BERAT KANDİLİ VESİLESİYLE MURAKABE-MUHASEBE VE KANDİL TEBRİĞİ
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Şaban Ayı’nın 14’ünü 15’ine bağlayan gece Berat Kandili…
Âlemlerin rahmetle dolduğu bir gece…
Bu rahmet gecesinde, Allah, “yok mu bir duanız, isteğiniz, siz isteyin ben kabûl edeyim!” buyuruyor.
Herkesin duası ayrı. Sağlık, sıhhat, afiyet, rızk gibi ortak duaların yanında şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin değişmesi hesabı, herkesin kendi makamına, mevkiine ve gerçekliğine göre edeceği, etmesi gereken dua da ayrı…
Misâl, bir devlet yöneticisi, fiilî olarak alması gereken tedbirleri almıyor ve yapması gerekenleri yapmak yerine fuzûlî işlerle meşgûl oluyor ve sonrasında da başarılı bir yönetim dua ediyorsa, burada dua değil, riya söz konusudur.
Ahalinin hâli ortada…
Ümmetin hâli ortada…
Gazze’de onca katliam yapıldı, ümmetin sözde lideri İsrail’e lojistik sağlamakla meşgûl… Bir de ölmeyip de sağ kalanlara yiyecek, içecek temini; o da İsrail’in izin verdiği kadar. Gazze’ye en çok insanî yardım yapmakla övünülüyor; devlet değil de STK sanki…
Devlet olarak devletliğini gösteremeyince… Esas yapması gerekeni yapmayınca…
Bütün bu satekârlıkları, riyakârlıkları gören İslâm ihtilâl ve inkılâbının gözcüleri olarak, Allah’tan bizleri İslâm ihtilâl ve inkılâbının madde ve mânâ şartlarına erdirmesini diliyoruz ki, görsünler bakalım devlet nasıl olurmuş, öyle Trump atıp tutabiliyor muymuş…
Hakikatte herkes kalbindekinin duasını eder, kendi gerçekliğinin… O da yapıp ettikleriyle zaten ortadadır.
Koltuklarından başka bir şey düşünmeyen hainler, lâfta Filistin’e destek verirken, gerçekte perde gerisinde İsrail’le her türlü işi tutuyor, alışverişi yapıyorlar.
İsrail’e karşı savaşan bir avuç mümin ve onlara destek olmaya çalışan bir kaç samimî teşebbüs dışında devlet plânında gerçek bir hamle ortada yok…
Emperyalizma, yıllar boyu BOP’la, İbrahim Anlaşmaları ile, normalleşmelerle bu günlere hazırlandı. İktidarlara getirdikleri işbirlikçileri ile katliam yaparken kimsenin yardım etmemesinin zeminini hazırladı. Yardım edecek olanları da ya Saddam veya Kaddafi gibi katlettirdi, ya da Suriye gibi karıştırdı. İşbirlikçileri, eşbaşkanları eliyle yaptı bunları, herkesin gözü önünde…
Cihad edilmesi gereken İsrail’le ticaret yapanlar…
Abdülhakîm Arvasî Hazretleri buyuruyor ki:
— “Dinî işlerde bid’atlerin (uydurma yeniliklerin) türemesi öyle bir fitnedir ki, zararı bütün mahlûkları sarar. Bunlardan biri de CİHAD VE GAZADA GEVŞEKLİK VE TEMBELLİK’tir. Burada bir nükte vardır ki, MÜNAFIKLIĞIN ALÂMETİ olmaya kadar gider. O da ŞEHİTLİK NİMETİNDEN KAÇINMAK… Şehitlik, İslâm’ın kuvvet bulması yolunda can vermektir. Her mümin fert bu yüksek makamı kalb ve zevk yoluyla benimsemeye, istemeye memurdur. Bu sır icabı olarak Resûl ve Nebilerin birçoğu, sahabîlerin ekserisi ve Peygamber evlâdının hepsi, şehâdet arzularına ulaşmış ve bu yolda ruhlarını teslim etmişlerdir… Bir kişinin bile sebep olduğu fitne dolayısıyla bütün mahlûkların zarar görmesi karşısında kalblere bir vehim düşebilir. Bu hususta Allah, İlâhî ukubetinin pek şiddetli olduğunu bildiriyor. Çünkü İlâhî rızasına aykırı bir şeyin zuhurunda cezanın nasıl geleceğini takdir, ancak kendi zâtına âittir. İlâhî âdet gereğindendir ki, ceza umumî olarak gelir. Sebep olanlara, başlangıcı dünyada olarak ceza, sebep olmayarak mazur görülecek olanlara da, fitnenin doğuş ve yayılışına mâni olamayarak yalnız kalble karşı durdukları için şehitlik nasip eder.” (Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 4. Basım, s: 240)
Cihaddan kaçmak bidat ve münafıklık alâmeti, cihad edilmesi gerekenle ticaret yapmak da ihanettir.
Münafık, bakarsan müslüman görünür, hatta senden benden keskinlik taslar, ümmete liderlik bile satar ama yaptığı işle veya yapması gerekirken yapmadığı ile kendini ele verir.
Hani Üstad, “ben sizden, yapabilecekken yapmadıklarınızın hesabını soruyorum!” demekteydi ya…
İşte, elinde imkân varken, güç varken, iktidar varken, bunu kullanmak yerine, kullanmamanın bahanesini üretenler, yapması gerekeni yapmayıp da elindeki imkânla yapabileceklerin çapına göre eften püften sayılacak işlerle teselli bulan, “bakın biz neler neler yaptık!” diyerek bunları abartanlar… Münafıklar, bunlardır. Münafık, “ümmetin lideriyiz” deyip de, “bir şey yaparsak bize ne yapmazlar” diyenlerdir.
Allah, bizleri, İslâm ihtilâl ve inkılâpçıları vasıtasıyla münafıkların elinden kurtarsın; İslâm ihtilâl ve inkılâpçılarına her türlü madde ve mânâ imkânını behşetsin de müslüman neymiş, mümin nasıl olurmuş, devlet nasıl yönetilirmiş cümle âleme gösterebilelim. Varoluşun ilk şartı şuurdur, şuursuz, rastgele varoluş mümkün değil. Şu ifadelerimiz bile, bu şuruu aksettirmek için… Söz, amel ağacının meyvesidir; şehidlerimizin şahitliğinde yürüyüşümüzün…
Büyük velînin bahsettiği cihad ve gazada gösterilen gevşeklik -bidat- sebebiyle gelmekte olan büyük musibetler de işte bu münafık tipinin sahte dualarının kabûl olunmayıp, reddedilmesi saikiyle… Allah yolunda kerih görülüp kaçılan ölüm, sıkıntı ve musibetleri, Allah, o kaçanların başına öyle ya da böyle musallat ediyor.
Evet, geliyor gelmekte olan…
Hani Kumandan’ın işaret ettiği mehşerî kargaşa…
Yer depreniyor, gök yüzünde adı sanı bilinmedik cisimler dolanıp duruyor…
Allah’tan korkmayanlarsa, mürted münafık eteğinde nefslerini yellemeye devam…
Oysa, geliyor gelmekte olan…
Her şeyin o kadar hızlanacağı bir zaman dilimine giriyoruz artık.
Ve her şey, büyük bir tevafuk olarak her şey üst üste gelip kesişmekte.
İşte, yarın değil bir güne, Gazze’de savaş yeniden başlayacak. Yemen yeniden füzelerine davranacak. Hizbullah yeniden… Cephede bunlar var? Ya biz?
Biz, “cephede şöyle varız” diyebiliyor muyuz?
Hani ümmetin lideriyiz ya?
Kınıyoruz, yiyecek içecek gönderiyoruz da…
İsrail’e de lojistik sağlamaya devam edişimizi ne yapacağız meselâ?
Allah’tan korkmadan, kuldan korkumuzdan…
Hani ilâhımız Allah’tı?
Ya Rabbî, biz onlardan değiliz; bizi affet.
Ya Rabbî, bizi İslâm ihtilâl ve inkılâbının madde ve mânâ şartlarına erdir ki zalim, kâfir, mürted ve münafık saltanatına son verip, dünyada zulmün kökünü kazıyacak ordular donatalım, senin yolunda dünyanın en ücra köşelerinde bile adaleti tesis edebilelim…
Yâ Muntakîm Allah, bizi intikamına memur et!
Yalnızca Allah’a güveniyoruz…
Kandiliniz mübarek olsun!










