İLK İNSANLARIN ROMANI

Selim Gürselgil

“İlk İnsanlar” konulu roman çalışmamın taslağını tamamladım. Hz. Âdem’in dünyaya gelişinden Hz. Şit’in dünya görevini tamamlayışına kadar geçen zaman dilimini kapsıyor.

Romanın en orijinal ve hiç şüphesiz tartışılması gereken yönü, “insandan önce yaratılan insana benzer canlılar”a bol bol ve ayrıntılı biçimde yer vermesi.

Bilindiği gibi İslâmî kesim bu konuyu genellikle bir tabu ve fobi olarak görüyordu. Çağdaş bilimin bunlar hakkında ortaya koyduğu binlerce fosil ve fosil parçacığına, “hep yalan hep uydurma, Yahudilerin masalları” diye bakıyordu. Bu konunun yaratılış telakkisini yıkacağından ve insanı maymundan gelmiş göstereceğinden korkuyordu.

Bu roman primatlar konusunu İslâmî açıdan ilk değilse de tutarlı ve inançlı bir bütün halinde ele alıyor. Tabiî ki çağdaş bilimin ve kadim mitolojilerin döneme ilişkin verileri yanında, özellikle İslâm klâsiklerine dayanıyor.

Eski müslüman âlimler bu konuyu bir tabu olarak görmüyorlardı. En büyük tefsir ve tarih alimlerinden Taberî ve tasavvuf büyüklerinden Bursevî’nin getirdiği bazı kavramlarla mevzuya açıklık getirmek istediklerini görüyoruz ki, romanda özellikle bu kavramlar ele alınıyor.

Çalışma tabiî ki bir hayâl mahsulü. Ama Kur’ân ve Sünnetin ortaya koyduğu ölçülere ve büyüklerin beyanlarına karşı gelmeyen bir hayâl. Sonuçta her müslüman münevver, kendi zamanının beşerî ilimleri ve felsefelerini nassa dayalı fikir tabloları hâlinde izâh etmekle mükellef. Aksi takdirde, bugünün ayaktakımı vaizlerinin yaptığı gibi meselelerden kaçmak, cihad kaçkınlığıdır ki, “zararı bütün mahlûkları sarar.”

Böyle bir gayret üzerindeyiz.

Bu konuların esas netameli tarafı şudur: Peygamberleri roman formatına sokmak, onları konuşturmak, bir kurgunun kahramanı yapmak. Adaba mugayir değil midir bu?

Diyeceksiniz, Kanal7 her hafta Hz. Yusuf filmini yayınlıyor. Peygamberlerle ilgili, özellikle Yahudiler pek çok film yapıyor. Müslümanlar bunlara tepki göstermek şöyle dursun, gözyaşları içinde seyrediyorlar. Neticede Çağrı da bir kurguydu.

Bir Peygamberden rivayet edilebilir, onun hayatı tarihleştirilebilir, şiir yoluyla vasfedilebilir, ama kurguya, masala, efsaneye alet edilebilir mi? Bu gerçekten çok çetin bir mesele.

Benim bu noktadaki avuntumsa şu: Bu aslında bir roman değil, roman formatında bir tez; savunulması gereken, ama savunmak için başka bir yol bulunamayan bir İslâmî fikir; bütün dayanaklardan yoksun olduğumuz bu çağda, bir şekilde yerine getirilmesi gereken bir görev.

İnşallah öyledir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin