BEKLENEN TÜRK
Selim Gürselgil
Bizim nazarımızda Türk, Kürt, Arap olmanın kendi başına kıymeti yoktur. Kavimlerin kıymeti İslâm’a hizmetleri kadardır. Türk de bu şanlı görevi yerine getirmiş bir kavim olduğu için ve bu yönüyle kıymet kazanır. Bu görevden ayrıldığı zaman da görüyorsunuz, dünyanın en üçkâğıtçı ve sapkın toplumlarından biri ortaya çıktı.
En eski Türkler bugünkülere benzemezlerdi. Onların da kendilerine göre bir görev duyguları, bir ahlâkları vardı. Seçilmiş millet olduklarına ve yeryüzünde ilâhî bir misyon ifa ettiklerine inanırlardı. Henüz İslâm şuuruna ermemiş olsalar bile saf ve tabiî bir fıtratı yaşıyorlardı.
Müslüman olduktan sonra Türkler çok sayıda karışımdan geçtiler. Horasan’da, Mezopotamya’da, Anadolu’da ve Rumeli’de… İslâm’ın bayrağını ellerine almalarından itibaren geçirdikleri bu karışımlar onları daha da zenginleştirdi ve güçlendirdi. Her karışımda daha büyük bir kuvvete erdiler. Mimar Sinan’ları, Sokullu Mehmed Paşaları vücuda getirdiler. Üç kıtada şanla şerefle hüküm sürdüler. Düşmanların hepsini tek başlarına yendiler. Sadece bütün tarihin kaydettiği en yüksek Türk tipini değil, bütün tarihin en yüksek insan tiplerinden birini meydana getirdiler.
Bu Türk tipi, Osmanlı Türkü, savaşta korkunç bir şeydi; ama yine hem savaşta, hem barışta ondan daha merhametlisi, daha yufka yüreklisi yoktu. Onun kılıcına boyun eğen dünyanın en büyük hürriyetine kavuşuyor, onun kılıcına kılıç çeken cehennemin en acıklı çukuruna yuvarlanıyordu. Bu Türk, yeryüzünde Hakk’ın gölgesi, O’nun adaletinin canlı simgesiydi.
Sonra bu ilâhî keyfiyetten uzaklaşınca, elinde tuttuğu topraklar ve kanındaki karışımlardan başlayarak her şey onun aleyhine döndü. Küçüle küçüle adeta ortada kendinden hiçbir şey kalmadı. İslâm’ın bayraktarlığı görevini tamamen terkettikten sonra da ortaya dünyanın görüp görebileceği en ucube insan tipi çıktı.
Cumhuriyet Türkü ne yazık ki budur. Onun beşikteki bebeye tecavüz ettiğini duyarsanız, ki zaman zaman duyuyorsunuz, şaşırmayın. Onun bugüne dek hiçbir insanın aklına bile gelmeyen en şeni ahlâksızlığı ve sahtekârlığı icra ettiğini duyarsanız, ki sık sık duyuyorsunuz, şaşırmayın. Bu tarihî Türk tipine yabancı, karışık, bulanık ve bulaşık sözde Türk, her kötülüğü hiçbir zorluk çekmeden işleyebilir.
Ne var ki, içte, derinlerde hâlâ saf ve el değmemiş bir öz/nüve vardır. Anadolu’nun hangi köyü, metropollerin hangi kenar mahallesindedir bilinmez, ama hâlâ tarihi dolduracak kudrette atan bir Türk kalbi vardır. İşte biz onun doğumunu bekliyoruz.
Bir gün üç hilalli gökbayrağını kuşanıp meydan yerine çıkacak ve Türklük adına ortaya konulan tüm sahtekârlıklardan başlayarak insanlığı bozan zulümleri ve şeytanî egemenlikleri yeryüzünden sürüp defedecektir. O üç hilâlli “Gök Türk” olmasa, bu yer Türkünün lâneti çekilmez.










