YARATILIŞTA ‘ÜÇ KARANLIK’
Selim Gürselgil
Dünden devam…
Zumer Suresi 6. âyette geçen “O sizi tek bir nefsten yarattı” ifadesinden sonra gelen diğer iki ibâre:
“Fî butûnî ummehâtikum”; (mealen) analarınızın karınlarında… “fî zulumâtin selâs”: (mealen) üç karanlık içinde…
Günümüzde Kur’an ilimleriyle uğraşanlar bu üç karanlık hakkında a) ana karnı karanlığı, b) ana rahmi karanlığı, c) dölyatağı karanlığı… diyorlar. Ben açıkça söyleyeyim ki, bunların ne anlama geldiğine dair bir fikrim yok. Bu bilgi doğru mudur, yanlış mıdır bir şey diyemem. Yalnız, mutasavvıfların izinden giderek, ondan önceki ifadeye dönebilirim:
“Butûn” kelimesi İngilizce meallerin hemen hepsinde “worms” şeklinde geçiyor. Bir tanesinde “bellies” denildiğini gördüm. Ama yine karın anlamına gelen “abdomen”, “venter” gibi kelimelerin tercih edildiğine denk gelmedim. Nitekim “worm” kelimesi de İngilizce’de karından ziyade, karnın içine ve rahme işaret ediyor.
Bugünkü Türkçe’de ne yazık ki, bu Kur’an ibaresini çevirebileceğiniz tek kelime “karın”… Halbuki “batn” (ç. butûn) bundan çok daha fazlasıdır. İç, içyüz demektir. “Giz ve sır” mânâsına gelir. Bunun yanında Türkçe’deki “soy, kuşak, nesil, döl” mukabilidir. Osmanlı lûgatına “uzak yer” olarak girmiştir. Onun ism-i faili olan bâtın (z. zâhir), görünmeyen ve bilinmeyen anlamına gelir. Araplar arasında bir nevi kabileye de bâtın derler ki, bu kabilenin arasında kan bağı yoğun olmayıp çeşitli kanların karışmasından oluşmuştur. Ayrıca herkesin görüp bilmesi istenmeyen şeylere de “bıtâne” ıtlak olunur.
Yine, Arapça’da “ana” anlamına gelen “umm” kelimesinin çok zengin tedaileri vardır. Bugünkü Türkçe’de kullandığımız ümmet (cemaat, topluluk), umum (genel, bütün) kelimeleri olduğu gibi umman (büyük deniz, okyanus) kelimeleri de ondan gelir. Bu itibarla, “Fî butûnî ummehâtikum” ibaresinin tevil ihtimallerinden biri şu olur:
- Okyanuslarınızın derinliklerinde, herkesçe bilinmeyen yerlerinde…
Sözkonusu ibarenin ebced tevafukunda (ebced değeri 665’tir), “Hudâvend” (Allah) tabiri göze çarpar ki, Allah’ın isimlerinden birinin de El-Bâtın olması hasebiyle ayrıca mânâlıdır. “Fî-içinde” zarfını hariç tutarak baktığımızda ise (ebced değeri 584 olur) “mütekaddim”, yani “önce gelen, evvelki” kavramıyla karşılaşırız ve bu da mânâdan günümüzde anlaşılandan ziyade eskiden anlaşılana işaret eder gibidir. Dolayısiyle, “üç karanlık”ı buralarda aramak, daha sıhhatli denilmeyecek olsa bile, hiç olmazsa mümkün bir yaklaşım tutulabilir.
Dünkü yazının linki:










