HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 3
Levent AKINCI (*)
İbn-i Tufeyl veya İbn’ün-Nefis de aynen bu günkü bazı ilahiyatçılar gibi evrimci miydiler, yoksa başka bir şey mi anlatmak istiyorlardı, bunun tartışması şimdi bir yana dursun, dönelim hikayeye ve asıl meselemize, oradaki gibi, ana babasız ve kimsesiz yalnız bir bir çocuğun, mucizevi bir durum olmadan ve anne baba ve diğer insanlar olmadan, kendi kendine irşad olup tekâmül etmesi mümkün mü sualinin cevabına.
Hay gibi, yani insansız ortamda büyüyen çocukların en kısmetlisi bahtlısı bile ancak ve ancak uzun yıllar süren özel eğitimlerden sonra biraz biraz normalleşiyor ama asla normal akranları gibi olamıyorlar. Diğer insanlar tarafından bulunup eğitilenlerin en iyi durumda bulunanları bile seneler süren talim terbiyeden özel eğitim süreçlerinden sonra bile asla bir daha akranları gibi bir dil ve zekâya sahip olamamışlardır.
İbni Tufeyl’in “Kendi kendine irşad olan” Hay’ı ile bizim vakalardaki, “Diğer insanlardan irşad olamamış” hasta çocuklarımız taban tabana zıt bir durumdadır. Yani bize göre en iyisi bile asla tam normalleşememiştir, ona göre ise normal insanların en iyisi -Absal misali abdallar- bile Hay gibilere yetişemez kemâl, bilgelik ve ve ruhi olgunlukta!
Aslında bu, İmam Gazali veya İmam Birgivî tarzı Sünni bir bakışla mümkün. Ama “normal” yollarla değil tabiri caizse “paranormal” olarak. Yani bildik tabiat kanunlarının üstünde “mucizevi” bir surette mümkündür ve Allah dilerse olur. Biz dahi böyle iman ederiz. Bazen, tabiri caizse kim deli kim veli tartışılır yani. Fakat öyle görünüyor ki, mucizevi bir hâl lutfedilmedikçe bildik kevnî kanunlara göre ise böylesi “Yabani” çocuklar sonradan dil edinemiyor ve buna bağlı olaraktır ki zekâ çok gelişmiyor. Bırakın İbni Tufeyl’deki gibi kendi kendine Allah’ı bulmayı, yahut hatta Ibnunnefis’teki gibi Peygamber’i dahi bulmayı; genellikle âkil mükellef denebilir seviyede normal bir insan bile olmuyorlar.
Denilirse ki; peki hep derler ya alimler; bir kavme veya kişiye hiç bir din daveti tebliği erişmemiş bile olsa, bir adada tek yaşasa bile o yine, eşyâyâ, enfüse ve âfâka nazar ederek Allah’ın varlığı ve birliğini bulacak kuvveye sahiptir ve muvahhid olmakla hanîf olmakla mükelleftir. Doğrudur. Lakin âkil bâliğ mükellef için geçerlidir bu. Çocukluğunu diğer evvelki insan veya insanlar ile beraber yaşamamış, insani şefkat ve talim terbiye görmemiş ve dil edinememiş çocuklarda aklın zekânın intişar edip gelişmediği görülüyor. Aksi yönde olanlar olmuşsa da mucizevî türden bir durum sözkonusudur. Ve elbette bu mânâda mümkinattandır.
Nakil-akıl meselesinde iki uç ve batıl görüş vardır; biri, Ehli Beyt’den bir seyyid haber vermeden haşa Allah’ın varlığı birliği bile bilinemez diyen ismailî batinîlerin itikadı; diğeri de akılla her şey bulunur bilinir diyen bir kısım felsefecilerin itikadı. Biri ifrat biri tefrit iki batıl.
İmam Gazali’nin zahir ilimlerinin ve batın ilimlerinin ümmetin ilk asırlarında selef devrinde iç içe olduğu ve sonradan ayrışma olduğundan bahsedip, batın ilimleri ile bildik batınîlik dediğimiz sapıklığın farklı mefhumlar olduğunu belirttiğini de hatırlatalım.
Naklî ilim-aklî bilgi, kalp-akıl, ihlas-ilim-ikrar-amel, cihad-ahlak, fütuhat-fütüvvet vs her meselede câmi ve şâmil yol üzere olan ve “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını açanlar”dan ve “Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr edenler”den ve “Dinlerini parça parça edip her biri elindeki ile avunan fırkalar”dan olmayan, “Vasat” ümmet olan Ehli Sünnet Vel Cemaat; tarih boyunca her fırkaya, her bir ifrat ya da tefrit taifesine gereken reddiyeleri defaatle yazmış, cevaplar vermiştir. İmam Gazali’nin meşhur “fil örneği”ni çoğumuz biliriz.
Konuya dönersek; bizler, gerek Robinson ve benzeri, güzel bir tropikal adada mahzur kalma filmlerini, gerekse ceylanın büyüttüğü Hay, arslanın büyüttüğü Basat, kurdun büyüttüğü Tarkan ve maymunun büyüttüğü Tarzan çizgi film ve filmlerini seyrederken, hikayelerini okurken çok heyecanlanırdık çok renkli ve değişik gelirdi, çok harikulade bir konu idi. “Harikalarla” dolu idi. Ya da keza Ormanın Kitabı, Orman Çocuğu serisi. Ve benzer film, çizgi film, roman, hikaye, efsane, destan ve masallar.
Ama arka plandaki mesaj hiç de bu kadar masum değil, veya en azından makul değil. Niyeti ne olursa olsun bir kısım çarpıklıklar sözkonusu Hay kitabında. Mesela, bu günkü tahsilli insanların bile altından kalkamayacağı, bir kaç defa okumadan anlayamayacağı ve hatta çok iyi bilen ihtisas sahibi insanlara izah ettirmeden asla idrak edemeyeceği ve hatta bilenlere izah ettirse bile idrak edemeyeceği kelam konularını bile kendi kendine düşünerek çözüyor Hay. Hele hele günümüzde bu hikâyeyi diline dolayan laik ilahiyatçı ve yazar tayfasının mesajları hiç masum değil. Şunu da zannediyoruz ki, Gazali’yi adeta veli olarak gören ve tenkitleri olmakla birlikte ona hayran olan İbni Tufeyl bu günküleri, bu hadis ve eser ve ecdad düşmanı, laik mahalleye yaranmak için yırtınan metropol köylüsü güruhu görse idi bunlardan teberri eder ve belki de onları tekfir ederdi. Allahualem.
Bu günde modern birer cehmî ve bir tür neobatinî sayılan bir kısım aşağılık kompleksli modernistlerin sürekli kadim Mutezili, Meşşâi, İşrâki vs fırkaları diline dolama sebepleri sadece Ehli Sünnet (Selefi, Maturudi, Eşari, Zahiri) ulemamıza olan nefretleridir. Meşşâi’yi, İşrâki’yi, Mutezile’yi kendi mel’un hezeyanları için bir malzeme deposu olarak görüyorlar sadece. Yoksa, hiç bir usulleri yoktur normalde ne Mutezile’ye tabidirler ne diğerlerine, ve o ekollerin âlimleri de görseydi bunları tereddüt etmeden tekfir ederlerdi. Allahualem.
Konuya devam edersek, bizi sevindirirdi çizgi filmde Hay’ın Allah’ı bulması, hidayete ermesi. Elbette bir müslüman buna sevinir, gerçekten de böyle bir hadise olsa biz elbette bu “mucizevi” ihtidayı-irşadı sevinçle karşılarız. Lakin anlattığımız gibi, bu kitap ve çizgi filmde her şey göründüğü kadar masum veya makul değil. Ama makul gibi verilmiş. Sorun da burada zaten. İbn-i Tufeyl de İbn’ün-Nefis de dese ki bu mucizevi bir varoluş ve mucizevi bir uyanış, o zaman iş değişir. Öyle diyorlar da ben yanlış anlıyorsam bilemem.
Onu, yani İbn-i Tufeyl’i yanlış veya en azından eksik anlıyor da olabilirim, ama bu gündeki bir kısım hayranlarını gayet net anlıyor ve reddediyorum küfrlerini.
Yanlış anlamadıysam, İbni Tufeyl bu hikayeyi hem diğer bazı fırkaları hem de biraz da Ehli Sünnet’i tenkid için yazmıştır. Hikayede hem adeta, insanın muallime ihtiyacının olmadığı mesajı, hem de şeriat-hakikat ayrımı gibi batıni şii ve batıni sufilerin de yapageldiği ve içini batılla doldurduğu türden bir tasnif mevcuttur. Biraz kinayeli olarak da olsa bunlar aşılanmakta sanki. Ve, ilk insanın tabiri caizse zır cahil bir ilkel olduğu ve her şeyi kendi kendine, kendi aklıyla tecrübeleriyle bulduğu bildiği îmâsı…
Devam edecek…
(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi











One thought on “HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 3”