KÂBE SEVDAMIZ

Levent AKINCI

Kabe’nin yolları bölük bölüktür

Benim yüreciğim delik deliktir

Dünya dedikleri bir gölgeliktir

Canım Kabe’m varsam sana

Yüzüm gözüm sürsem sana

*

Eşim dostum yüklesinler yükümü

Komşularım helal etsin hakkını

Görmez oldum ırak ile yakını

Canım Kabe’m varsam sana

Yüzüm gözüm sürsem sana…

Anadolu ve Balkanlar’daki Müslüman Türkler de diğer İslâm halkları gibi, hacı adaylarını uğurlarken sıkı sıkı tenbihlerler, “Kâbe’yi ilk gördüğünde beni de ismen yâd edip hakkımda hayır duada bulun” derler. Ve Hacc dönüşü de yaşlı hacıların elini öpecekleri zaman normal zamandaki gibi elinin üzerini değil “avuç içini” öperler. Hacerulesved’e ve Kâbe’ye sürüldüğü için. 

İslâmî Türk tarihinde ve kültüründe Hicaz’ın ve Filistin’in, hassaten Salât’a kıble olarak tayin buyrulmuş olan ve yine Hacc için merkez kılınmış olan Kâbe’nin yeri çok büyüktür. En ulu yer olarak orası kabul edilir, sonra da diğer iki mescid. 

Üç mübarek mescidimiz: Mekke’deki Kâbe Beytullah yani Mescid-i Haram, Medine’deki Mescid-i Nebevî ve Kudüs’deki Mescid-i Aksâ. 

Şimdi burada herkesin bildiği şeyleri tekrar ve malûmu ilân etmeyeceğim. Kendilerini hâdim’ül-haremeyn-i şerifeyn yani Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin hademesi, hizmetçisi olarak gören ecdadımızın mübarek beldelere olan hürmet ve hizmetlerini az çok hepimiz biliyoruz.

Afrika’nın Ümit burnunu keşfeden ve oradan Hint sularına ve Kızıldeniz’e giren Haçlı sömürgeci Avrupalılar, Mısır’daki idareye karşı bir gövde gösterisi olarak Cidde’yi topa dizmiş ve az içeride ötedeki Mekke’yi de işgâl edebilecekleri mesajını vermişlerdi. Osmanlılar Hilâfet makamına gelir gelmez ilk fırsatta Kızıldeniz’i adeta mikad bölgesi gibi telâkki edip ta Yemen-Habeş Sevakin hattından itibaren küffâr gemilerine yasak getirip kapatmışlardı. Yani gayri müslimlerin ticarî gemileri bile oraya geldiğinde artık daha içeri giremiyorlardı, oradan sonrası için müslüman gemicilerle anlaşıp onların nakliyatı ile devam edilebilirdi ticarete ve kefereler o sulara giremezdi! Böyle bir tedbir getirmişti Osmanoğlu. Şu izzete bakın. Ebû Musab Sûri de El-Mukaveme’de bu asaleti bilhassa belirtmiş.

Surre Alayları’nı, veya başta devlet ricâli olmak üzere bir çok Osmanlı eşrafının “Üç Mescid” için ne kadar çok vakıf kurduğunu tarihle ilgilenen herkes az çok bilir. Ecdadımızın en son deminde bile nasıl dişiyle tırnağıyla müdafaa ettiğini de bilir herkes. Baba dedem olan ve Mekke’de Ecyad kalesindeki son birliklerde muharip bölük emîni olarak yer almış olan Yozgat Bozok’lu Gazi Hacı Ali’ye de tüm müslim seleflerimize de bir kez daha rahmet diliyorum. Büyük dedemizin o zaman Mekke çarşısından aldığı ve zemzem içerken kullandığı bir tas hâlâ evimizdedir.

İngiliz işbirlikçisi ve hâin’ül-haremeyn-i şerifeyn olan Şerif Hüseyin’e iştirak etmeyi reddedip Hilâfete sadık kalarak sömürgeci Haçlı İngilizlere karşı cihad eden ve bu yüzden sığındığı Mekke’de bir Kâbe ziyareti sırasında hainler eliyle suikastle şehit edilen Arabistan Rabiğ Emiri Hüseyin’i de rahmetle anıyorum. Şehid Faysal’ı da, şehid Cuheyman Uteybi’yi de.

Döneyim halkımızın Kâbe sevgisine. Evet, hayır duadan atasözüne, bu küçük adımlarla Kâbe’ye gidemesem de o yolda ölmüş olurum diyen karınca menkibesinden nice şiire, ilâhîye, bir duvar halısındaki veya seccadedeki nakıştan duvardaki bir resime dek kültürün her sahasında görmek mümkün.

Mesela; en işe yaramaz iki şairimizde dahi Kâbe’ye dair hürmeti görmek mümkündür, ki, evliyayı, ulemayı, ümerâyı siz düşünün neler yazmışlar neler söylemişlerdir:

“Bana kara diyen dilber; gözlerin kara değil mi?” diye başlayan ve belli ki biraz fazla esmer olduğu için kendisini tahkir edenlere hitaben yazdığı şiirinde Karacaoğlan, ki bu şiiri halk arasında bazen türkü bazen de ilâhî olarak okunur, şöyle bitirir:

Karac’oğlan der maşallah

Bir gün görürüm inşallah

Kara donludur Beytullah

Örtüsü kara değil mi?..

“Osmanlıya iftiralar” başlıklı makalede belirtmiştik, eski dilde don, bildik dış kıyafet demek.

Müslüm Gürses’in ve bir çok şarkıcının da ilk iki üç dörtlüğünü türkü olarak okuduğu, yani aslında günümüzde de çoğu insanın aşina olduğu ve “Bana kara diyen dilber” diye tarattığında internette çokça kişinin söylediğini görebildiği bu uzun şiirin son dizeleridir bunlar. Türkü olarak okuyanlar ilk bir kaç dörtlüğü okurken, ilâhî olarak okuyanlar son dörtlüğü de okurlar.

Veya meselâ Namık Kemal’in “Git vatan! Kâbe’de siyâha bürün” dediği şiirini edebiyatla meşgûl olanların çoğu bilir..

Git, vatan! Kâ’be’de siyâha bürün!

Bir kolun Ravza-i Nebi’ye uzat!

Birini Kerbelâ’da Meşhed’e at!

Kâ’inâta o hey’etinle görün!..

Girişte sözlerini naklettiğim “Kâbe’nin yolları bölük bölüktür” ilâhisini, güftesini de bestesini de çok severim. Ki bildiğim kadarıyla bilhassa Safranbolu yöresinde laedri, yani anonim olup, halkın bağrından çıkmış bir ilâhîdir. Halk, hacıların memlekete dönüşünde karşılarken bunu söylermiş. Ayrıca, Hacc kervanlarında da Mekke’ye giderken kafileler yolda zaman zaman böyle ilâhîleri söylerlermiş.

Türk edebiyatında Yesevî’den, “Kâ‘be beytü’ş-şeref-i a‘zamdır; nokta-i dâire-i âlemdir” diyen Nâbi’ye, daha bir çok divan ve halk şâirinde Kâbe bahsi ayrı bir ihtiramla yâd edilir.

“Yürük değirmenler gibi dönerler” veya “Ganî mevlâm nasib etse; varsam ağlayı ağlayı” gibi bir çok şiir ve besteye konu olmuştur Kâbe. 

Gubarî, Safî, Ûşî, Sincârî’nin, her birinin “Kâbenâme” adlı mesnevîleri vardır. Menâsık-ı Hacc veya Menâzil-i Hacc türü eserlerde de Kâbe’ye dair çok şey yazar ve bazı kısımlar da manzumdur. Yunus, Sulhî, Bahtî, Neşâtî ve daha bir çok meşhurun şiirlerinde Kâbe konusu ayrı bir ihtiramla işlenmiştir.

“Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter” diyenler de, “Bizim kıblemiz insandır, Hacc yerimiz Kerbelâ. Bu kadar insanı Arap çöllerine Kâbe yollarına dökmeye, ve Hacc’a Kurban’a gerek yok; çevrenize, insana, hayvana, mahlûkata iyilik yapın yeter” diyenler de…

Cümle küffar çatlasa da patlasa da bu ümmet; Araplar, Türkler, Kürtler, Çerkesler, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Açeli, Morolu ve sair tüm diğer İslâm kardeşlerimiz, hepsi de Kâbe aşığıdır!

Kıblesi başka yerler olanlar bu hakikati asla değiştiremeyecek biiznillah!

“Bu böyledir. Şeâirullahı ta’zîm etmek, kalplerin takvasındandır”. (Hacc 32)

Her kim ki Allah’ın şiârlarına, Allah’ın hükümlerine, bu dinin değerlerine, Kurban’a ve Hacc’a ve İslâm Ümmeti’nin kıblesi Kâbe’ye düşmansa; bilinsin ki o Ebrehe soyu, Kâbe’nin şahsında İslâm’a, Tevhid’e, ve Şeriat’a düşman! O, Allah’a ve Peygamber’e düşman, Sahabe’ye ve Ehli Beyt’e düşman, ve tarihe, ecdada düşman! Cevabımız da ayetteki şu cümledir: “De ki; kininizle geberin!”

Ebrehe’den beri Kâbe düşmanları ondaki heybeti, asâleti, ve hürmeti hazmedememişler ve çeşitli sâiklerle ona hasım kesilmişlerdir.

Meselâ Hacc, giden bütün müminlerin “ümmet” ruhunu en güzel sûrette yaşayıp görmelerine, farklı şehir veya ülkelerdeki kardeşlerin birbiri ile tanışıp kaynaşmasına, hatta bazen -gerek yurt içinden, gerek yurt dışından olsun- karşılıklı olarak adreslerin, telefonların alınıp sonraki hayat boyu temasın devam ettirilmesine ve böyle daha bir çok hayra vesile olduğu için, ümmet ve hilâfet alerjisi olan günümüz küffârı nefret eder bu ibadetten. 

Birilerinin her sene Hacc Bayramı’nda kudurmaları biraz da bundandır. Yok kurban vahşet imiş, yok Hacc masraflı imiş, bunlar yerine fakir doyurulmalı imiş falan filan. Her mevsim, her gün tıka basa et yerler, fakirin senede bir doğru dürüst et yemesine de vesile olan kurbana karşıdırlar. Her sene lüks tatil yerlerinde, çoğu da harama fıska fucura, olukla para harcarlar, sonra da çıkıp paylaşmaktan dem vururlar. 

Hacc ve Kurban, ne insana hürmete engeldir, ne fakirleri doyurmaya, ne de mahlûkata merhamet etmeye! “Allah’ın, birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını açan” ve madden insan sûretinde olsalar da mânen tek gözlü deccal sîretinde olan batîni, ibâhî ve sâir küffardır süslü laflar ederek Kâbe’yi ve onun şahsında ibadetleri, Savm’ı, Salat’ı, Hacc’ı, Şeriat’ı, İslâmiyet’i itibarsızlaştırmaya çalışanlar! 

Gerçekten inanmış bir müminin Kâbe’den dahi hürmetli olduğu bizzat Ehli Sünnet hadislerinde rivayet edilmiştir. Keza Resûlullah Aleyhisselâtuvesselâm fetih günü, bir zamanlar cahiliyyede müşriklerin zenci köle diyerek tahkir ettikleri Bilal Habeşî Radıyallahuanh’ı Kâbe’nin damına çıkartıp ezan okutmuştu. Kimse bize insanlık dersi vermeye kalkışmasın! Bir köpeği suladığı için affedilen fahişe kadın ve bir kediyi aç bırakıp ölümüne sebep olduğu için azab gören kadın konulu hadisleri ve hayvana merhamet konulu bir çok rivayeti “Pisinâme” adlı makalemizde yâd etmiştik. Kimse bize hayvanseverlik dersi vermeye de kalkışmasın!

Bir kısım ibadetler ile diğer bir kısım ibadetleri, meselâ namaz, oruç, hacc ile; doğruluk, cömertlik, paylaşmak, insana ve diğer mahlûkata merhamet gibi ibadetleri karşı karşıya getirmek adeta deccâlliktir.

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz” kavlini hatırlatıyorlar bize. Gerçi bu ayette bahsedilenler yani Yahudiler ehli kitap kâfirdir, bizdeki din düşmanları ise müşrik ve mülhid; yani kitapsız kâfirdir. Daha eşeddirler yani!

Hatırlamışken, bilhassa Hacc mevsimi her renk çiçeğin olduğu bir bahçe gibi ve dahi bir mahşer yeri gibi olan Hacc maşerinde ırkçılığı tam olarak bırakıp ümmet deryasında damla olan, ve kanının son damlasına dek de Kâbe’nin Rabbi’nden başka sahip tanımayan Afroamerikalı şehid Malik el Şahbaz yani Malcolm X’i de rahmetle anıyoruz.

Hacca adeta kütük gibi gidip kütük gibi dönenlere, adeta boynunda koynunda gizli dinle gidip yine o putları ile dönen, orada şeytan taşlayıp evine dönünce şeytanların peşinden koşan, küresel veya yerel bir kısım tağutlara tapan ve batıllara dalan, murai ve sahtekâr bir kısım gafillere ders olmalı Malcolm’un Haccı.

Eski bir menkıbe vardır, büyüklerden biri dermiş ki; ben kırk senedir Hacc’a gelirim, şu altımdaki ihtiyar eşek de benimle beraber kırk defa Kâbe gördü, şimdi bu mahluk Kâbe görmekle haşa hacı mı oldu?

Şu şiirimizde ifade ettiğimiz gibi;

Sıcak bir günde

Su kabı da devrilmiş aç bir öksüz kedinin yanından

Ve işleri kesat bir çöp kağıt toplayıcının önünden 

Geçerek cuma namazına gitti adam.

Vaaz konusu zayıf ve muhtaçlara merhamet 

Hutbe konusu ise sadaka, infak ve paylaşmaktı.

Dönüşte aynı şekilde geçti adam.

Ot geldi saman gitti adam…

Evet, bu durum diğer ibadetler için de geçerli. Kimi muhlis ve şuurlu olarak eda eder, kimi şirki, nifakı, marazı ve cehaletiyle kütük gelir kereste gider. Bu onun sorunudur. Bir kısım istismarcı, gafil veya münafıkları bahane ederek doğrudan şeriata ve bu ibadetlere dil uzatmak ise sadece kıp kızıl bir kâfirliktir.

Eskilerin “Adam hacı mı olur, ulaşmakla Mekke’ye; eşek derviş mi olur, taş çekmekle tekkeye” veya “Deve Kâbe’ye gitmekle hacı olmaz” gibi atasözleri ve menkıbeler haşa Hacc’ı ve Kâbe’yi istihfaf kastıyla değil, bahsettiğimiz bir kısım nasipsiz kütükleri, ve bir kısım kitap yüklü eşekleri yermek içindi. Günümüzde ise mâlum seküler, sahtekâr, nâmert küffâr doğrudan dine saldırmak kastıyla böyle sözleri dillerine doluyorlar. Hâlbuki meselâ “canım Kâbe’m varsam sana, yüzüm gözüm sürsem sana” diyen de, yukarıda bazılarını andığımız işlere imza atıp Kâbe’ye büyük bir ihtiram gösteren de aynı atalarımızdı.

Bu vesileyle modern cahiliyyenin bazı özel gün ve haftaları hakkında da iki çift sözümüz olacak:

-Bizim, batılı kâfirlerden türemiş İşçi Bayramı’na ihtiyacımız yoktur.

“Çalışana ücretini alın teri kurumadan önce veriniz.” (Hadis. İbn Mâce)

“Komşusu açken kendisi tok olarak yatan bizden değildir.” (Hadis. Hakim)

-Bizim, sömürgeci kâfirlerin uydurduğu Dünya Kadınlar Günü’ne ihtiyacımız yoktur.

“İmanca en olgununuz; ahlâkça en güzel olanınızdır. Ahlâkça en güzel olanınız ise, kadınlara iyi davrananınızdır.” (Hadis. Tirmizî)

-Bizim, sömürgeci kâfirlerin uydurduğu Anneler Günü’ne veya Babalar Günü’ne ihtiyacımız yoktur.

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (Âyet. İsrâ Suresi) 

-Bizim, sömürgeci kâfirlerin uydurduğu İnsan Hakları Bildirgesi’ne, Çocuk Hakları veya Hayvan Hakları beyannamelerine veya Doğa Koruma öğütlerine ihtiyacımız yoktur.

“Merhametliler var ya; Rahmân, işte onlara merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin.” (Hadis. Ebû Dâvûd, Tirmizî)

Resulullah Aleyhisselâm, ashâbının yanında bulunduğu bir sırada torunu Hasan’ı öpmüştü. Orada bulunan Akra b. Hâbis de ‘Benim on tane çocuğum var, onlardan birini bile öpmedim’ deyince Resulullah Aleyhisselâm ona hayretle bakıp: ‘Merhamet etmeyen kimseye merhamet edilmez’ buyurmuştu. (Hadis. Buhari, Müslim)

Biz bir yolculukta Resûlullah Aleyhisselâm ile beraber idik. O, bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. Biz yavrularını aldık, kuş ise aşağı yukarı çıkıp inerek çırpınmaya başladı. Resûlullah Aleyhisselâm geldi ve şöyle buyurdu: Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrusunu geri verin!” (Hadis. Ebu Dâvûd)

“Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâba uğradı ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti.” (Hadis. Buhârî, Müslim)

“Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak onunla su çekip köpeği suladı. Bu sebeple kadın mağfiret olundu.” (Hadis. Müslim)

“Nebî, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine: ‘Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!’ buyurdu.” (Hadis. Müslim)

“Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin” (Hadis. El Münavi: Feyzu’l-Kadir)

Son olarak, bir ayet ve tebrikle bitirmek istiyorum:

“Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, cahiliyyede atalarınızı andığınız gibi, hatta daha coşkulu bir anışla Allah’ı anın”. (Bakara 200)

Bilhassa an itibariyle Hacc yapmakta olanlaradır bu sözlerim: Malûmunuz, Hacc nüsuku bitince inşallah, teşrik günlerinde, bayramda yüksek sesle tekbir getireceksiniz. Hatırlayalım, bir zamanlar belki bir çoğumuz tıpkı bu ayette zikredilen cahiliyyedekiler gibi kendi ulusunu, aşiretini diğerine karşı asabiyet kibriyle ve bağırarak anlatıyordu. Hatta Roma’daki pagan Maviler ve Yeşiller’in adeta manevî birer varisi olan futbol, voleybol, basketbol kulüpleri-takımları gibi modern putların adını bağırmaktan, en büyük falanspor ve gool diye haykırmaktan sesleri kısılırdı bazılarımızın. Bazılarımız bir zamanlar okullarda andımız dedikleri batılı okurken kendinden geçerdi adeta. Bazılarımız bir zamanlar kâfir şarkıcıların festival veya konserlerinde bağırarak eşlik ederdi o batıllara. Bir zamanlar seçimlerde, mitinglerde saatlerce parti denen putların ve tâğutların adını haykırırdı bazılarımız…

Haydi şimdi sadece Allah’ın ismini tevhîd ve tekbîr edelim, ve “en az” o zamanlardaki gibi hatta “daha fazla” bir edeb, tazim, coşku ve yüksek sesle!

Ve geçmişteki tüm o şirk ve küfürler için tevbe teberri etmeyip devam ettirenlerimiz varsa zaten haccı da namazı da faydasız. Çünkü kâfirin hayrı hasenatı boşa çıkar. Önce Tevhîd. 

Oradaki ve buradaki ve tüm dünyadaki muvahhid kardeşlerimin Hacc ve bayramını tebrik eder, bilhassa da mübarek beldedekilerin hayır dualarını beklerim.

5 Zilhicce 1445

İstanbul 

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin