ÖZ YURDUNDA PARYA!
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
İstanbul’da çarptığı motokurye Yunus Emre Göçer’in ölümüne neden olan Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu Muhammed Hasan Şeyh Mahmud’un cezası belli oldu. Verilen 3 yıl hapis cezası önce takdir indirimi ile 2 yıl 6 aya düşürüldü. Ardından bu ceza 27 bin 300 lira para cezasına çevrildi.
Türk milletinin canının, kanının bir değeri yok…
Bir zıpır gelecek, cinayet işleyecek, sonra da 27 bin 300 lira ödeyerek kurtulacak, kurtaracaklar…
Ha, aileye şikâyetinden vazgeçmesi için bir miktar para verilecektir…
Onu da belki Örtülü Ödenek’ten bize ödettirirler. Malûm, mevcut Somali yönetimine emperyalizmanın ihtiyacı var. Katilin babası emperyalizmanın sadık bir köpeği ne de olsa… İtin eniğinin yediği haltaları temizlemek de bizimkilere düşüyor… Emperyalizmanın menfaatleri her şeyden yücedir… Öz vatanımızda emperyalizmanın menfaatlerinin, kendi kanımızdan, kendi canımızdan daha değerli olduğuna bir kez daha şahit olmuş olduk. Bizi yönetenlerin, bize değil, emperyalizma için beraber iş tuttukları işbirlikçilere bizden daha çok değer veriyor olduğunu gördük bir kez daha.
Kumandan ve Ünsal katledildiklerinde orada olanlar, şimdi de sıradan bir kişinin katlinde seyircilik yapıyorlar.
Üzerinden durmaya pek değmez…
Bu defa ölen bir motokurye… Sıradan bir parya yani… Yarın adı sanı hatırlanmayacak bir köle… Eşinin, çocuklarının, hayallerinin olması, çocuklarının artık “baba” diyemeyecek olması, “yetim” kalmış olmaları neyi değiştirir?
Devletin âli menfaatleri diyerek susturmuşlardır aileyi…
O âli menfaatler de, işte yukarıda dediğimiz gibi, emperyalizma hizmet etme ortaklığı…
Ceza neyi değiştirecek?
Ceza, Türkiye’nin bağımsız bir hukuk devleti olduğunu, çatladıkapı cumhuriyeti olmadığını, Türk milletine, Türk ailesine dokunmanın, dokunan kim olursa olsun, yanacağın gösterirdi. Yönetenlerin ahlâkının, samimiyetinin, millî hislere bağlılığının delili olurdu.
Giden gitmiş, ceza neyi değiştirecek denilerek varılmak istenen netice, bu zillete, aşağılanmya katlanmamız ve insan olmadığımızı kendimizin kabullenmesi… Evet, bizden bunu istiyorlar. İnsan olmadığımızı kabul edelim ki, insanca muamele talep etmeyelim. Hakkımızı aramayalım. Boynumuzu bükelim. Sultaya boyun eğelim.
Bir tarafta yaşanmaya değer hayat hayali, diğer tarafta da bu hayalimizi çalanların bizi hayvanlardan beter bir katlanışa razı kılmak istemeleri.
Evet ölüm haktır ve herkes vadesi yettiğinde ölecektir…
Mesele ölüm değil, ölümden sonrası ile ilgili…
Öleni geri getiremeyeceğiz ama kendimiz için yaşanmaya değer bir hayat kurabiliriz.
Bu iğrençliklere ve bu iğrençlikleri normalmiş gibi göstermeye çalışanlara katlanmak zorunda değiliz. Bu meselenin ızdırabını duymayan kim varsa yüzlerine tükürmek istiyorum!
Bu davanın istismarcısı böcekleri de lâyık oldukları şekilde ayaklar altında ezivermek…
Allah’ım, bizlere, Ünsal ve Kumandan gibi kahraman şehitlerle, motokurye gibi mazlumların intikamını almayı nasip etsin! Bu sadece bir hak veya haksızlık davası değil, aynı zamanda ve daha fazlası da olarak emperyalizmayla, emperyalizmanın yerli işbirlikçileriyle de hesaplaşma zeminidir…
Yaşanmaya değer hayatı kurmanın yolu buradan geçer; hayatı yaşanmaz kılanlarla hesaplaşmadan, yaşanmaya değer hayat mümkün mü?
Düzeltme: Yazıyı, davanın bittiği üzerine gelen ilk haber üzerine yazmışken, dava ile ilgili ayrıntılarda, ailenin şikâyetçi olmaktan vazgeçmediği ortaya çıktı.










