PARA TANRISI

Ayhan SÖNMEZ

Modern dünyada, teması hâlinde insanların içindeki en kötüyü ortaya çıkarma yeteneğine sahip bazı “şeyler” vardır. Temas ettikleri varlığı daha suflî ve daha egoist etmek için “geçiş” görevi gören araçlar. Bunlardan biri, çok uzun zamandır yeni tanrı olan paradır ve ona olumlu bir şey atfetmenin zor olduğu açıktır.

Para tanrısı aşağılayıcı davranışlara ilham verir; bu da demektir ki, onun hükmüne râm olan insanlığın birkaç yıl öncesine kadar düşünülemeyecek derecede alçalması mukadderdir. Herkes kendi çıkarının peşindedir. Bu, “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ilkesine dayanan dayanışma ve topluluk bağlarının artık geçerliliğini yitirdiği ve yalnızca aile içinde belli belirsiz şekilde varlığını sürdürdüğü, ancak kaçınılmaz olarak aile müessesesi içinde de yok olmaya mahkûm olduğu anlamına geliyor.

Fertlerin birbirleriyle olan ilişkileri artık sözleşme-şirket bazında olup “herkes kendi başınadır” ilkesine tâbidir. Bu, insanların artık görevler, sempatiler ve duygularla değil, her türden ‘çıkarlarla’ (yani şahsî kazancın belirlediği amaçlarla) birbirine bağlı olması demektir. Geleneksel aristokrasilerin mükemmel bir taklitini yaratan sözde “Elitler” olan mali oligarşiler, manevî şartlara dayalı imtiyazdan, maddî şartlara dayalı imtiyaza, yani paranın hakkına geçti. Ve doğada, matematiksel olarak tarif edebileceğimiz bir kanun zaten mevcut olduğuna göre, buna göre “bir azınlığın ekonomik yükselişi zorunlu olarak çoğunluğun en kara yoksulluğa batmasına tekabül etmelidir”, o zaman şu kolaylıkla anlaşılacaktır: Gezegeni vuran, iş kayıplarına ve tüm varlıkların yok olmasına neden olan sürekli ekonomik krizler beklenmedik kazalar değil, güç merkezlerinin benimsediği model için doğal bir gelişme sürecidir. Ve aslında zarar gören varlıklardan bahsettiğimizde, bu, bu varlıkların buharlaşıp yok olduğu anlamına gelmiyor; sadece el değiştiriyorlar.

Şimdi hangi ellere gittiklerini anlamak zor değil Emeğin üretim döngüsünden çıkarılmasıyla emekten tasarruf edildiğinde, sayıları giderek artan polis güçlerini finanse etmek için büyük meblağların daha büyük ölçüde harcanması gerekeceğini tahmin etmek kolaydır. Sadece ailelerini beslemek için değil, aynı zamanda varlıklı politikacıları, gazetecileri ve kendi zengin dünyalarında yaşayacak olan herkesi korumak isteyen çaresiz insan seli.

Sonuçta, dünyamızın çeşitli yerlerinde, büyük ayaklanmalar sırasında genellikle öfkeli kalabalığın mağazalara saldırdığını ve ardından yeni liberal diktatörlüğün sözde hayatta kalması için zorunlu olarak dayattığı malları alarak oradan ayrıldığını görüyoruz! Dolayısıyla polisliğin geleceğin gözde mesleklerden biri olacağı öngörülebilir!

Dolayısiyle, çözümün seçme-seçilme denilen yanılsamayla olamayacağı açık görünüyor, çünkü Sağ ve Sol zaten insan topluluğunda bir kırılmayı ve kendi içlerinde yozlaşan bir süreci işaret eden, her iki tarafta da aynı anda olumlu ve olumsuz unsurların parçalanmasını temsil ediyor. Cümlesi insan karşıtı bir çürük. Yapılması gereken aşkınlık, belki de bir çözüm sunarak ya materyalizmin karakteristiği olan en uç sonuçlarına ulaşmış bulunan ve dayatılan eritici eşitlemenin yönüne doğru olacaktır yahut da “İlâhî Kanun”un emrettiği doğru ilişkilerin yeniden tesis edildiği manevî değerlerin yeniden canlandırılması duygusu önlenemez şekilde harekete geçecek…

Adi politikayla ilgilenmeyen ve elbette elitlerin polisi olma eğilimini hissetmeyenler için, böyle bir zeminde varoluşa dair bağlılığını nasıl harcayacağı ve militanlığına ne mânâ vereceği meselesi ortaya çıkıyor. Bir gün aydınlığa doğacak bir “medeniyet”in tohumlarını ekecek verimli topraklar bulmak; görevin büyüklüğü ve teşebbüslerin zorluklarının tamamen farkında olarak, “Para Tanrısı”na karşı bir ruh olarak “Mukaddesatçı Cephe” oluşturma teşebbüsü.

Bu istikamette “ekonomik zehrin” bir şekilde ilaca dönüştürülmesi meselesinin de çözülmesi gerekiyor. Ekonomik güç gibi yenilmez gibi görünen bir sistemi sırf devirmeye çalışmak değil, halkın alın terinin ve kanının katkısının (başka bir şey değilse bile) zenginlerin kasasına gitmesini engellemek için gerekli araçları hazırlamak konuya aşina olanların görevi olacaktır. İnsanları bankacıların ve tefecilerin pençelerinden kurtarıp, paranın şeytanî zulmünün inşasına katkıda bulunmamak lâzım. Belki lüzûmsuz derecede romantik… Belki ama kesinlikle modernliğin ve çürümenin ortasında hayatta kalma umudunu sürdürme hayalleriyle… Jünger’ in ifadesiyle; “yine de hayat asla sarhoş vahşilerden, sakin ve kasvetli rüya aristokratlarından, savaşçılardan ve maceraperestlerden yoksun olmadı; patronlar ve ücretler dünyasının, iş dünyasının ve paranın tamamen kayıtsız olduğu insanlardan asla yoksun kalmadı.”

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin