KAPİTALİZM LAĞIMININ VAİZLİĞİ
Selim Gürselgil
İslâm’ı kapitalizmle mezcetmek (katıştırmak), ona yapılabilecek en büyük hakaretlerden biridir. Kapitalizm, Allah’ın Kur’ân’da ve Resûlü’nün sünnetinde lânetlediği her şeydir. Kapitalizm, Filistin’de gördüğünüz insanlıkdışı görüntülerdir. Kapitalizm, Paris’te gördüğünüz insanlıkdışı görüntülerdir. Kapitalizm, ülkemizde, yakın çevrenizde gördüğünüz tüm ahlâksızlıkların, inançsızlıkların, düşmanlıkların kaynağıdır. İslâm bununla nasıl özdeşleşebilir?
Ne yazık ki böyle bir küfür anlayışına karşı bugüne kadar hiçbir vaiz çıkıp konuşmadı. Ama sokaktaki kadınlar açık giyiniyor diye milyon tanesi ah-ü-vah etti. Onların hocalığı bu kadar. Başını çevirip geçmekten aciz, küfrü anlamak bir yana, içinden ona gıpta eden tipler. Tabii öyle giyinecek, düzen bu, düzenin gereği bu. Her çağda toplumlar içinde yaşadıkları düzenin şeklini almışlardır. Hatta günümüzde bir dindarın onları kınaması, onların yaptıkları şeyin onlar nazarında kıymetini arttırır. “Sana ne ya, istediğim gibi giyinirim” diye tepki vermeye şartlandırılmıştır onlar. Geri zekâlı bilmez ki, istediğin gibi giyinemezsin, senden istendiği gibi giyinirsin; en fazla izin verildiği kadar… Bu geri zekâlılarla niye uğraşıyorsunuz? Fareye niçin lağımda dolaşıyorsun denir mi? “Sana ne ya, istediğim yerde dolaşırım.” Lağımın dışına çıkmayı isteyemez ki; onun tabiatı bu. Fareye değer vermeyin, onu muhatap almayın, kendinizi lağımdan koruyun.
Hocalar lağımı görmüyor. Bilakis pek çoğu lağımın içinde yüzüyor. Lağımın içinde lağım faresinden ayrı bir tür olmayı dindarlık zannediyor. Lağım dindarlığı (!); kapitalizm budur; ona bulaşan, onun içinde yaşamaktan mutlu olan herkes eninde sonunda buna dönüşür.
Bu lağım pek çok ideolojiyi, pek çok geleneği, pek çok inancı yok etti; insanlığın bütün değerler birikimini kendi pisliğiyle kirletti. Sadece İslâm korur. Çünkü İslâm insanlığı bu lağımdan korumak için indirilmiştir. Sadece ona sığınanlar ayakta kalacaktır. Fakat İslâm’ı lağımın içinde bir köşede sığıntı yaşamak sananlar değil. Bu vaiz tiplemesi değil.
Kapitalizm veya onun geri kalmış ülkelere, değerler kargaşasına sürüklediği toplumlara ve insanlıktan kopardığı bireylere mahsus bu karikatürü, yaşadığımız irili ufaklı, özel ve genel, yerel ve küresel bütün kötülüklerin müsebbibidir. Öyleyse İslâm adına ağzını açan bir vaiz onu reddederek, ona karşı vicdanen ve fiilen mücadele etmeyi öğütleyerek, hatta öğreterek işe başlamalı değil midir? İslâm, “uydurma tanrıları reddediyorum, gerçek Yaratıcıya teslim oluyorum” demek değil midir? Bu reddiye her Müslümana İslâm inkılâbının hasretini çektirmez, gereğini düşündürmez mi? Onu Büyük Doğu-İbda’yı kavramaya götürmez mi? İslâm’ın en temel şartını bilmeyen, Allah’ı uydurma tanrılarla bir tutan vaiz mi olur?










