AKP REJİMİNDE İNSANLAR KÖPEKLERCE PARÇALANIRKEN…

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

“Ne kadar sadistçe ve ne kadar ukalaca bir yazı.. her hayvansever olarak nitelendirilen insanda bu özellik var size göre öyle mi? Kişilik bozukluğu tanısı zannettigimden kolay konuluyormus bu arada bravo size. Yok ego yok bilmem ne… Geçin bu zirvaliklari. Asıl siz kendi benliginize kendi egonuza o kadar sıkıca sarılmış ve insanları üstün varlık olarak sunmussunuz ki o zavallı sadece içgüdüleri ile hareket eden hayvanlari toptan hedef almissiniz. Zarar veren hayvan için bir çözüm öneriniz uretilmeli doğru ama kendi hlinde yaşamaya çalışan hiç bir kimseye zararı olmayan zavallının ne suçu var?! Allah sizin gibilere akıl fikir vicdan merhamet versin düşün yakasından bu masumların artık!”

Yukarıdaki satırlar itperestler, itperestlerin psikolojisi hakkında yayınlamış olduğumuz değerlendirmeye tepki olarak bir okuyucumuzdan geldi…

Okuyucumuzun bu satırları ile ilgili meele hakkında birkaç satır daha karalayalım derken yurdun farklı köşelerinden köpek saldırıları haberleri gelmeye devam etti.

İşte bunlardan birkaçı:

Kartal’da ailesiyle misafirliğe giden 7 yaşındaki ikizler Yiğit ve Çağrı Demir, sokakta oyun oynadığı sırada köpeklerin saldırısına uğradı. İkiz kardeşlere saldıran 3 köpek, Çağrı Demir’i kalça ve bacaklarından yaraladı. Sokak köpekleri Yiğit Demir’e saldırmak üzereyken çevredekilerin müdahalesiyle kaçtı. Kalça ve bacaklarından yaralanan Çağrı Demir, ambulansla Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Küçük çocuğa 30 dikiş atıldı.

Mahalle sakini Seval Beydilli, “Bizim burada çok büyük sıkıntımız var. Saldırgan köpekler her gördüğü insana saldırıyor. İnsanlar işe gitmek için sokaktan geçerken saldırmaya başlıyorlar. Küçük çocuklar okula gidemiyorlar. Kartal Belediyesi’ne şikayetimizi yaptık; ama bize, ‘Biz hayvanları götürürüz. Etiketlerinin, küpelerinin olup olmadığına bakarız, geri salarız’ dediler. Buralarda dolanıyorlar. Market var orada duruyorlar, markete de gidemiyoruz. Bir çözüm bulunmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Bir başka mahalle sakini Nurcan Erikçi ise, “Burada saldırgan köpekler var. Köpekleri besleyen kişiler var. Sabahları işe gitmek gerçekten çok sıkıntı. Ellerimize sopa, taş alıyoruz. Yeğenim işe gitmek için her sabah taksi çağırıyor. Çocuklar sokakta oynayamıyor. Önceki gün çocuğa saldırdı. Çocuk hastanelik oldu. Ameliyat yaptılar, durumu kötü. Kartal Belediyesi’ne durumu bildirdik, dilekçe verdik. Muhtarlığımıza dilekçe verdik. Kartal Belediyesi’nin bize ‘küpesi var mı?’ diye soruyor. Küpesi var ama köpekler saldırıyor. Küpesi olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Sonuçta benim canım yanacak, durum bu şikayetçiyiz, yardım istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bursa’da başıboş köpek dehşeti! Daha kaç insan kurban edilecek?

Bursa’da iftar saati çok sayıda başıboş köpek baba-oğula saldırdı! Oğluna kendisini siper eden baba, ağır yaralandı. Mesut Karagözoğlu’nun çenesi kırıldı, kulağına 30 dikiş atıldı. 46 yaşındaki adam plastik cerrahide ameliyata alınacak ve 1,5 ay pipet ile beslenecek.

Oğlunu bir anlık refleks ile iten baba, sürü halindeki köpeklerin altında kaldı. Birçok diş darbesi alan Mesut Karagözoğlu’nun yardımına otomobille geçen arkadaşı klakson çalarak yetişirken, kanlar içinde yerde kalan adamı arkadaşı hastaneye yetiştirdi. Hastanede tedavi altına alınan Mesut Karagözoğlu’nun çenesinin kırıldığı, elleri ve gövdesinin parçalandığı ve kulağına 30 dikiş atıldığı öğrenildi.

Vahşetin adresi Antalya! Üç sokak köpeğinin saldırdığı kadın öldü

Türkiye genelinde artan başıboş köpek saldırısı haberlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Kan donduran olay Antalya’nın Akseki ilçesinde meydana geldi. Havva Özen, evinin önünde 3 çoban köpeğinin saldırısına uğradı.

Özen’in vücudunda birçok yeri ısıran köpekler, olayı görüp gelenler tarafından kovalanıp, uzaklaştırıldı. Durumun bildirilmesiyle gelen sağlık ekipleri, kadının yaşamını yitirdiğini belirledi. Özen’in cenazesi, otopsi için Antalya’ya gönderildi. Jandarma, köpeklerin sahibinin belirlenmesi için çalışma başlattı.

Bu haberlerden sonra geçelim okuyucumuzun sözlerine…

Öncelikle, biz, “bütün hayvanseverler” diye bir genelleme yapmadık. Bazı hayvenseverler için bu durum hayvansever olmaktan çıkmış ve hayvanseverlik bir hastalık haline gelmiştir. Hayvansever olmakla hayvan sevmeyi aşırı uçlara taşıyıp hastalıklı hâle gelmek farklı şeyler. Sayfalarımızda hayvan sevgisi ile ilgili yazılar da mevcut. Özellikle Levent Akıncı’nın kedilerle ilgili yazılarını salık verebiliriz. Dolayısıyla kastımız hayvanseverliği hastalık hâline getirenlerdir, bir kez daha belirtelim.

Haddini aşan her şey zıddına inkılâp eder. Hayvenseverliğin de bir ölçüsü, bir haddi olmalı ki, “hayvan severiz” denilerek yapılan işler, insanlara zararlı hale geldiği gibi hayvanlara da zarar verecek, hayvanların yaratılış gayesini taşırarak, onları mutlaklaştırmaya varmasın. Bugün yaşanan bu: “Hayvanları niçin ve nasıl sevmeliyiz?” sualine verilen cevaplar, hayvenseverlerde değil de hayvanseverlik hastalığına meftun olanlarda aşırı derecelere taştığı için onların hayvanseverlik adına yaptıkları topluma zarar verici noktalara ulaşmış bulunuyor. Dolayısıyla, bu aşırıcıların sebep olduğu yanlışlıklar toplumda o derece aşırılığa vardı ki, buna karşı alınması gereken tedbirlerin de aşırı olması gerekiyor; bu da hayvanlara zarar verici bir görüntü teşkil ederken, bunun sebebinin güya hayvansever adlı hayvanseverlik hastaları olduğu açık değil mi?

Okuyucumuzun mesajındaki önemli nokta ise, bizi, içgüdüleriyele kendi halinde yaşayan hayvanlarla etrafa zarar verenleri ayırarak, bu zararlılar için çözüm teklif etmemiz gerektiği…

Hayvanların içgüdüleriyle hareket ettiği doğru bir tespit. Onlar kendi hâllerine uygun yaşıyor. Bundan dolayı da onları suçlamıyoruz. Ama bu kendi hallerinde, içgüdülerine uygun yaşamları insanlar için tehdit oluşturuyor. Yani köpekler sürü halinde gezer ve yaşarken, sokakta oynayan çocuklara veya diğer insanlara saldırıp onları yaralar veya öldürürken, tam da iç güdüleriyle hareket ediyorlar. Hayvanları bu iç güdülerinden vaz geçirmenin bir yolu, yordamı yok. Evcilleşenler bile bir yere kadar. Ve zaten esas mesele evde bakılanlarda değil, sokaklarda yaşayan ve gittikçe vahşîleşenlerde. Evde bakılırken bakılamaz oldukça sokağa bırakılarak sokaklarda tehlikeli hale gelme süreci başka mesele… Neticede, kontrolsüz bir şekilde çoğalmış olan bu hayvanların oluşturduğu tehlikeyi bertaraf etmek gerekiyor. Peki bu tehlikeyi nasıl bertaraf edeceğiz? Tamam, hepimiz hayvanseveriz ama insanları da seviyoruz ve bu hayvanların insanlara durduk yerde zarar verdiği da apaçık bedahet.

Bu tehlike nasıl çözülür?

İşin esasında yine siyaset var. Zira bu hayvanların bu kadar tehlikeli hale gelmesine sebep olan yanlış kanunları siyasetçilerimiz bize lâyık gördü. Yani bize köpeklere parçalatanlar siyasetçilerimiz. Zamanında Batı’ya bakıp yanlış kanun çıkartan, sonrasında sokak köpeklerine karşı tepkiler oluşmaya başlayınca da “düzelteceğiz” dedikleri halde akan kanlara göz yumarak bunu düzeltmeyenler, yani alınması gereken tedbiri almayanlar da yine onlar. Perde arkasında ise hayvanseverlik hastalığına tutulmuş olanlar ve hayvansever romantiklerle, hayvanlar üzerinden oluşturulan piyasadan dolayı işin rantını yiyen uluslararası sermaye çevreleri var. Yani uluslararası emperyalizm mama, ilaç şu bu satarak para kazanacak diye hayvanseverliğin haddini aşmasını körüklerken siyasetçiler de bu emperyalist sermaye mihraklarını ve hayvanseverlik hastalığına tutulmuşları karşısına almamak, oy kaybetmemek adına seyretmeye ve sadece yapacağız, edeceğiz diyerek yeni cinayetlere sebep olmaya devam ediyorlar.

Hayvansever romantikler veya düpedüz hayvanseverlik hastalığı ile malûl olan itperestlerin çözüme dair bir teklifleri yok… Bırakalım böyle devam etsin, köpekler sokaklarda iç güdüleri emredince insanları öldürmeye, parçalamaya devam etsinler demeye geliyor iş.

Temel meselemiz şu: Sürdürülemez olduğu apaçık olan bu durum karşısında ne yapacağız? Ve en önemlisi de bunu niçin böyle yapacağız? Meselelerimiz hangi ölçülere göre halletmemiz gerekiyor? İnsan ve toplum meselelerinin hallinde temel ölçüleri nereden alıp bunları halihazırdaki pratiğe nasıl aplike edeceğiz? Yani bizim için mesele sadece başıboş hayvanların insanlara zarar veriyor oluşu değil… Topyekûn bir insan ve kâinat muhasebemizin neticesi ile ortaya koyduğumuz bir teklif; “bütün”ün parça mevzuundaki görünümü… Herşeyi gözetip, her şeyin her şeyle alâkası içerisinde ilgili mevzuuda yapılması gerekeni söylüyoruz.

Nasıl ki aslan, kaplan gibi hayvanların şehirde serbest gezmesini düşünemiyorsak, artık evcil olmaktan çıkıp vahşileşmeye başlayan bu hayvanların şehir ortamında varolmaları düşünülemez. Yani kıyaslama yapacaksak, aslan ve kaplan da sadece acıktığı zaman, karnını doyurmak için iç güdüleriyle avlanır ve yaşar gider… Karnı tok olan aslan orada yatar ve yanından geçene dokunmaz.

Mevcut kanun köpeklerin kısırlaştırılıp, aşıları yapıldıktan sonra belediyelerce alındıkları yere bırakılmasını emrediyor. Yukarıdaki haberlerde de aktardık, saldıranlar küpeli hayvanlar. Hayvana küpe takınca saldırganlığa sebep iç güdüsü yok olmuyor. Bu hayvanların şehirden izale edilmesi gerekiyor. Bizim teklifimiz itlaf edilmeleri olmuştu; zira ülkemizin içindeki ekonomik koşullardan dolayı insanlarımız yarı aç yarı tok gezerken bu kadar hayvanı beslemek pek mümkün görünmemekte… Ama bir babayiğit çıkar ve “ben itlaf etmeden barınaklarda hayatlarının sonuna kadar beslerim” derse, buyursun.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin