FESLİ GENÇ

Levent AKINCI

Osmanlı Hilâfet Ordusu’nun bir kolu olan “Livaul İslâm” yani namı diğer “Kafkas İslâm Ordusu” askerleri yani “siyah püsküllü kırmızı fes” takan atalarımız için, yüz yıl önce Azerbaycan Türkleri “Lâleler” türküsünü bestelemişlerdir. “Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türk’ün bayrağına” türküsünü ithaf ettikleri gibi. İki türkü de aynı ordu için bestelenmiştir.

Doğu Anadolu’da ve Azerbaycan taraflarında içi siyah, yaprakları kızıl olan Gelincik çiçeğine de lâle denir. Sovyet işgâli devrinde bu türkü ile İstanbul özlemlerini şifreli olarak okumuşlar senelerce. Tıpkı Boşnakların “Razbolje se Sultan Sulejmane” ağıtındaki gibi bir özlem sözkonusu. Bir mecliste çalar söylerlerken meselâ, Sovyet parti komiserleri veya yerli uşakları gelse, ellerde saz-tar, Lâleler türküsü çalıyor âşıklar; ne yapıyorsunuz siz burada? Hiç, çiçek, aşk, meşk! Oysa öyle değil, İstanbul özlemlerini dillendiriyorlardı şifreli olarak. Bir davayı diri tutmaya çalışıyorlardı.

Yukarıda videoda gördüğümüz fesli genç bir Boşnak Müslüman. Nedzad Dizdarevic. Yer Bosna. 1994. Bosna soykırımının simge videolarından biriydi bu. Sırplar esir aldıkları bu genç Boşnağın kafasına geçirdikleri bir Osmanlı fesiyle alay ediyorlardı. Ki, Bosna’da sevdalinka söyleyen aşıklar hâlâ daha fes takar. Sonra o çetnikler bu çocuğu boğazından süngüleyip şehit ettiler.

Ehli kitap kâfir olan Sırplar da biliyor ‘Fes’in neyi temsil ettiğini, kitapsız kâfir olan Komünistler de, voleybol topuyla sarığı ve fesi hedef alan aşağılık karikatürler çizen bir kısım kitapsızlarımız da…

Sinemadan, karikatür ve matbuata her sahada fütursuzca tarihimize ve değerlerimize saldıran bu gürûh, nezdimizde Taşnaklar ve Çetnikler kadar aşağılıklar!

Bu arada bu vesileyle hatırladık yine, ‘Hababam Sınıfı Uyanıyor’da meselâ Gençliğe Hitabe konusunda tam bir ciddiyet dersi verilirken, Lâleler türküsü ile cıvık şekilde alay edildiği gibi, hemen hemen aynı kadronun oynadığı Gülen Gözler filminde de, dediklerine göre Vecihi Hürkuş’la, Vecihi adıyla ortaya konan beceriksiz çatlak pilot karakteri üzerinden alay edilmişti. Toplumda yüzlerce isim varken çok çok nadir rastlanan bu ismi bir pilota vermeleri tesadüf olmasa gerek. Vecihi Hürkuş da Lâleler türküsünün yazıldığı Kafkas İslâm Ordusu askerlerinin, sağ kalanlarına yetişip kurtardığı Sarıkamış esirlerinin kaldığı Bakü Nargin adasında esir kalmıştır. Bir dedem de muhtemelen orada esir imiş. Bir kısım matbuat ve sinemada birşeyler ile alay ediliyorsa iki kere düşünmek gerekiyor.

Esasen bu filmlerde en büyük Sahabe efendimiz ile de alay ediliyor, en büyük Türk Sultan ile de ve başka değerlerimiz ile de. Kendi kutsalları ve değerleri sözkonusu olduğunda ibadet havasında bir ciddiyete bürünen zevat, müslümanların mukaddesat ve değerleri sözkonusu olduğunda mizah adı altında her türlü şebekliği yapabiliyor gördüğümüz gibi.

Yine ‘Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı’da Tevfik Fikret güzellemesi vardır meselâ. Neden meselâ Mehmed Akif veya bir başka şair değil de Tevfik Fikret? Türk Sultan Abdulhamid’e yapılan Taşnak planlı suikastte, o bombalı saldırı sonrasında, ‘Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! Attın, ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın’ diyerek Taşnaklara övgüler dizdirecek karakterde biriydi Tevfik Fikret! Filmde edebiyat öğretmeni ağlayarak hayıflanır, ‘ben nasıl olur da Tevfik Fikret’in ölüm yıldönümünü unuturum’ diye!

Sahi millî şâir Mehmed Akif neden vatanını terk etmek ve uzun seneler boyunca hicret hayatı yaşamak zorunda kalmıştı, ve 1936’da nasıl vefat etmişti, ve cenazesine ve üniversiteli gençliğin teveccühüne yetkililer nasıl bir muamelede bulunmuştu? Ve otuz yıl kadar sonra 1967’de vefat eden oğlunun cenazesi neden sokaklarda bulunmuştu? Kimler böyle bir yaşamı ve sonu reva görmüştü bu insanlara? Veya, meselâ Akif’in oğlu askerden neden firar etmişti? O perişan hayata ve ölüme götüren süreç nasıl başlamıştı?

Kafkas İslâm Ordusu komutanı Nuri Killigil Paşa’nın da Haliç’teki silâh fabrikası rivayete göre kundaklanmıştır, ister sabotaj olsun ister kaza, farketmez, bu yangın ve patlamada vefat edişi sırasında son icraatı “Ümmet”e yardım idi, Pakistan ve Filistin’e, Pak ve Arap kardeşlere silah ve mühimmat sevkiyatı idi. İlişikte sondaki linkteki makalede anlatmıştık. Nuri Killigil Paşa’nın cenazesine o günkü yetkililer nasıl bir muamelede bulunmuştu, bunları da anlatalım yeni nesillere. Ve ölümünü soruşturmak için yapılan sözde önerge görüşmelerinden sadece bir kaç gün sonra Siyonist İsrail resmen tanınmıştı. 1949. Bak sen tesadüfe!

Aynı devirde, Nuri Paşa’nın vefatından dört yıl kadar önce 1945’te iki yüz kadar Azerbaycan Türkü bize iltica etmiş oldukları halde Sovyetlere iade edilmiş ve hudutta oracıkta kurşuna dizilmişlerdi, Boraltan Köprüsü faciası diye bilinir. Dediklerine göre o Türklerin bir de acı şiiri vardır, meşhurdur, şimdilerde bestelendi. Bu arada, medyadan gördüğümüz kadarıyla Boraltanlar bitmedi, hâlâ daha devam ediyor.

Laleler Türküsü hakkında:

Çırpınırdın Karadeniz marşı:

Razbolje se Sultan Sulejmane sevdalinkasını söyleyen Fesli Boşnak aşıklar

Boraltan Köprüsü ağıtı

Mehmed Akif Ersoy’un oğlu hakkında

Kafkasya operasyonu kahramanları hakkında:

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin