SAVAŞÇI VE FİKİR
Selim Gürselgil
Bir savaşçının fikirden hoşlanmaması anlaşılır bir şeydir. Çünkü onun mizacına terstir fikir. O yüreğini ortaya koyar. Başını ortaya koyar. Canını ortaya koyar. Fikirse zihnî bir çaba ister ve bu, savaşçıya fazladan bir yük getirir. Kimi zaman onun savaşçı vasıflarını dahi kaybetmesine yol açar.
Savaşçı, savaşçı vasıfları olgunlaştıkça yürekçe derinleşir ve zekâca keskinleşir. Savaşçı için Mirzabeyoğlu, “şair olduğunu bilmeyen şair” der. Fakat bildiği, anladığı, yiğitlik şiirleri söylediği ve bunları dinlemekten hoşlandığı da olur. Osmanlı savaşçıları genellikle böyleydi. Akıncılar, yeniçeriler vs şiirle meşgûl olurlardı. Gazavat dedikleri savaş şiirleri çok yaygındı.
Öte yandan, sürekli tehlikenin ortasında oldukları için, “tehlike zekâyı işler” (S.M.) hikmetince zekâları da alabildiğine geliştirdi. Ne var ki bu savaşın zekâsı, savaş zekâsı ve duyarlılığıdır. Mücerret fikrin meselelerine hâlâ uzaktır.
Gelgelelim fikirden hoşlanan, onunla iştigâl etmese bile ondan zevk alan, fikirciye saygı duyan ve nasıl saygı duyacağını bilen savaşçılar da vardır ve onlar paha biçilmezdir. İşte İbda savaşçıları bu özel yaratılışta savaşçılardır. Onlar bizzat fikrin savaşçılardır. Bu itibarla fikir erbabıyla aralarında bir fark ve ayrım yoktur.
Keza savaştan hoşlanan fikirciler de paha biçilmezdir. Mizacına ne kadar ters gelirse gelsin, fikir mücadelesinin nihayetinin kılıç olduğunu bilen, son sözü kılıcın söyleyeceğini kavrayan, savaşçıyı ve savaşçı mizacını seven fikirci, hiçbir şeye değişilmez. O, savaşın ta kendisidir.
Bir de ne fikirden, ne savaştan hoşlanan insanlar vardır ki, onlar hayatta çok şey olabilir, çiftçi, çoban, memur, işçi, iş adamı, esnaf, din adamı, hatta politikacı vs; ama tarihte yerleri yoktur. Onlar tarihin özneleri değil, yüklemleridirler. Ve bugünün Türkiye’sinde, dahası İslâmî kesim içinde, dahası İslâmcı gençlik içinde en büyük kalabalığı bu lüzumsuzlar teşkil eder.










