HZ. ÂDEM’İN DÜNYA’YA GELİŞİ
Selim Gürselgil
Tekâmül görüşleri, hemen her zaman “insanın türeyişi” bahsinde tamamlanır. Ben de Yaratılmışların Tekâmülü’nü yazdıktan sonra bu geleneğe uyarak “İlk insan/ilk insanlar” bahsinde bir çalışma yapmak istedim.
Fakat farketmem zor olmadı ki, günümüzün ortalama müslümanları arasında bu mevzuyu konuşmak hiç kolay değil. Nitekim gördünüz, daha ağzımı açar açmaz, 30 bin kişi görüntüledi ve bir çok tepki aldım. Beni tövbeye davet edenler, beddua okuyanlar gırla gitti.
Geçen gece E. Buğra Ekinci hocanın bu mevzuda yazdıklarını gördüm. Aslında Abdülhakîm Arvasî Hz’nin beyanına müslümanlar çok daha önce ulaşabilirmiş gibi geldi. Ahmed bin Hanbel Hz’nin Müsned’inde geçen bir hadis varmış (meâlen): Âdem Peygamber’den Allah Resûlü’ne kadar 313 resûl gelip geçtiği ve bunların herbirinin arasının bin sene olduğu belirtiliyormuş.
Bu hadis Kütüb-ü Sitte’ye girmemiş. İslâm âlimleri tarafından değerlendirildiğini de bilmiyoruz. Zira çağın genel geçerli bilgilerine aykırıydı. İsrailiyat verileriyle uyuşmuyordu. Aradan 1200 sene geçtikten sonra bile bana gösterilen tepkilere baksanıza!
Fakat bu mevzuda konuşmanın tek güçlüğü bu da değildir. Temel meselelerden bir diğeri şu: Hz. Âdem dünyaya nasıl geldi? Bu mevzuda Kur’ân’da ve sünnette açık bir bilgi olmadığını, tarihte de çok üzerinde durulmadığını sanıyorum.
İsrailiyata bakacak olursak, cennette yetişkin hâliyle yaşıyordu ve aynı hâliyle dünyada belirdi. Hiç çocuk ve genç olmadı. Sanıyorum genel geçerli anlayış budur ve böyle olduğu düşünülür.
Bazı âlimlerse buna itiraz etmişlerdir. Bir ayete dayanarak, Âdem’in yerden ot gibi bittiğini ve dolayısıyla oluşum safhalarını toprağın altında geçirdiğini ileri sürmüşlerdir. Klâsik dönemden olduğu gibi, yakın zamanlardan da bu fikri savunanlar gördüm.
Evrimcileri biliyorsunuz. Başka canlılardan doğma ve dönüşme yoluyla insan olunduğu kanaatindedirler. Bu bana ilk iki görüşten daha fazla giran geliyor. Çünkü hücre seviyesinde değişmeler (genetik şifrenin değişmesi) izâh edilmeksizin bir türün diğer bir türe dönüşmesinden bahsetmek ilim değil mitolojiye girer.
Hasılı bu işi neresinden tutacağımı bilemedim. Bir kanaatim var ve büyük ihtimalle bunu bir roman yahut senaryo halinde ele alacağım.










