FİLİSTİN DÂVÂSINDA TARİHÎ ŞAHSİYETLER
Levent AKINCI
HALİFE SULTAN ABDULHAMİD
Sünnî. Türk. Vefat: 1918. İstanbul.
Ümmetin son dirayetli halifelerinden olup, büyük musibetler ve badirelerle geçen 33 yıl boyunca tahtta olmuştur. Atlantik’ten Pasifik’e tüm ümmet için gayretler göstermiş, her yere el atmaya çalışmıştır. Dahilde yetmiş türlü müfsidin ihaneti ve hariçte yedi düvelin husumeti sonucu daha fazla tutunamamış ve nihayet 1909’da hain bir darbe ile devrilip sürgünde ve gözetim altında yaşamaya mecbur edilmiştir. Filistin toprakları için bir çok siyasî ve iktisadî adımlar atan Abdulhamid başta olduğu sürece Siyonistlerin ve İngilizlerin emellerine ulaşmaları imkânsız olduğu için sabetayist, mason ve mürtedlerden ve bunlara aldanan bir kısım tahsilli cahillerimizden oluşan bir şebeke kullanılarak tahttan indirilmiştir. Konuya dair emekli subaylar olan Mustafa Turan’ın ve Cevat Rıfat Atilhan’ın iki ayrı “31 Mart” kitabı vardır, bu iki kitap göz ardı edilerek yazılan her yakın tarih yalan tarihtir…
İZZEDDİN EL KASSAM
Sünnî. Arab. Vefat: 1935. Filistin.
Lazkiyeli bir alim. Cihan harbinde gönüllü Osmanlı askeri. Daha sonraki süreçte İngilizlere ve siyonistlere karşı cihadı akıncı usûlü ile senelerce daha devam ettirdi. Arazide talebeleri ile talim yaparken, İngilizler tarafından kuşatıldığı bir çatışmada şehid edildi. Hilâfet güneşi batarken ve sonrasında Sûdan’da şehid Sultan Ali Dinar, Libya’da şehid Ömer Muhtar, Türkistan’da şehid Osman Batur, Anadolu’da şehid Şeyh Said, Filistin’de şehid İzzeddin Kassam gibi mücahidlerin her biri ayrı bir yıldız idi. Sonraki cihad hareketlerinde de büyük tesirleri oldu bu kahramanların.
NURİ KİLLİGİL PAŞA
Sünnî. Türk. Vefat: 1949. İstanbul.
Bir Osmanlı subayı. Enver Paşa’nın kardeşi. Bakü fatihi. Çırpınırdın Karadeniz Marşı’nın atfedildiği Kafkas İslam Ordusu’nun komutanı. Kemalizm’e biat etmediği için bir süre Almanya’da yaşamak zorunda kaldı. Daha sonra Türkiye’ye geri döndü ve bir süre sonra silâh fabrikası kurdu. Ankara’nın bütün engellerine rağmen, İsrail’e karşı Filistinlilere ve diğer muharib Arablara ve Hindistan’a karşı da Pakistan’a mühimmat gönderdiği sırada, Haliç’teki silâh fabrikasında şüpheli bir yangın ve patlamada parçalandı. Naaşından geriye kalan bazı parçalar günler sonra kıyıya vurdu. Bu elim vefata dair meclisteki önerge ve sözde soruşturmalar yapıldıktan, olay ört bas edildikten hemen bir kaç gün sonra Ankara İsrail’i resmen tanıdı. Ne tesadüf ama! Aynı seküler düzen, bu elim hadiseden dört yıl önce de, 1945’te, evvelce kadınıyla yaşlısıyla Türkiye’ye iltica etmiş iki yüz kadar Azerbaycan Türkünü saçından, başından sürüye sürüye sınırdaki bir köprü olan Boraltan’a götürüp Sovyet Rusya’ya teslim etmiş ve bu muhacir müslümanlar oracıkta, köprünün karşı tarafında kurşuna dizilmişti. Bu teslimat işinde görevlendirilen ve fakat böyle bir zulme alet olmak istemeyen subay görevi reddetmiş ve yolda kendini vurup intihar etmişti. Ve bundan on iki yıl kadar önce de, 1933’te, Asya’da ilân edilen Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti Şeriatçı ve Enver Paşa’cı olduğu gerekçesiyle beraber İngiliz kuklası olarak yaftalanmış, resmî olarak tanınmamış ve dahası Türkiye’de basın yayın faaliyetleri de yasaklanmıştı. Kemalizm’in Türk dünyası ile münasebetleri de böyle işte. Arap dünyasına gelirsek; arabına göre değişiyor. Birazdan bahsi geçecek.
MUSTAFA ŞÜKRİ EL HÜSEYNÎ
Sünnî. Arab. Vefat: 1951. Kudüs.
Filistinli Hüseynî aşiretinden bir mücahid genç. Elimizde herhangi bir fotoğrafı bulunmamaktadır. Osmanlı’ya ihanet eden Şerif Hüseyin’in işbirlikçi oğlu ve Ürdün kralı olan Abdullah’ı, İsrail ve batılılar ile dostluk kurduğu için Kudüs’te Mescidi Aksa kapısında gebertti. Şu, 1937’de resmî davetli olarak ülkemize gelen ve Ertuğrul yatında da ağırlanan şahıs… Ki, vaktiyle, cihan harbinde, güney cephelerinde, çölde Lawrence’lerin talimatıyla Osmanlı trenlerine pusu kurup, demiryolunu havaya uçurup, vagonları ateşe veren ve nice askerimizi diri diri yakan veya yaktıran adam. 1951’de onu gebertti işte bu Filistinli Mustafa Şükri! Ve kendisi de orada vurularak şehid edildi. Hani, ikide bir Araplar bizi sırtımızdan vurdu diye anırıyor ya birileri, demeli onlara: Sırtımızdan vuran Kral Abdullah’ı biz Ertuğrul yatında ağırlarken; bu haini cezalandıransa, Osmanlı evladı bir Filistinli Arab olan Mustafa Şükrî idi…
ARABİSTAN KRALI FAYSAL
Sünnî. Arab. Vefat: 1975. Riyad.
Siyonist İsrail’in işgâl ve zulümleri son bulmadıkça Amerika ve Batı’ya petrol satmayacağını söyledi ve ciddi adımlar attı. İslâm dünyasına İsrail’e karşı cihad çağrısı yapıyordu. Nihayetinde Suudî hanedanından birilerinin Amerika ve İsrail’in av köpekliği yapıp kendisine suikast yapmaları sonucu şehid oldu.
Onu vuran Amerika’da okumuş olan yeğeni Faysal bin Musaid idi. Vefat etmeden önce katile kısas yapılmamasını vasiyet etmesine rağmen şerefsiz yeğen, belli ki kirli ilişkileri ifşa eder endişesi ile kraliyet tarafından derhal idam edildi. Ve kim bir zalime yardım ederse Allah o zalimi ona musallat eder hakikati tecelli etti ve hain yeğen de belâsını buldu böylece.
CUHEYMAN EL UTEYBÎ
Sünnî. Arab. Vefat: 1980. Mekke.
Uzun süre Suudî kraliyet muhafız alayının komutanlığını yapmış ve daha sonra istifa edip ilimle meşgûl olmuş Arabistanlı bir eski asker. Kral Faysal’ı katlederek Arabistan tahtına oturan ve Amerika ve Avrupa ile dost olanlara ve komple kraliyete karşı cihad ilan etti. Bir kaç gerekçesi ve talebi vardı: Gerçek şeriatın icra edilmesi, Batı ile dostluğun kesilmesi, Batılıların ve üslerinin ülkeden def edilmesi, petrolün Batı’ya peşkeş çekilmemesi gibi. Yani Faysal’ın intikamı gibi bir eylemdi adeta. Ve aslında aynı gerekçeleri dillendiriyordu. Kâbe kıyamı diye bilinen isyanı başlattı, günler süren çatışmalarda mucahidlerinin çoğu şehid oldu ve bir grup yoldaşı ile birlikte, Fransız komandoları ve Suudî ordusu tarafından yaralı olarak ele geçirildi ve idam ile şehid edildi.
HALİD EL İSLAMBULÎ
Sünnî. Arab ve Türk. Vefat: 1982. Mısır.
Bir taraftan Seyyid Arab bir taraftan da İstanbullu Türk asıllı bir aileden gelen Mısırlı bir teğmen. Bir grup subay arkadaşı ile birlikte cumhurbaşkanı ve modern Firavun olan Enver Sedat’a, Camp David anlaşması ile Filistin davasına ihanet ettiği, İsrail’i dost edindiği için, bir tören sırasında taarruz etti ve Sedat’ı gebertti. Çok sayıda yerli ve yabancı elitin de öldüğü ve yaralandığı bu eylemden bir yıl sonra kurşuna dizilerek şehid edildi. Bu gün cihad hareketleri taş deliğinden çıkmış gibi analiz kasan bir kısım gerizekalı akademisyen ve yazarlar bu hareketlerin Afgan cihadı, Kâbe kıyamı, Sedat suikasti gibi kökleri olduğunu bilmiyor gibiler. Bu hareketlerin ve mücahidlerin de sancağı bir önceki nesilden, İzzettin Kassam, Osman Batur, Şeyh Said, Ömer Muhtar, Ali Dinar gibi mücahidlerden, onların da Hilâfet devletinden devraldığı açıktır. Meselâ ünlü bir Osmanlı Kudüs’ü fotoğrafında Enver Paşa’nın arkasında bir karede görülen meşhur Mısırlı Abdurrahman Azzam Paşa kimdir, hiç bilmiyorlar. Ve cihad hareketlerine iftira atıyorlar: “Batı kurdu, şu kurdu bu kurdu”; saçma sapan ve namertçe yorumlar yapıyorlar. Halid el İslambulî’nin yoldaşlarından olan şehid Tabip Dr Zevahirî’nin annesinin amcası olur Abdurrahman Azzam paşa. Ve şehit Kral Faysal’ın da dünürüdür. Londra’da tıp okurken tahsilini bırakıp Balkan savaşlarına gönüllü Osmanlı askeri olarak katılmıştır. Daha sonra İstanbul’da ve Kahire’de tıp tahsilini sürdürmüştür. Ömer Muhtar ile sıkı dosttur, Libya’da da savaştı, Enver Paşa’nın sevdiği bir mücahiddir. Osmanlı nişanı olduğu için paşa denilmiştir kendisine. Tıpkı Sudanlı Zenci Musa gibi onun da bir Teşkilâtı Mahsusa üyesi olduğu düşünülmektedir. Çok hizmetleri olmuştur. Enver Paşa ile olan meşhur fotoğrafı Kudüs’te çekilmiştir. Kapakta gördüğümüz fotoğrafta bize göre solda, hemen şehid Enver Paşa’nın arkasındaki zat merhum Abdurrahman Azzam paşa. Kalbi her daim ümmet ile ve Devleti Aliyye ile atmıştır. Merhum Şehzade Osman Fuad Efendi ile de sıkı dost olup Libya’da birlikte savaşmıştır. Yıllar sonra şehzadenin cenaze töreninde de bulunmuştur. Keza cihad hareketlerinin pîri olan Filistinli şehid Dr. Abdullah Azzam’ın babası da Osmanlı ordusu askerlerinden idi. Ve Abdullah Azzam ki Afgan cihadının en büyük mücahid alimidir ve Şeyh Usame’nin de hocasıdır, tam bir evladı Osmanlı olup, ‘Kayıp Minare’ adıyla basılan kitap onundur. Tavsiye ederim. Bir de merhum Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin ‘Hilafetin İlgâsının Arka Plânı’ adlı kitabını şiddetle tavsiye ederim. İkisi birbirinin tamamlayıcısı gibidir.
ŞEYH AHMED YASİN
Sünnî. Arab. Vefat: 2004. Gazze.
Hamas kurucusu. Filistin mücadelesine yıllarını vermiş bir âlim. Yaptığı işe kuru bir sözde özgürlük savaşı vs demiyor, bu bir ‘din savaşı’ diyordu ‘cihad’ diyordu. Meselâ bir röportajında, ‘din savaşlarının uzun sürdüğünü, ama siyonistlerin sonunda pes edeceklerini’ söylemiştir. Demokrasi ve seçimler ona ters idi. İlk intifada şöyle başlamıştı: 1987’de bir İsraillinin aracıyla kasten çarptığı Gazzelilerin bazıları şehid olur ve bazıları yaralanır, gerek cenazeler gerek yaralılar Gazze Şifa Hastanesi’ne getirilir. Hamas mensubu talebeler hastanede ziyarette bulunur ve halkı hastane çevresine toplanmaya çağırır. O halk, tabiri caizse o gün bu gündür orada. Tabiî hep sapan taşı atmıyorlar, artık profesyonel silâhlar üretiyorlar, 7 Ekim 2023 taarruzunda gördüğümüz gibi… Şairin dediği gibi: ‘Sapan taşlarının yanında füze, / Başka âlemlerle farkımız bizim’.
USAME BİN LADİN
Sünnî. Arab. Vefat: 2011. Pakistan.
Arabistanlı. Bir Akıncı beyi gibiydi. Amerika’ya yönelik 11 Eylül taarruzunun mimarı ve emîri. Onun da diğer şehitlerimizin de bazı yöntemleri tartışılır elbette, Allah taksiratlarını affetsin, Amerika’yı bu şekilde vurma gerekçelerinin başında Amerika’nın desteklediği ve koruduğu İsrail’in varlığı ve zulmü geliyor idi. Eylemden hemen sonraki beyanatlarında da bunu ifade etti. Filistinlilerin huzur içinde yaşamadığı bir dünyada Amerikalıları da huzur içinde yaşatmayacağını taahhüd ediyordu. Sonrası süreçte bir çok Avrupa devletini de kendi topraklarında vurdu. On yıl sonra Amerika tarafından yapılan bir askerî operasyon ile şehid edildi.
.
Görüldüğü gibi, Filistin mücadelesinin bir kısmı Filistin’de ve çok daha büyük bir kısmı ise Filistin toprakları dışında ve farklı şekillerde zuhur edegelmiştir. Ümidimiz odur ki bundan sonra da öyle olacaktır. Farklı mevziler, farklı cepheler, sürpriz taarruzlar. Ve ümid ediyoruz ki bir gün İsrail tamamen yok edilecek ve Hilâfet Birliği Kudüs kapılarında zafer kutlamaları ile tesis edilecektir.












One thought on “FİLİSTİN DÂVÂSINDA TARİHÎ ŞAHSİYETLER”