normalde fil dişi kulelerinden iğrenerek baktıkları bir kısım halka timsah gözyaşı döken birileri bilmeliler ki, dönen dolabın farkındayız! Ve uyutulmuş uyuşturulmuş bir kısım halkımıza da işte böyle fark ettireceğiz!
Levent AKINCI










