KARTAL GÖZÜ

Yavuz USTA

Hayatımın genel manzarası paranormal hadiseler, anılar ile dopdoludur, bu sebepten yazılarımın geneli, yazılarıma ilgi duyanlara kurgusallık vehmettirebilir…

“Paranormal veya olağan dışı, telepati, psikokinezi gibi psişik görüngüleri, bilinen fizikokimyasal yasalarla açıklanamayan olayları ve bu olaylarda söz konusu olan psişik yetenekleri belirtmek üzere Parapsikoloji’de kullanılan bir terimdir. Supranormal teriminin yerini almak üzere, İngiliz psişik araştırmacı Walter Whately Carington (1884-1947) tarafından ortaya atılmıştır…”

“Neden tasavvufî değil de Batı kaynaklı psikoloji-felsefe kavramlarıyla izah etme ihtiyacı hissettim?” sorusuna, “dost keramete yorar, düşman istidraca; ben ise iki tarafı da yormama adına paronormal hadiseler” der geçerim…

İnsanlar algılayabildikleri kadar anlamlandırabilirler ve algılarının temel kaynağı görme, işitme, tadma, dokunma ve koklama yani fizikî organlarının sınırlı verileriyle nöronlar vesilesi ile beyne müracaat etme hadisesi; fakat her insanın beyin yapısı eşit kapasitede midir? Tabiî ki değildir… Fakat bir rejim düşünün, tüm zekâları eşitliyor, veya bir rejim düşünün bir kişinin zekâsı dışındaki milyonlarca zekâları yok saydırtabiliyor? Burada ki absürtlüğü fark ettiniz mi?..

1996 yılında yaşamış olduğum yine paronormal sebeplerden dolayı -onları anlatsam bu yazı bayağı uzar, es geçiyorum- gecikmeli askerlik vazifesine gitmiş ve usta birliğinde tüfeklere kartal gözü dedikleri ince ayar için atışlar yaparken enteresan bir hadise yaşamıştım, o anımdan iz sürerek bir şeyi izah etmeyi istiyorum…

Saçı sakalı aklaşmış uzman çavuşumuza bölük komutanımız üst teğmen dahi hürmet ederdi, tatlı sert adamdı… 4 kişilik guruplar hâlinde, mevzilerden beyaz bezli flâmalara tutturulmuş 15cm×15cm büyüklüğünde olsa gerekir siyah kareler hedefimizdi; bu karelere mermi isabet ettirilmesi gerekiyor ve üç merminin dağılış şekline göre tüfeklerin kartal gözü denilen gez aparatına ayar yapılıyordu… Göz, gez, arpacık; yani gözünle, gezden, arpacık denen namlu ucundaki aparatı bulup, hedefe sabitleyip nişan alma teorisi…

Atışlarını yapıp gelen dörtlü guruptan 1.90 boyunda olan arkadaş hiç isabet ettirememişti ve ihtiyar uzman çavuşumuz fena hiddetlenmiş, bu arkadaşın ensesine yetişmediğinden herhalde hafiften zıplayıp naif tokadı akşetmiş:

– Ulan insan tek mermi dahi isabet ettiremez mi? Kaç aydır biz size ne öğretiyoruz! Bu halinizle mi dağa çıkıp terörle mücadele edeceksiniz!!!

Ansızın ensesine yediği tokatla şok yaşayan arkadaş , komutanın her ses yükseltmesinde refleks hali ile gözlerini kapatıyor, ikinci tokadın gelme ihtimaline karşı başıyla omuzlarını neredeyse birleşik nizama getirtip ensesini gizliyordu… Komutanın tokadından ziyade, sesi, öfke ile tepinmesi ve arkadaşın bu tepkiye karşı refleksi nedense beni gayri ihtiyari tebessüm ettirmişti… Oysa atış sırası bizdeydi, ben de yerde bağdaş kurmuş mevzie çağrılmamı bekliyordum… fakat komutanın hiddetli gözü benim tebessümümü görmüştü:

– Sen! Neden güldün?

– Gülmedim tebessüm ettim komutanım…

– Ha güldün ha tebessüm ettin, ne fark eder?

Şimdi ben bu hiddetli adama, mevzuun esprisine tebessüm ile mevzuya alaycı gülmenin farkını nasıl izah edebilirdim? İzah edemeyeceğim için başka yöne bakıp susarak hedefinden çıkmayı denedim fakat nafile, ihtiyarın öfkeli bakışı hâlâ üzerimdeydi ve tekrar sordu:

– Biz burada komedi filmi mi çeviriyoruz?…

– Eğlenebildin mi?..

– İhtimaller sınırsızdır komutanım… Sizin atışlarının hiç birisi isabetli olmamış diye suçlayıp öfkelendiğiniz arkadaşın tüfeğindeki sapma hatası belki flama ölçüsünden de büyükse? Mermilerin hepsinin ıskalanması pekâlâ mümkündür… Yani hatalı olan sadece tüfekteki kusurdur…

– Laflara bak! Vurunca siz vurun, vuramayınca tüfek hatalı olsun! Madem karşımda bu kadar büyük lâf ettin, 3 mermiden birini ıskalarsan sana o boş kovanı yutturmazsam adam değilim!..

Ve atış mevzisine çağrılmam ile imtihanım başlamıştı… Atış emri verilinceye kadar Ayetel Kürsî’den başlamış Kunut dualarından çıkmış… Dirsekler dik, göz, gez, arpacık ve nefes kontrollü seri şekilde 3 atışımı yapmış… “Flâmalara git!” emri ile fırtına gibi koşarak, flâmadaki kâğıtta işaretlenmemiş mermi deliklerini arıyordum…

Benden önce atış yapanların isabetli atışları, mavi renkli kalemle değişik rakamlarla işaretlenmelerinden belliydi fakat kâğıttaki siyah karede işaretlenmemiş mermi deliği olmadığı gibi koskoca kâğıtta da yoktu… İhtiyar komutanın hışımla ensemden tutması…

– Hani ulan nerede delikler?

Alnımdan sızan terler gözlerimi yakarken flâma bezini sabitleyen tahtanın hemen yanında papatyayı andıran işaretlenmemiş bir deliği fark etmiştim… Sadece bir delik mi? Şimdi iki kovan mı yutacaktım?Manyak mı bu adam? Böyle bir şeyi denemeye kalkarsa hayat onun ve benim için çok kötü olabilirdi… Yok ya, blöftü onun ki… Zihnimde beliren soru cevap gerginliği ile:

– İşte burada bir delik var! Bakın, bu tüfekteki gez hatasına, neredeyse flâmayı dahi ıskalayacakmış; bunu anlatmaya çalışıyorum!

Savunması ile flâmada olmayan son iki deliğin mesuliyetinden kurtulmaya çabalarken, elinde tornavida ve pense ile geze ayar yapmaya gelen bölük komutanı belirmişti…

– Abicim senin asker ne yapmış böyle! Flâmaya mermilerle papatya çizmiş helâl lan sana!

Uzman çavuş eğilerek flamayı incelemiş…

– Vay be! Karşımda ukalâ ukalâ konuşuyordun, fakat sen mermileri flâmaya değil de sanki benim kafama atmışsın!

Üç yapraklı tek delikli mermi izi meğer ne değerli imiş? Vakur bir şekilde tüfeği ayarlaması için üst teğmene uzattım…

– Bu tüfek sana yakışmaz! Sen depoya kadar git, baş çavuş sana yeni tüfek versin!

Yanılmıyorsam atış poligonu ile deponun mesafesi 4-5 km vardı ve koşarak gidip, baş çavuşa durumu izah edip başka tüfekle tekrar koşarak atış poligonuna gelmiş ve tekrar 3 atış yapmış, tekrar papatya çizmiş ve başka tüfek verilmesi için tekrar depoya koşturulmuş… Nihayet baş çavuşun:

– Üst teğmene söyle, başka verebileceğim tüfek yok; bunu ayarlarsa ayarlasın veya kendi tüfeğini sana zimmetlesin… demesi üzerine kelimesi kelimesine üst teğmene söylemiştim…

– Sen bununla da papatya çiz hâl ederiz!

Üçüncü tüfekle de papatya çizdikten sonra ayar yapılmış ve o siyah karede yine papatya çizilmişti…

Egom gök yüzüne çıkmış, kendime, “sen neymişsin be abi!” derken, üst teğmen, yaverine, “benim tüfeği getirin” demiş ve paketinden iki sigara çıkartmış, ikram etmesini beklerken:

– Şu sigaraları flâmalara sabitleyin bakalım! Sen ve ben tek mermi atacağız, eğer isabet ettirebilirsen seni gölgem kabul edeceğim.

Vuramamıştım, fakat komutan vurmuştu; gök yüzünde uçuşa geçen egomu da sözüyle vurmuştu:

– Senin kartal gözün, anca bu karga gözlülere fark atıyormuş! Hadi git, eğitiminde bir şeyler öğren!

Bir zamanlar, kelek kellesini ıskalama ihtimalim yüzde bir kadar olmayan kişinin bu sosyal medyada haksız ve edepsizce efelenerek yapmış olduğu yorumuna acayip sinirlenmiştim, lâkin Hz Ali Efendim’e ait olduğunu zannettiğim o muhteşem hadise aklıma gelince sakinleşmiş, o zihniyetlere verilecek ispatlı cevabımı gelecek zamanlara bırakmıştım… Zaman en güzel cevabı veriyor, birlikte yaşarsak daha ne cevaplar göreceğiz kim bilir?

Bedir gazasında cenk ederken kılıcını düşürttüğü müşriği, yüzüne tükürüp, küfrettiği halde öldürmeyip esir alınca hadiseye şahit sahabiler Hz. Ali Efendime sormuşlar:

– Bunu neden öldürmedin ?

Cevabı müthişti:

– O yüzüme tükürüp küfredinceye kadar onunla Allah için vuruşuyordum; fakat tükürmesi, küfretmesi nefsime dokunmuştu, bu sebepten öldürseydim hesabım çetin olurdu…

Hz Ali Efendimin cenk ettiği bir müşrikti, oysa benim imtihanım inançlı bir ahmaktı, tiksinti veren bir ahmak! 4-5 yıl olmuştur hâlâ o ahmağın kelek kellesine atışlarla papatya çiziyorum, lâkin kafaları o kadar sert ki kaç mermi çekirdeğini üst üste isabet ettirsem de, kaç senedir ilâhî irade kafalar çatlatacak hadiseler tecelli ettirse de olmayınca olmuyor…

O kelek kafalının salyalı ağzına tahammül edişimin sebebi, sadece merhamet hududuna riayet edişimdi… Her itliğe, puştluğa karşı, zorla zapt ettiğimiz canavarlarımızı salmış olsak, caniler yanımızda masum çocuklar hükmünde kalırlardı…

Allah var, bildiğiniz gibi değil be; harbi var!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin