APPLE VİSİON PRO’NUN BAŞARISIZLIĞI
Ayhan SÖNMEZ
Yapay Zekâ diye adlandırılan teknolojinin karanlık tarafına, yani ideolojik yıkıma şahit olmaya başladığımızdan beri, daha fazla insanı daha fazla endişeye kapılıyor. Yapay zekâların yanılmaz ansiklopedik bilginin şaşmaz ibreleri olmadığı açıktır, çünkü çok fazla istenmeyen önyargı serpiştiriyorlar, onlara seslendiğinizde kurnaz veya manipülatif oluyorlar. Giderek ruhî muvazenesini kaybeden insan düşmanları için hiçbir zaman tamamen, sonuç alıcı, tatmin edici bir doğrulama motoru olarak da hizmet etmeyecekler.
Ancak bu, hepsini birbirine iliştiren daha büyük kapsayıcı bir meseleyi ortaya çıkarıyor. Kendinize şunu sorun: Bu yapay zekâlar neden dünyamıza bu kadar uygun değil? Ben şunu savunuyorum: Çünkü dünyanın metafiziği bize öğretilen yalanlardan çok farklı.
Kozmopolit ve sadakatten kaçan büyük teknoloji müfrezeleri, insanlığı küreselleştirmeye çalışıyor; yani, “hikâyelerimizi” ve “kültürlerimizi” paylaşırken, dünyayı el ele tutuşup neşeyle şarkı söyleyeceğimiz ışıltılı bir inci istiridyesi olarak tasvir eden, iyi hissettiren reklamlarda durmadan vaaz edildiği gibi, “hepimizi birbirine bağlamak” saadeti şeklinde ilerleyen homojenleştirilmiş bir cadı püresi.
Teknokrat elitin bu belirtilen telosu göz önüne alındığında, şatafatlı Amerikan şehirlerinin, loş yer altı atölyelerinde şekillendirilen cüce mekanizmalar, mutlaka bu amaca doğru ivmeyi en üst düzeye çıkaracak şekilde donatılacak. Apple Vision Pro gibi yeni teknolojik cihazlar, düşüncelerinizi, tecrübelerinizi, iç dünyanızı, anlayışlarınızı ve nihayetinde metafiziğinizi küreselleştirmenin kısıtlamalarına zorunlu kılmak ve bu sosyal mühendisler ve biyo-tamirciler gibi olağanüstü teknovampir kastının çizgisine düşürmek için birer tuzak. İnsan, ışığa aç olan tanrısız inlerine çekiliyor.
Bazıları buna karşı çıkabilir. Yine o süslü felsefelere devam edilir. Ancak bu durumda metafizik, seçkinlerin insanlığın geri kalanından en temel anlamda, gerçeklik seviyesinde, ayrılmaya başladığını belirtmek için çok uygun bir kelime.
Elitlerin dünyasında, günümüzün dogması, ahlâkî tekâmülün olmadığı, sürekli yönlendirilen bir ilerlemedir.
Teknoloji, onlara, herhangi bir gerçek mânâ yahut da manevî derinlik yokluğunda, başarı ve doyum için temel bir değerlendirme imkânı veriyor. Hayatları, dünyayı takip etmeyi sağlayan yapay bir ok. Şöyle ki: Eğer onu yukarı doğru büyümeyi gösteren eğimli çizgiyle zarif bir şekilde bir grafik üzerinde çizebilirseniz, o zaman bu “iyidir” ve dünyada her şey yolundadır; hepsi bir arada, tatmin, ispatlanma ve doğrulama duygusu…
Bu ilerlemenin düşük zekâlı tekno-elitleri, her hızlanma eşiği geçildiğinde baş döndüren bir atalete kapılıyorlar. Satıhta “ilerleme”ye maymun alkışları eşliğinde, insan doğasının gerçek metafiziğine karşı artan bir ilgisizlikle, her yeni “heyecan verici” atılımla birlikte, daha da kibirleniyorlar. Kendilerini doğrulama, anlaşılmaz bir makinedeki krikolar gibi gümbürdüyor. Bağımlılık: Daha fazla, daha fazla, daha fazla, her zamankinden daha hızlı. Sonsuz Bolluk Ütopyasının belli belirsiz narsist soyutlamasının ötesinde içkin bir teleoloji yoktur. Bu saçmalıklara ve tekno-saçmalıklara yeteri kadar alâka gösterirsek, hepimiz zevkin tadını çıkaran ölümsüz azizler oluruz.
İnternet gerçekten insanların hayat tarzını değiştirdi mi? Akıllı telefon ekranlarında gezinmek, boş içerik şelaleleri arasında ıslanmak gibi sathî hareketlerin ötesinde, internetin günlük hayat üzerinde marjinal bir gerçek etkisi olduğu ileri sürülebilir. Ancak başka şeylerin daha zayıf, sulandırılmış bir vekili olarak hizmet ediyordu; iyi hazırlanmış, fizikî olarak yayınlanan içeriğin yerine geçecek şekilde yanlışlıklarla dolu, düşük çaba gerektiren web siteleri vesaire. Bazı şeyleri daha hızlı yapmanın rahatlığını sağladı. Otobüs biletini acenta yerine internetten satın almak. Peki bu gerçekten insan faaliyetinde temel seviyede herhangi bir şeyi değiştiriyor mu?
Hayat pek çok açıdan otuz yıl öncesinden neredeyse aynı minval üzeri devam ediyor. İnsanlar hâlâ aynı hareketleri sürdürüyor; işe gidiyorlar, eve geliyorlar ve belki de TV izlemek yerine telefonlarını kaydırıyorlar veya Netflix’e bakıyorlar. Büyük mağazalardan alışveriş yapmak yerine internetten sipariş vermeyi tercih edebilirler. İnternetin neredeyse hiç değişmediği iddia edilebilir ve aslında, özellikle insanlar sosyal ağları terk edip Dijital Panoptikondan giderek daha fazla bir çıkış yolu aradıkça, teşvik ettiği birkaç sathî değişikliğin bile tartışmalı bir şekilde gerilediği iddia edilebilir.
Bir sonraki nokta da budur: İnançsız havariler, kehaneti ayaklar altına almanın neşesiyle, bunun en dikkat çekici kısmını tamamen görmezden geldiler: İnternetin büyümesi büyük ölçüde yavaşlayacak ve çoğu insanın birbirine söyleyecek hiçbir şeyi yok!
Ve metafizik konusuna kadar uzanan mesele de burada.
Tech guru’lar insanın temel biyolojik itici gücünü göz ardı ediyor; insanlık durumuna yönelik kendi çarpık teloslarını varsayıyorlar, bu da kendi önyargı kriterlerini karşılıyor. Bu bir tür hüsnükuruntu. İnsanların “belirli bir yol” olmasını istiyorlar çünkü bu “yol”, teknoloji gurularının Ütopik idealine uyan bir dünyayla, yahut da gerçeklikle, öncelikle insanlığa ‘katkılarından’ dolayı övüldükleri ve zengin bir şekilde ödüllendirildikleri bir dünyayla örtüşüyor.
Modernitenin teknolojik gelişmelerinin çoğu, bahsettiğim itici güç olan temel insanî ihtiyaçları hiçbir şekilde karşılamıyor. Yanlış anlamalar, Kuzey Kore’yi karanlıkta ve Güney Kore’yi aydınlıkta göstere uzaydan çekilmiş sahte propaganda fotoğrafını, ‘ilerleme’nin kesin bir ispatı olarak kullanan aynı İlerleme Kültü müritlerinden kaynaklanıyor; bu anlamsız, boş bir ilerlemedir.
Benzer şekilde teknoloji uzmanları, Apple Vision Pro gibi cihazlarının teknolojik bir harika veya ileri bir adım olduğundan, bu cihazların doğası gereği bir tür insanın evrimsel onayına sahip olduğunu varsayar; iyi, çünkü yenilikçi. Dolayısıyla objektif olarak bu, toplumsal dokumuzun doğal olarak belirlenmiş bir evrimi olmalıdır; şüpheye mahal verecek hiçbir soru sorulamaz.
Ancak bu tür insanlar, şüphelerin mahiyetinden ziyade, sadece karalamalara takılırlar. Apple Vision Pro gibi gadget’lar her başarısız olduğunda, yerleşik bir mazeret her zaman bunu öngörülemeyen bir soruna bağlar ve “kesinlikle” gelecekteki yinelemelerde düzeltilmesi gerekir. Başarısızlık hiçbir zaman teknoloji gurularına göre, insan ihtiyaçlarını ve değerlerini tamamen yanlış anladıklarından değildir. Artık VR Pro’nun “fazla tasarlanmış” olduğunu söylüyorlar, çünkü bu, Apple’ın bu teknolojiye ilk atılımıydı ve etkileyici bir lansmanla insanların ilgisini çekmeleri gerekiyordu. Gelecekteki yinelemeler muhtemelen bazı gereksiz öğeleri azaltacak ve bu da üniteyi yalnızca daha ucuz hale getirmekle kalmayacak, aynı zamanda genel olarak daha çekici hale getirecektir. Bu, temel bir öz-farkındalık eksikliğidir, hatta bulunmayışıdır.
Bu tür değişiklikler bu ürünleri kurtaramaz. Çünkü hayat, onların hesaplayamadığı, bazı gizli gerçeklerin tohumlarını ortaya çıkarır. Hiçbir teknolojik süsleme temel insan dinamiklerini bozamaz. “İlerleme”nin bu asi hamleleri, insanı, fıtratıyla hiçbir ilgisi olmayan bir geleceğe doğru itmeye çalışıyor. Hayatımıza çok az mânâ katan yahut da pek fazla fayda sağlamayan, zorla satılan pis ürünleri satın almaktan kaçınmak tutulacak bir yol.
Bu tür teknolojik oyuncaklar ilk başta hayranlık uyandırabilir ve daha pahalı şeyler almaya sevk eder; ama fazla zaman geçmez sıkılma başlar ve sonra bir köşeye atılır. Modern tabula rasa hayatlar, zaman zaman hissen sıradan ve heyecansız olsa bile, bu sentetik sanal dünyaların yavan karışımları, onun yerini tutamaz. Bu, insanın şu soruyu sormasına sebeb oluyor: Bu modern icatlar tam olarak ne işe yarıyor?
Bu teknolojik kulaklıkların amacı, tecrübî biyo-tepkilerinizi şekillendirip kalıplamak, onları dünyanın yeni ulusötesi seçkinlerinin önceden belirlenmiş vizyonuna hizmet edecek şekilde yoğurmak ve sonra soğuk preslemektir. Pratik açıdan bu, bizi atalarımızın köklü topraklarından ve hatıralarımızdan uzaklaştırıp, mükemmel derecede uysal Küresel Vatandaşı temsil edebilmek için, insana yabancı nomoi’lere nakletmek için, hiper-gerçek dokuya duyarlı ve kinestetik simülasyonları kullanmak anlamına gelir.
Yönetici sınıfın gizemli tuttuğu son çaresi, dijital kökten çıkarma aletlerine sahip olup, biyolojik kutsal kodu yeniden yazmak. Ancak, nasıl ki insanlık, sürekli siber soğukluğa maruz kalma yoluyla bizi dijital kökten arındırma cehennemine sokmaya yönelik girişimlerin çoğunu büyük ölçüde reddettiyse, yeni çağ hiç de onların arzuladığı şekilde gelişmeyebilir.
Yaklaşan yapay zeka dönüşümlerinin damgasını vuracağı, birçok iş alanını etkileyeceği ve hayatlarımıza müdahaleyi artıracağı açık. Şu var ki, dünyada gerçekte ne kadar şeyin ne ölçüde değişeceğidir. Yapay zeka “yeniliklerinin” çoğu, tıpkı internetin bugün yaptığı gibi, arka plan gürültüsü ve vitrin süslemesi işlevi görebilir. Daha önce olduğu gibi, internet her yerde ve her şeyi kapsayan bir his veriyor, ancak bugün, bir telefonun kumandasıyla, akılsızca bir hevesle bir şeyler pişirme yeteneği kazandırmaktan başka gerçekten farklı olan ne var?
2075 yılında uyanabiliriz ve satıhta her şey “dönüşmüş” görünebilir. Robot taksiler bizi takip edecek, robot kapıcılar esprili şakalarla bizi sokaklarda işaretleyecek, robot uşaklar moralimizi düzeltmek için bizi üretken hikayelerle kandıracak, reklamlar etkileşimli ve “duyarlı” olacak ve her zamankinden daha gürültülü bir şekilde müdahaleci ve sinir bozucu olacak. Peki gerçekte ne farklı olacak? Belki pek değil!..
Kulaklıklara ve sanal dünyalara gelince, insanlığın bizi bağlamaya yönelik sert teşebbüsleri reddetme ihtimali oldukça yüksek. Bedahet hissine güdümlü değerlerimiz, en teknokratların “gelişmiş gerçeklik”i ve küresel bağlantı hayalleri aracılığıyla üzerimize dayatılan metafiziğe dair dönüşümlerle çatışmaya devam edecek. Bunlar için ölümcül olan şey, insanların sonuçta kendi şeytanî tasavvurlarına uygun olanlardan çok daha basit ihtiyaçlara sahip olmalarıdır. Konfor ve geçimin, ailenin, evin ve güvenliğin temelleri; yerleşik nesil kültürü. Bu tür biyolojik kaynak kodunu programdan çıkarmanın tek yolu, bizi dışarıdan içeriye yeniden bağlamak için devasa sistem şokları ve eksojen dopamin yemleridir. Ancak tekno-vampir tarafından planlanan dijital Ütopyaların yapay doğası hiçbir zaman fıtratla uyuşmayacağı için bu tür oyunlar muhtemelen başarısız olacaktır. Kolektif etimize sıkı bir şekilde kazınmış varlığımızın çapaları bu çalı çırpıyı temizleyecek.
Kesinlikle, insanlığın ilerlemesinin bir sonraki aşamasına giriyoruz. Gelecek yüzyılın teması şu olacak. İnsanın mahiyeti, onun ne olduğu ve neden önemli olduğunu tanımlamak; sonra onlar, tersine mühendislik yapmaya çalışıyorlar.
Mahiyet-Öz, insanın bilmece kodunun ayrıştırma makinelerini ve sibernetik düzeneklerini şaşkına çeviren son dizisi olan Tekno-vampir için nihai paradokstur. Öz ebedidir ve onların anlayışının ötesindedir. Bizden alamadıkları insanlık istiridyesinin içindeki ışıltılı incidir. Ancak önümüzdeki yüzyılda yeni moda yapay süper zekaların yardımıyla gözlerini buna dikip deneyecekler ve Şeytanla mücadele sonuna kadar devam edecek.










