NÖTR TOPLUM
Burhan Halit KOŞAN
Bildiğiniz üzere günâhtan azade olan çocuklar büyümeye başlayıp, yürümeye çıktıklarında ve kelimeleri kullanmaya başladıklarında çevrelerini anlamlandıracak ve dünyayı anlaşılır hâle getirecek sorular sormaya başlarlar. Kırık kelimeleri ve gramer kalıplarını yerle yeksan eden cümlelerine rağmen sevimli ve bir o kadar da şirin ve tatlı konuşmaları ile masumane bir şekilde dökülen suallerinin başı sonu gelmez adeta. Süt içen kediye dair, akvaryumdaki balığa dair, pembe bez bebeğe veya mavi oyuncak arabaya dair: “Kim yaptı bunu?”…
Çocukların masumane ve bir o kadarda safdil bir şekilde sorduklarına mukabil, elbette ki büyükler de soru sorar. Fikre dair, kasaba, şehir, eyaletler ve ülkelere dair, siyasî ve sosyal olaylara dair, maneviyat ve metafiziğe dair. Ancak takdir edersiniz ki büyüklerin sordukları bir kısım suallere cevap bulabilmeleri gittikçe azalır ve zaman ilerledikçe imkânsızlaşır. Her bir insan gibi benim de cevabını bulamadığım suallerim var:
Hangi devlet, işkence ve yargısız infaz ile Salih MİRZABEYOĞLUNU katletti? Hangi devlet, Potsdam Antlaşması ile eğitimini, öğretimini, müfredatını ve özellikle tarih ve matematik kitaplarının İngilizler tarafından yazılmasını ve İngiltere’nin himayesi altında yaşamayı kabul etti?
Takdir edersiniz ki, fiillerin faillerini ve sıfatını sağlıklı bir şekilde bilmek ve işlenen fiillerin sahibini açıkça ifşa veyahut işaret etmek küresel bir ihtiyaçtır. Mazide kalan imparatorluk ve devletlerimizin dönemlerinde yalınkat toplumda ahlâk hükümran idi ve her bir fiil, failinin damgasını taşıyan bir marka gibiydi. Günümüzde ise bir fiilin failini tespit edebilmek için hem âlim hem dedektif, yani âlim dedektif olmak gerekiyor. Çünkü fiili işleyenin bir devlet mi yoksa devlet dışı bir bir teşekkül mü olduğunu anlamak zor mu zor. Karşımızda bir resim karesi, bir ayakkabı numarası, bir inancın parmak izleri değil, müesses nizamın kara bulutları var.
Kabul etmek gerekir ki, Selçuklular gibi mukaddes değerlerimize ve Türk örfüne dayanan geleneksel devlet anlayışımızın insanlarımıza sağladığı duygular ve uyandırdığı sadakat, laik Cumhuriyet için münasip değildir. İçinde yaşadığımız bu bulanık çağda nefes aldığını zannedenlerinin çıplak fiilinin çıplak neticesini veya çıplak sebeplerin çırılçıplak sonuçlarını beklemesine güleyim mi yoksa ağlayayım mı bilmiyorum.
Selçuklu dönemindeki insanların mücadele etmeleri gereken tek düşmanları vardı: Kişisel günâh! Bugün öyle mi? Elbette ki, bugün öyle değil. Günümüzde günâh, kanunlara işlemiş,
Kurumlara işlemiş, soluduğumuz havaya işlemiş ve daha da ötesi iliğimize kadar işlemiş.
‘’Onlar gibi olmayın siz çocuklar
Dünyanın açıkgözü ahiretin enayisi’’
Bilgem: ‘’O gün bugün’’ şiirindeki bu dizeleriyle uyarmasına rağmen ne içimize işleyen günâhın kalıntılarını kazıyabildik ne de ahalimizi nötr-ideolojisiz durumundan, faz-ideolojik duruma getirebildik. Nötr-İdeolocyası olmayan toplumlarda dikkat düzeyi dar, algılar zayıf, anlayış düşük ve insanların birbirlerine benzerliği bir kuraldır. Nötr toplumlarda kemiyet, keyfiyet-niteliğin yerini alır. Nötr toplumlarda veliyullah, âlim, filozof, entelektüel, aydın kimliğine sahip insanların itibarsızlaştırılmaları, infaz ve imha edilmeleri için bu kimliklerden birini bile taşımaları kâfidir. Kadim medeniyetimizin ananelerine göre büyük bir hadise olan bir insanın canına kıymak ve tecavüz gibi canice cürümler, günümüzün nötr toplumunda ayrıcalıklı zümreye tanınmış bir kuraldır. Bu çirkef ve insanı aşağılayan kurallara rağmen, müesses nizâmın menteşelerini oynatamasam da en azından bir cıvatasını gevşetmenin bile büyük bir sevap olduğuna inanıyorum. Savaş tarihinde bir defa bile mağlubiyetleri bulunmayan ve girdikleri her savaştan muzafferiyet ile çıkan Halid Bin Velid (r.a) ve Emir’im Timur Han’ın Allah’ı, çağıranı işiten, tövbe edeni affedensin. Ayaklarımızı sabit ve istikamet sahibi olanlardan, seferimizi zafer bahşettiklerinden eyle; merhametine sığınıyorum…










