ÜRETEMEDİĞİN TEKNOLOJİ DÜŞMANINDIR
Ahmet ÖLÇÜLÜ
Dün Lübnan’da çağrı cihazlarının bir ânda patlamaya başlaması ile binlerce kişi hastanelere akın etti.
Hizbullah üyelerinin kullandığı bu cihazlara önce bir sinyal ile mesaj geldiği ikâzı alındı. Gelen sinyalle uyarılan kişiler mesajı görmek için cihazı göz hizasına getirmişlerdi, cihazlar patladı ve ilk haberlere göre Lübnan ve Suriye’de onlarca kişi ölürken, binlerce kişi de yaralandı. Yaralananların birçoğunda el, parmak ve göz kaybı dikkat çekici boyuttaydı.
Uzmanlar Hizbullah’ın çağrı cihazlarının sadece bir bilgisayar korsanı saldırısıyla patlatılmış olmasının neredeyse imkânsız olduğunu düşünüyor. Cihazların aşırı ısınması nedeniyle böyle bir eşzamanlı eylem pek mümkün değil ve çağrı cihazları sadece alev almakla kalmadı, aynı zamanda küçük patlamalar da meydana geldi. Bu da daha çok cihazlara patlayıcı yerleştirildiğini düşündürüyor.
Çağrı cihazlarının, Tayvanlı üretici Gold Apollo’nun AR-924 modeli olduğu söyleniyor. Cihazların 85 günlük bir pil ömrüne sahip olduğu ve ayrıca su ve toz geçirmez olduğu belirtiliyor. Gold Apollo’nun genel müdürü o zamandan bu yana Hizbullah tarafından kullanılan cihazların muhtemelen Tayvan’da, değil Macaristan’da üretildiğini açıkladı. Macar BAC şirketi görünüşe göre bu çağrı cihazlarını birkaç yıldır lisans altında üretiyor ve Orta Doğu gibi belirli bölgelerde pazarlıyordu.
Anlaşılan İsrail istihbarat kurumları, bu cihazların tedarik zincirine sızmayı ve çağrı cihazlarını uzaktan patlatılabilen patlayıcılara dönüştürmeyi başarmış. Hizbullah’ın bu cihazları kısa süre önce temin ettiği ve üyelerine dağıttığı söyleniyor.
Elektronik cihazların çeşitli zararları yanında birer suikast silâhına dönüştürülebileceğine dair 6 Aralık 2022‘de Ayhan Sönmez imzasıyla yayınladığımız makaleden bir paragraf:
“Cep telefonu size büyülü ve görkemli bir dünyanın kapılarını açıyor olabilir, ama siz çok kapılıp gitmeyin yani, çok tehlikeli aletler bunlar, çok gizli tuzaklar içeriyor. Fert ve toplum üzerinde suikast silâhı gibi kullanmak niyetine falan filanına (komplo teorisi) deyip geçelim, bunları gerçekleşmesi mümkün olmayan ihtimaller diye kabul edelim.”
İsrail bu hamle ile bir gösteri yaptı ama bu gösteri esas olarak Yemen’in vurduğu darbenin tesirini azaltmayı amaçlıyor. Yemen’in fırlattığı hipersonik ve manevra kaabiliyetini haiz füzeler, ABD, İngiltere gemilerini ve İsrail savunma sistemini aşarak Tel Aviv’i vurmuş ve bu durum karşısında İsrail’in hiçbir şekilde güvende olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Şimdi İsrail, Yemen’in vurduğu bu darbenin psikolojik şokunu atlatmaya çalışıyor. Bunda da bir miktar başarılı oldu denilebilirse de Yemen’in tehdit düzeyi karşısında İsrail’in bu saldırısı devamlılığı olmaması bakımından zayıf kalacak. 2000 ve 2006 savaşlarında Hizbullah’ı yenemeyip geri çekilmek zorunda kalan İsrail’in, yeni bir saldırı öncesinde hem psikolojiyi düzeltmek hem de Hizbullah kadrolarına geniş bir zarar vermek ve böylece savaşma kaabiliyetini azaltmak istediği ortada. Neticeyi her zaman er meydanı belirler. Bakalım İsrail, 2000 ve 2006 savaşlarından sonra böylesi sürpriz bir atakla açtığı yeni perdede Hizbullah karşısında neler yapabilecek? Ki, bu günün Hizbullahı, öncekilere göre kat be kat daha fazla silâh, mühimmat, füze imkânlarına sahip. Onbinlerce roket ve füze, dağlara oyulmuş mevzilerde, tünellerde namlularını İsrail’e çevrilmiş, ateşlenmeyi bekliyor…
Son söz: Üretemediğin teknoloji düşmanındır. Düşmandan ancak onu tam anlamıyla tesirsiz hâle getirip, kontrol altına aldığında istifade edebilirsin. Tam kontrol altına aldığına ise çoğu zaman güvenemezsin. Kendi teknolojimizi üretmek gerek, bunun için de işin kültürüne vakıf olunmalı. O da topyekûn bir dünya görüşü işi. Bugünlerde, Türkiye’nin en çok İHA-SİHA satan ülke konumuna geldiği konuşuluyor. Dikkat edilsin, bunların ana stratejik parçaları, elektronik devreleri dışarıdan ithal ediliyor ve bu teknoloji temelde bize ait değil. Bundan dolayı da Türkiye’de üretilen bu cihazlar, Amerika’nın, “satamazsın!” dediği ülkelere satılamıyor. Yani esasında Batı için üretim yapıyoruz. Bir nevi, Fatih-müslümanlar için çalışan top ustası Urban gibi… Evet, bu silahları yapıp satarak para kazanıyoruz ama bu silâhlar, esas olarak, Batı barbarlığının, emperyalizmanın stratejik hedeflerini gerçekleştirmesine hizmet ediyor. Bu silâhlar, meselâ, bağımsızlık için mücadele eden Moro Akıncılarına karşı kullanması için Filipinler’e satılıyor… Kültürüne haiz olmadığın teknolojiden para kazanabilirsin de o teknoloji sen kendine köle yapmıştır, farkında olmazsın. Sonra da müslüman kardeşlerini öldüren silâhları satıp para kazanıyoruz, karnımız doyuyor diye övünebilirsin de… O kanlı paralar övünülecek bir şey midir? Kapitalist için öyledir de ya müslüman için? Kardeşini öldürmesi için düşmana silâh satan adama müslüman denir mi? İnsan denir mi? Savaş bir ticaret mevzusu değildir, iyi ve kötünün mücadelesine vasıtadır. Meseleyi ticaret indirgeyen, iyi ve kötünün nerede ve kim olduğuna değil de kazanacağı paraya bakan mantık, İslâm’ın ölçülerini gözardı eden münafık ve mürted vasfına haizdir.
Gönüldaşımız Ayhan Sönmez’in ilgili yazısının linki aşağıda:










