BİRLİK NASIL OLUR?

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Son 24 yıldır aktif durumda olmayan Lübnan Direniş Tugayları Hizbullah bünyesinde faaliyete geçti.
Bu birlik Hizbullah’ın genel yapısı aksine şii ağırlıklı değil. Sünni Araplar, Ortodoks ve Katolik Hristiyanlar, Dürziler ve diğer Lübnanlı farklı din mezhep ve etnik yapıdan insanlardan oluşuyor. Bir miktar şii olmakla birlikte ağırlık diğer mezheplere ve dinlere ait şekilde oluşturuldu.
Şeba Çiftlikleri Ruveysat el Karn hattına yapılan saldırıyı da Rum Ortodoks ATGM ekibi gerçekleştirdi.
İran ve müttefikleri önce Taliban ile anlaşıp Direnişi sünni ve şii cihadını birleştirdi.
Şimdi de Lübnan Direniş Tugayları ile Lübnan halkını ve farklı din ve mezhepleri ortak düşmana karşı birleştirmeyi başardı.
(*)

Yukarıdaki tablo, hem sevindirici hem de örnek olması bakımından mühim…

Birlik nasıl olur sorusunun cevabı da bu örnekte saklı.

Birlik, “eylemde birlik” prensibi gereği, ortak-esas düşmana karşı olur ve mücadelede önde giden zaten tabiî olarak liderliği üstlenmiştir.

Kendisine karşı birlik olmamız gereken ortak ve esas düşmanımız kim?

ABD, NATO, Anglo Sakson hegemonya, Kolektif Batı ve onların işbirlikçi uzantıları…

İçimizde gücü elinde tutup da Amerika ve NATO ile yüzleşmek, hesaplaşmak yerine, işbirliği yapanlar elbette liderlik yapamazlar. Liderlik yapamayacakları için de birlik olmaz.

Dolayısıyla, Batı ile yüzleşmek yerine işbirliği yaparak onlara hoş görünmeye çalışanlar, milleti bütünleştirmek yerine bölen hainlerdir. Kemalist ya da İslâmcıyız demeleri neticeyi değiştirmez. Bu millet, büyük oynayanlarla büyük oynayacağını ispat etmiştir. Yani öyle, “gücümüz yok” diyerek, geçiştirmeye çalışmak, esasında işbirlikçiliğin gereğidir. Güç var ama bunu kullanacak adam yok. Kumandan Mirzabeyoğlu, “bu başımıza gelenler adam olamayışımızdan!” derken, toplumla birlikte başımızdaki sahte kahramanları işaret etmekteydi esas olarak. İç oluş olmadan da bunun dışa karşı tamimleşmesi söz konusu olamaz. Güç, haklıda, emperyalizmle yüzleşmeyi göze alacak olan gerçek kahraman soyunda olmalıdır. Emperyalizmle yüzleşmek için, bu yüzleşmeye mani olan, millî güç potansiyelini nefsi için istismar ederek israf eden, emperyalizme peşkeş çeken ve neticede de emperyalizmle yüzleşmemizin arasına girerek engelcilik yapan işbirlikçileri bertaraf etmek gerekmekte… Yani, işbirlikçileri kurtarıcı görme ahmaklığından kurtulmalı, adam olma yoluna girmeli öncelikle…

Düşmanla yüzleşmeyi, yani kurtuluşu gerçekten isteyenlere mukabil, “olsa da olur, olmasa da / gününü şafağına yatanlar”, bu dilden anlamaz. Güya çok keskinlerdir dava adına ama olsa da olur, olmasa da gününü şafağına yattıkları için, olması gereken onlar için zaruret değildir; zaruretleri işaret edenler de hain… Oluş zorluklarına katlanmak ve nefsini hesaba çekip oluş yoluna girmekten, hakikate ve hakikatin taşıyıcılarına hakkını vermektense, yaşanılan iğrenç hayata katlanmak evladır onlara. Zaman ve hayat onları haksız çıkarsa da anlamaz ve kabûl etmek istemezler… İnandık demekle doğru yolda olduklarını, büyüklerin sözlerini ezbere tekrar etmekle de doğru tavır koyduklarını zannederler… Anlamaz oldukları için de engelcilerdirler ve engelciler de tasfiye edilmeleri gerekenlerdir… Müsbete giden yol, menfiyi tasfiye etmekle; yolsa yürümek, engelleri kaldırmakla mümkün olabilir.

Esas düşman Amerika ve işbirlikçilerine kim zerre miskal zarar veriyor, darbe vuruyorsa, bu bizi sevindiriyor. Vuranın kimliği önemli değil. Ama vuranın kimliğine bakıp sevinemeyenler, İslâm’ın ve insanlığın zaferini gerçekten isteyip istemediklerinin muhasebesini yapsın…

Adımlar, 25 Ocak 1991’de, Bayezid’de Cuma gösterisinde, emperyalizmanın bölgemizdeki operasyonlarına karşı çıkmak ve Türkiye’nin de bu çerçevede Irak’a karşı savaşa sokulmasına, tabiri caizse Ukraynalaşmaya karşı çıkışıyla yıldızının parladığı 1991’den bu yana, nerede ve kim tarafından gelirse gelsin, emperyalizm ve işbirlikçilerine bir hamle yapıldığında, “sen oradan, biz buradan” şiarıyla desteğini açık etmiştir. Ve kim olursa olsun, ne adına yaptığını iddia ederse etsin, emperyalizme işbirlikçilik yapma mânâsına gelecek bir tavır gördüğünde de cephe almıştır.

Amerika’ya kafa tutan Saddam’ı destekledik, Saddamcı denildi… Suriye ile aramız bozulmamalı, yapılan yanlış dedik, Şebbiha denildi. Mısır’da yapılan yanlış dedik, Sisici denildi. Libya politikası yanlış dedik, Kaddafici denildi. Afganistan’daki mücadeleye destek verdik diye Taliban denildi. IŞİD ABD’yi vurunca, “iyi oluyor!” dedik diye IŞİD denildi. Rusya’ya destek olunca, Putinci, Rusçu ve Moskof ilân edildik.

İçeride mi?

İçeriye gelince… Adımlar, anti emperyalist tavır gösteren ve haksızlığa uğrayan birine ne zaman sahip çıktıysa, ne zaman anti-emperyalist mücadele temelinde birileri ile diyalog geliştirmeye çalıştıysa, sahip çıkılan veya diyalog geliştirilenin kimliğine uygun olarak Adımlar’a solcu komünist de denildi, Kürtçü de, ırkçı faşist de, ve hatta Ergenekon vs operasyonlarına, “bunun arkasında emperyalizm var, tuzağa düşürülüyoruz!” dediğimiz için de Kemalist ilân edildik. (Yaşar Güler, şimdilerde “yanlış yapıldı” diyor. Ama o zaman, Erdoğan, savcılığa soyunuyordu.) Kim emperyalizme karşı haklı bir tavır gösterdiyse, biz onun geçmişine bakmadan emperyalizme karşı tavrını destekleyince, yenilenemeyenler, yobazlar, ahmaklar ve bunları kullanan emperyalizmin işbirlikçileri tarafından hedefe konulduk, damgalanmaya çalışıldık.

HAMDOLSUN!

Elbette bizim bir kimliğimiz var: İbdacıyız! Zaten bütün bunlar da bu kimliğimizin gereğinden. Daha 1991’de anti-emperyalist mücadele saflarına katılmak üzere elimize silâhı tutuşturan Kumandan, kim olduğuna bakmadan emperyalizme karşı duranların yanında olmamız gerektiğini ihtar etmemiş miydi? Zira Efendi Hazretleri, 1919’da Anadolu’da başlayan mücadeleye, mücadeleye liderlik yapanların kim olduğuna bakmadan destek olmamış mıydı? Ölçü: “Mazlumun dini sorulmaz!”

Zulme uğrayan, zalime baş kaldıran kim olursa, geçmişte ne yapmış olursa olsun, mazlumluğu ve zalime başkaldırışı süresince, bu keyfiyete istinaden değerlendirilir ve gereken de buna göre yapılır.

Ama…

Biz Saddam’a sahip çıkınca, birileri de çıkıp, “Ama Saddam şöyle zulmetti, böyle katletti!” edebiyatına girdi.

Benzer tutum, yukarıda bahsettiğimiz diğer tüm tavırlarımızda da karşımıza çıkarıldı: “Ama o, ama bu…”

Bize her seferinde “ama o, ama bu” diyenler, zaman geçtikçe bizim sözlerimizi tasdik eder noktaya geliyorlar. İşte en sıcak misâl Suriye ve Esad’la normalleşme… O zaman bize, Suriye politikasına karşı çıktığımızdan dolayı Şebbiha diyerek hakaret ettiğini zannedenler, bugün Erdoğan’a ses edemiyor. Erdoğan’a bu konuda ses etsinler demiyoruz zaten, kendi samimiyetsizliklerini ve iş bilmezliklerini görmeleri için ayna tutuyoruz. Demek dertleri Suriye veya Esad değil, bizmişiz.

Dünya artık büyük hesaplaşmaya adım attı. Erdoğan bir kez daha hadiseleri yanlış değerlendirip, “3. Dünya Savaşı çıkmaz!” dese de Türkiye bundan geri kalmayacak. (Esasında bu savaş, bundan 33 sene önce, Amerika ve beraberindekiler Irak’a saldırdığında başladı; dünya bir yana, Irak bir yana hesabı… O günden bu güne yaşanan savaşların temel sebebi, Batı’nın dünya üzerindeki hegemonyasını devam ettirmek. Farklı cephelerde devam etti, şiddeti arttı veya eksildi, hatta kimi zaman istihale ederek devlet dışı aktörlerin liderliğinde Batı ile mücadeleye dönüştü ama asla kesintiye uğramadı ve artık mahallî cephelerde değil de topyekûn dünyanın bir anda iştiraki gibi bir seviyeye ramak kaldı. O günden bu güne, Türkiye’yi yönetenler emperyalizm saflarında yer aldı, almaya da devam ediyor. En son NATO toplantısında da Erdoğan, Batı ile beraber alınan kararları onayladı ve Ukrayna’ya destek olma sözü verdi.) Bu badireyi atlatmanın yolu da 1919 ruhundan geçiyor. Efendi Hazretleri’nin 1919’da Anadolu’daki mücadeleye vermiş olduğu desteğin mânâsı, ülke ve bölgemizdeki bütün tam bağımsızlıkçı unsurlara yol göstermeli ve senlik benlik davasından çıkıp anti-emperyalist çizgide buluşabilmeliyiz. Yoksa zaten emperyalizmanın zaferi sonrası sen-ben kalmayacağız.

Birlik nasıl olur?

Herkesin bulunduğu yerde sıçraması ve sen-ben demeden kim anti-emperyalist tavır gösterirse, ona destek olmakla… Buna mani olmak isteyen içimizdeki işbirlikçileri temizlemekle. Bu işbirlikçilerin, anti-emperyalist olan başkalarını hedef aldığı noktada, bizden gözüküyor diye bunlara payanda olmamakla… Esas düşman yerine sahte kutuplaşma ile farklı gündem ve düşmanlıklar üretimine karşı durarak…

(*) Kaynak: Telegram – Enformasyon

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin