İŞBİRLİKÇİLİĞİN HABERCİLİK DİLİ AYNASINDA SİYASÎ MANZARA
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Hürriyet Gazetesi’nin internet versiyonunda bir haber başlığı:
“ABD, İsrail’in Refah operasyonunu “ciddi bir planlama yapılmadan” desteklemeyecek”
(Ne yani, Gazze’de tek mesele ciddi plânlama yapılmamış olması mı? Ciddi plânlama ile cinayet işlemek kabul edilebilir bir şey mi?)
Yukarıdaki başlıktan sonra haber şöyle devam ediyor:
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, ABD’nin yerinden edilmiş bir milyondan fazla sivil için “ciddi bir planlama yapılmadan” Refah’a yapılacak bir İsrail operasyonunu desteklemeyeceğini açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’a yönelik planladığı askeri operasyona yönelik açıklamalarda bulundu. Patel, ABD’nin yerinden edilmiş bir milyondan fazla sivil için “ciddi bir planlama yapılmadan” Refah’a yapılacak bir İsrail askeri operasyonunu desteklemeyeceğini söyledi.
Patel, “1 milyon insanın barındığı bir bölgede plansız ve çok az düşünülmüş bir şekilde böyle bir operasyon düzenlemek felaket olur” ifadelerini kullanarak, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın İsrail’de yaptığı son ziyarette İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya bunu açıkça ifade ettiğini söyledi.
Refah’taki 1 milyondan fazla insanın Gazze’nin kuzeyine dönemeyecekleri ve güneyde devam eden askeri harekât göz önüne alındığında nereye gidebilecekleri sorusuna Patel, “Bunlar İsraillilerin yanıtlaması gerektiğine inandığımız meşru sorulardır” dedi.
Patel, Refah’ta böyle bir operasyon için ciddi bir planlama yapıldığına dair henüz bir kanıt görmediklerini de açıkladı. Öte yandan Netanyahu dün düzenlediği basın toplantısında, İsrail ordusuna Han Yunus’tan sonra Refah’a operasyon düzenlemesi için emir verdiğini açıklamıştı.
Bu zehirli dil, bu işbirlikçi dili… Amerika’yı temize çıkarmış oldular…
Bu ülkede artık işbirlikçilerin, “Amerika orgazm olmak istiyor!” diye manşet attıkları, “bırakalım öldürsünler, onlar Ortaçağdan kalma mahlûklar, siviller ölüyor diyerek ellerini tutmayalım” diye emperyalizmanın sivil katliamlarına açıkça destek oldukları günler, elhamdülillah kan ve can pahası verilen mücadele ile geride kaldı kalmasına ama içlerindeki işbirlikçi pislik yaşamaya ve kendisini hemen belli etmeye devam ediyor.
Hüriyyet kimin?
Demirören’lerin…
Onlara kim verdi?
AKP!
C.B. Erdoğan’ın, Erdoğan Demirören’i nasıl fırçaladığını, koca adamı nasıl ağlattığını bilmeyen var mı? (Demirören’in Erdoğan’dan azar yiyerek ağlaması, aynı zamanda 3000 aile hiyerarşisindeki yeni yapılanmaya işaret etmesi bakımından da mühimdi. Geçmiş iktidarların, “iktidar ama muktedir değil” mazeretinin AKP için geçerli olmadığının da bir göstergesi. Zamanında iktidar olan sağ-muhafazakâr partiler hakkında, “iktidarlar ama muktedir değiller” tespiti yapılır ve bu tespite istinaden de rejimin “Kemalist” (!) olduğu rahatlıkla ifade edilebilirdi. Bugünkü iktidarın, hem iktidar hem de artık muktedir olması hasebiyle sistem-paradigmanın adı da Kemalizm falan değil, İmânsız İslâmcılık… Dolayısıyla bugün yaşanan menfiliklerin birinci elden mesûlü de Kemalizm değil, bunlar. Bugün, Kemalizm falan diyerek, sönmüş ateşe -verdiği mücadele ile Kumandan’ın söndürdüğü ateşe- tükürerek mücadele ediyor görüntüsü verenler, esasında işbirlikçi rejimi gizlemeye çalışan, oradan menfaatlenenlerdir.)
Evet, fiilî mesuliyet Demirörenlerin ama siyasî mesuliyet diye bir şey de var, değil mi? Hele ki Hürriyet özelinde ve Hürriyet’in yayın politikasının nerelerden belirlendiği düşünülürse…
AKP içinde müslümanlar da vardır ama AKP kurumsal olarak işbirlikçidir. AKP, içindeki müslümanlar ve müslümanlara dayanmak zarureti saikiyle müslümanların maslahatını gözetiyor görünmek mecburiyetindedir ama kritik eşikte tercih yapmak durumunda kaldıklarında, kurumsal AKP, ferdî inisiyatifleri ezer geçer ve işbirlikçiliğin gereği neyse o yapılır.
AKP, anti-emperyalist değil, müslümanlara şirin gözükmek için öyleymiş gibi yapmak durumundadır.
Bu da esasında müslümanların siyaset sahnesinde geldikleri seviyeye, elde ettikleri güce işaret eder. Bu güç ve seviyenin farkında olunsa, müslümanların kazancı çok daha farklı olurdu ya… Yani AKP yine iktidarda olurdu belki ama, minnettar olunacak değil, telepkâr olunacak, dilenilecek değil, emredilecek bir yapı olarak görülür ve çantada keklik olmayan müslümanları elde tutmak için daha fazla tavizler vermek zorunda kalırlardı. (Mücadele de ona göre şekillenirdi ama yalakalar, AKP’ye işbirlikçiliği ilerletmede alan açtı. AKP nasıl olsa bedel ödemiyor. Ödediği bedel olsa olsa ahmakları avlayıcı üç kelimelik hamaset ve emperyalistlere karşı atarlanma… Yandaşlara birkaç da ihale… Belediyelerden biraz yardım… Birilerine gazetelerde köşe vs… Masrafsız bir bedel.) Müslümanların mücadele sonucu elde ettikleri kazançlarında AKP bedel ödeyen değil, ödenen bedelin parsasını yiyendir. Geçmişte bedel ödeyenlerin bir kısmı da AKP’de ama onlar karar alıcı değil ve geçmişte başlarına gelenlerin bedelini menfaat karşılığı AKP’ye satan ticaret erbabı… Müslümanların kazancında bedel ödeyen en başta Kumandan Mirzabeyoğlu… O da satılmadı ve satın alınamadığı için AKP iktidarında şehid edildi…
Emperalizmanın AKP’yi iktidara taşıması söz konusu, anlaşarak… Anlaştılar ve iktidara bedel ödeyerek değil, emperyalizmanın açtığı yolda yürüyerek geldiler. Emperyalizmanın, Türkiye’deki işbirlikçi sistemi devam ettirebilmek adına, Kemalist görünümlü işbirlikçilerin yerine müslüman görünümlü işbirlikçileri ikame etmesi ve Kemalist görünümlüleri müslüman görünümlülere tasfiye ettirmesi yetti. Sahte bir mücadele ve zafer havası ile İBDA, yani “pazarlıksız Allah ve Resûlü” davası iktidar olmasın diye, emperyalizma, onları, “pazarlıksız Allah ve Resûlü” davasının yolunu kesmek için iktidara taşıdı. Kemalist görünümlüler gidip müslüman görünümlüler geldi ama emperyalizma için değişen bir şey yok; Türkiye hâlâ açık pazar… Türkiye’deki sistemin gerçek sahibi olan emperyalizma, Kemalist görünümlü işbirlikçilerinin iktidarda kalmasında ısrara ve Kemalist işbirlikçileri iktidarda tutabilmek uğruna müslümanlarla zıtlaşmaya devam etseydi, “pazarlıksız Allah ve Resûlü” davasının davacıları sistemi yıkarak, “pazarlıksız Allah ve Resûlü” davasının sistemini kuracaklardı. Türkiye emperyalizmanın elinden çıkacaktı. “Pazarlıksız Allah ve Resûlü” davası tehlikesini Kemalist işbirlikçileri eliyle durduramayacağını anlayan emperyalizma, pazarlık yapmaya dünden teşne AKP’yi iktidara getirerek, “pazarlıksız Allah ve Resûlü” davasının yolunu bu ihanet ve işbirlikçilikle kesmiş oldular. AKP de koltuk uğruna buna zaten hazırdı…
Şimdi de görevlerini yapıyorlar.
Her zaman olduğu gibi emperyalizmaya karşıymış gibi yaparak gemicikleri yüzdürüyorlar…
Evet, Hürriyet “Amerika orgazm olmak istiyor!” diye manşet atmıyor atamamasına da, sebebi bundandır. Gemiciklerin yüzmeye devam etmesi gerektiğindendir. Efendileri kurbağaları ürkütmemeyi emretmiştir. Kurbağalar, hani şu yavaş yavaş ısıtılınca haşlandığını farketmeyen ahmaklar… Ama yukarıdaki misaldeki başlık, bugün için, “Amerika orgazm olmak istiyor!” manşetinin yerini tutar keyfiyettedir.
Neymiş? İsrail ciddi bir planlama yaparsa ABD destek verirmiş. Hah, hadi bakalım, içimiz ferahladı. Artık İsrail kardeşlerimizi ciddi plânlama ile katletmeye devam edebilir. İşbirlikçiler de yine kınamaya, lânetlemeye devam eder elbette.
Mesele şu: Amerika açıkça destekliyor, AKP ve diğer müslüman yöneticiler de görmezden gelerek bu katliama destek oluyor ve İsrail katlediyor. İsrail’in katliamları o derece ileri gitti ki artık Amerika bile bu katliama açıkça detek veremez hale geldi. Filsitinlilerin dökülen kanları, emperyalist sistemi sallamya başladı. Şimdi Amerika, İsrail’in bu gözü dönmüş katliamlarını biraz dizginlemek istemektedir. Ciddi planlama dedikleri bu. “ben sana katliam yapma demiyorum ama bunu ciddi bir planlama ile yap ki bizim temellerimiz sallanmasına sebep olmasın!” Hamas yerine de Gazze’nin AKP’si bulunursa, yeme de yanında yat…
“Katil Amerika hesap verecek!” diye bir manşet atamıyorlar!
Niye?
Amerika ile ticari işleri var, bağları var, gemicikler var… Amerikan terörizmini yumuşatarak aksettirmek, mümkünse hoş göstermekle vazifeliler.
Hürriyet gazetesi -sistemin bütün diğer unsurları da beraber- işbirlikçilerin ve onlar eliyle de Demirörenlerin uhdelerine boşuna verilmedi yani.
Firavun ordusuyla Kızıldeniz’e gömülmüştü. Amerika ve işbirlikçilerini de yalakalarıyla birlikte manevî Kızıldeniz’de, “Pazarlıksız Allah ve Resûlü” davasının-mücadelesinin sularına gömeceğiz inşallah. Evet düşman Amerika ama, işbirlikçilerin yalakalarından işbirlikçilere, işbirlikçilerden de Amerika’ya sıra gelmiyor ama bu iş, bu şuuru diri tutmakla olacak. Hastalığın tedavisi için doğru teşhis ilk şart. Bugün pazarlıksız Allah ve Resûlü davasının yolunu kesen yangın, ateşi sönmüş Kemalizm değil, İmânsız İslâmcılık rejimidir.










