RAHMÂN’IN MERHAMETLİ KULLARI

Levent AKINCI 

1. Asra yemin olsun ki

2. İnsan ziyândadır.

3. Ancak imân edip salih ameller işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

(Asr Suresi)

…….

1. Andolsun bu beldeye

2. Ki sen bu beldede oturmaktasın.

3. Ve andolsun baba ve çocuğuna.

4. Biz insanı gerçekten meşakkatli bir hayat üzere yarattık.

5. İnsan, kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

6. Ben, yığın yığın mal telef ettim diyor.

7. Kendisini bir gören olmadığını mı sanıyor?

8. Biz ona iki göz vermedik mi?

9. Bir dil ve iki dudak?

10. Ona iki yolu gösterdik.

11. Fakat insan, sarp yokuşu aşmaya yanaşmadı.

12. Sen o sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?

13. Bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır.

14. Yahut bir açlık kıtlık gününde yemek yedirmektir;

15. Ya bir akraba olan yetîme,

16. Veya toz toprak içindeki bir miskîne.

17. Bir de imân edip birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.

18. İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.

19. Âyetlerimize karşı kâfir olanlar ise, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir.

20. Onlar bir ateşe kapatılacaklardır.

(Beled Suresi)

…….

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

İmân edip salih ameller işleyenler ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. (Asr 3)


ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِؕ 

Bir de imân edip sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmak. (Beled 17)

…….

Kur’ân’da “imân” etmekle başlayıp “sabrı tavsiye” etmekle devam eden cümleyi benzer bir şekilde iki yerde görüyoruz. Asr sûresinde ve Beled sûresinde. 

İmân ve niyet her hayrın, her ecrin başıdır. Kişinin itikadı küfr ve şirk ise son tahlilde her şey boştur. Ebedî felâh için önce hak bir itikad ve ihlâs üzere imân etmek gerekir. 

Merhametli bir kısım kâfirlere, iyi işlerinin hidayetlerine vesile olmasını temenni eder, bu cihette dua ederiz. Keza merhametsiz olan bazı müslümanlara da ve nefsimize de tam bir hidayet dileriz.

Günümüzde dini adeta sadece dilde konuşulan bir akaid ve ilim meselelerinden ibaret zanneden bir kısım muasır harici ve tekfirci zihniyetin adeta odun kafalıkta veya taş kalplilikte olup, bu ayetleri zikrederken veya amel ederken merhamet hususunda yeterince derinlik ve hassasiyet taşımadıklarını; lâiklik ve türevleri olan hümanizm, demokrasi vb. küfür ideolojilerine bulaşmış olan muasır mürcie ve cehmiyyenin ise işin sadece merhamet ve ilgili bazı iyilikler kısmına hasrı nazar edip âyetlerin başındaki imân kısmını idrak etmediklerini, hümanist bir batıla düçar olduklarını görüyoruz. 

Oysa işin başı imândır. İmân yoksa son tahlilde herşey boştur. Ne kadar iyilik yaparsan yap, hidayet yoksa veya ahirinde ihtida ile taçlanmamış ise yazık olacaktır. Hatta ulemamız ihtilaf etmişlerdir ki, bir müslüman irtidat etmiş ve sonradan da tevbe teberrî edip yeniden İslâm’a girmiş olsa, geçmişteki namaz, zekât vb. ibadetlerinin sevabı geri iade olunur mu yoksa hepsi ziyan mı olmuştur, meselâ haccı bir daha mı eda etmelidir…

Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını açmaktan, kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmekten, fırka fırka olup her biri kendi yanında olan ile avunanlardan olmaktan, ve elbette ki başkalarına hayrı emrederken kendini unutanlardan olmaktan Allah’a sığınırız. 

Din bir bütündür. Kur’an’da ve hadislerde çoğu yerde namaz ile zekat ve infakın veya itikad ile ahlakın, adeta bireysel inanç ve ibadetler ile sosyal ibadetlerin bir arada zikredildiğini ve elbette hepsinin makbuliyetinin de imân şartına bağlandığını görürüz. 

Zikredilen sarp yokuş ancak istikamet üzere istikrarlı olmakla, imân ve sabırla aşılır, ve o zorlu hayırlar, esiri köleyi zincirinden kurtarmak, -ki belki bir borçluyu borcundan kurtarmak da buna dahildir, Allahualem- bu hürleştirme ve zor günlerde yetim veya yoksul doyurmak veya diğer mahlukatın rızkına vesile olmak gibi merhametli amellerin de hepsi imândandır, mümin vasfıdır. Adam gibi adamların vasfıdır.

Sabra gelirsek; hem istikamet üzere istikrarlı olmak, yani tevhîd itikadında ve şeriat üzere taatte devamda ve tağutlardan içtinâb etmede ve masiyetten günahtan sakınmada, hem de musibetlerde sabretmek gibi bir çok mânâyı içerir. 

Fakat ilginç olan, imân etmek ve sabrı tavsiye etmek her iki yerde de geçmekte ama Asr suresinde sabrın öncesinde hakk geçerken Beled suresinde ise sonrasında merhamet karşımıza çıkıyor. Asr’da önce hakk sonra sabır, Beled’de ise önce sabır sonra da merhamet zikrediliyor. 

Hakk, sabır, merhamet. Bakınız merhamet bu kadar mühim yani.

Bu üç lafz şu üç kavramı hatırlatıyor bana; İstikametistikrar, istirham..

Anladığım kadarıyla üçü de istifal bâbından. Evet istirham; mazlum veya mustazaflara her merhamet ettiğimizde aslında biz de Rahmân’dan merhamet dilemiş oluyoruz kendimiz için. Mahlukata merhamet ederiz, ki Hâlık Teâlâ da bize merhamet etsin.

Arapça İstifal bâbı demişken, Türkçedeki İstemek ile devam edelim. Muhtemelen Türkçe’ye de Arapça’dan bahsettiğim bâbdaki “İst” kök olarak geçmiş ve değişmiş. Allahualem. Ebedî felâh isteyende bu üç şey olmalı vesselâm.

Velhasıl “Din nasihattir” diye buyrulmuş. “Emribilma’ruf, Nehyianilmünker” imândandır. Merhametli olmak da bunu yaymak, tavsiye etmek de imândandır. Bu vecibeyi ihmal belki fısk veya zulüm olsa da, istihza veya tahfif veya inkâr ise küfürdür. Ve kendimiz hakkıyla ifa etsek de etmesek de tavsiye edeceğiz. Zira, âlimin de dediği gibi; sadece hatasız olanların nasihat etmesi gerekseydi bu ümmet adına kimse konuşamazdı.

Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” diye buyrulan, ve “Çalışana ücretini alın teri kurumadan önce veriniz.” Ve “İmânca en olgununuz; ahlakça en güzel olanınızdır. Ahlakça en güzel olanınız ise, kadınlara iyi davrananınızdır.” Ve “Merhametliler var ya; Rahmân, işte onlara merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökteki de size merhamet etsin.” Ve “Merhamet etmeyen kimseye merhamet edilmez”; ve “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâba uğradı ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti.” Ve “Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak onunla su çekip köpeği suladı. Bu sebeple kadın mağfiret olundu.” Ve “Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.” Ve “Mümin kul öldüğünde dünyanın yorgunluklarından ve ezâlarından Allah’ın rahmetine girip istirahat eder. Facir kula gelince, ondan da diğer kullar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulup istirahat ederler” diye buyrulan bir dinimiz vardır elhamdulillah.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin