TÜRKİYE’YE YİNE ÇAĞ ATLATIYORLAR
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
“Türkiye’ye çağ atlatacak anlaşmayı imzaladık!”
Mahmud Efendi Hazretleri’nin hükmüyle “Yalancı Albayraklar”ın Yeni Şafak’ı ve benzerlerinde yayınlanan haberin başlığı böyle…
“Hayırdır, gene kimler ihanetini ‘Türkiye’ye çağ atlatma’ adıyla perdelemeye kalkmış, bakalım yine ne halt yemişler” diye haberi okumaya devam ediyoruz:
FlyBVLOS Technology ile Tayvan merkezli Accton Technology arasında Tayvan`ın başkenti Taipei’de 7 Mart 2025 tarihinde, bilgi ve iletişim (ICT) teknolojileri alanında teknoloji transferi ve seri üretim anlaşması imzalandı.
Şirketler arasında yaklaşık bir senedir süren görüşmelerin sonunda imzalanan bu tarihî Anlaşma, Milli Savunma Bakanlığının(MSB) desteği, ABD ve NATO’nun katkılarıyla hazırlanarak sonuca ulaştırıldı.
Şimdi burada işin iç yüzü, ihanetin fotoğrafı kendini göstermeye başlıyor. Amerika ve NATO bize çağ atlatacak… Aklın ola da inanasın… Haberi yapanların niyetleri de ortaya çıkıyor, teknolojik gelişeceğiz, falan olacak, filan olacak diye bizi NATO ve ABD’ye daha da bağımlı kılmak… NATO’ya hizmet edeceğiz ve buna da yerli ve milli teknoloji, üretim diyeceğiz. İşin rengi hemen belli oldu ama okumaya devam:
Tayvan’ın FlyBVLOS Technology şirketine sağlayacağı bu teknoloji transferi sayesinde Türkiye, A’dan Z’ye bilgisayar teknolojileri konusunda ihtiyaç duyduğu tasarım ve üretim teknolojilerine sahip olacak.
Üç fazlı planlanan projenin birinci aşamasında, kablolu ve kablosuz ICT cihazlarının Türkiye’de yerli ve milli üretimi, FlyBVLOS Technology’nin Gölbaşı/Ankara’daki yerleşkesinde yapım çalışmaları başlamış bulunan tesisinde gerçekleştirilecek. Üretilecek cihazlarda özellikle NATO ve ABD’nin güvenlik politikalarına uygunluğa önem verilen proje kapsamında, ürünlerde NATO’ya akredite olmayan menşeili parçaların kullanılmaması sağlanarak, Türkiye’nin ulusal güvenliğinde bulunan büyük bir boşluğun doldurulması hedeflenmektedir.
NATO’ya akredite olmayan parçaların kullanılması engellenerek Türkiye’nin ulusal güvenlik açığı giderilecekmiş… Yani NATO’ya tam bağımlılık demek yerine, işi böyle yumuşatıyorlar: Akredite olmayan parçaların kullanılmaması… Fahişeye hayat kadını demek gibi bir şey…
Okumaya devam:
Projenin ilk aşamasında Ankara’da üretilecek ürünler:
Kablosuz Haberleşme Ürün Ailesi: Günümüzde hayatın vazgeçilmezi olan iç alan (ofis ve ev kullanıcıları için) ve dış alan (kampüs ve geniş alan kullanımları için) kablosuz ürünler üretilecek. Wi-Fi 7 standardını içeren ürün ailesi, 2025 yılı içerisinde üretilmeye başlayacak.
Ağ Cihazları (Network) Ürün Ailesi: Türkiye’nin ulusal güvenliğindeki büyük bir açığı, ulusal haberleşme ağının, yabancı şirketler tarafından üretilmiş haberleşme cihazları ile kurulması oluşturuyor. Bu noktada ev, ofis, veri merkezi (DC), Telekom şirketlerinin ana omurgaları için üretilecek ürün ailesi ile Türkiye’nin bahse konu güvenlik açığı ortadan kaldırılacak. 1 Gb’den, 800 Gb kapasitesine ulaşacak şekilde üretim yapılacak.
Yapay Zeka (AI) Ürün Ailesi: Teknolojinin bir sonraki noktasını yapay zeka teknolojileri oluşturuyor. Bu teknolojiye giriş de ilgili donanımların üretilmesinden başlıyor. 3 nanometre teknolojisi ile üretilen GPU ve NPU’lar ile desteklenmiş yapay zeka sunucu (server) ve ağ (network) cihazları Ankara’da üretilecek.
Uçuş/Görev Bilgisayarı Ürün Ailesi: Projenin kaldıracı olarak yaklaşık bir sene önce iki ülkenin ortak projesi şeklinde başlatılan ATAC H/K serisi uçuş/görev bilgisayarlarının AR-GE çalışmaları tamamlanmış olup, ilk üretimleri (V.1.0) Tayvan’da yapılmıştı. V.1.0 üretimine, Ankara’da devam edilecek. Devrimsel nitelikte geliştirilmekte olan V.2.0 sürümünün ise tasarım çalışmaları bitirilmiş olup prototip üretim çalışması Tayvan’da başlatıldı. FlyBVLOS Technology’nin çip tasarımını, 3-5 nanometre teknolojisini ve yapay zeka desteğini de içeren bu yeni sürüm, insansız araçlar için oyun değiştirecek şekilde teknolojiler barındırıyor. Üretilen ATAC H/K serisi uçuş/görev bilgisayarları aynı zamanda yeni gelişen elektrikli otomobil sanayisinin otonom sürüş yeteneklerinin geliştirilmesi noktasında yerli bir kaynak oluşturacak.
Üretilecek ürünler, MSB’nin desteği ile endüstriyel standartların yanında NATO standartlarına uygun olması nedeniyle, Türk savunma sanayiinin de bahse konu cihazlar konusunda yaşadığı güvenlik ve tedarik sorunlarını ortadan kaldıracak. Bu proje, sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğine değil, aynı zamanda NATO ittifakının, müttefik ve çevre ülkelerdeki haberleşme sistemleri kaynaklı güvenlik endişelerini de ortadan kaldırma noktasında önemli bir araç olacak.
Projenin niyet ve gayesi gayet net: Türkiye’nin teknolojik gelişimini tamamen NATO’ya bağlamak ve NATO müdahalesine açık hâlde tutmak. Teknolojide NATO’ya akredite olmayan parçalar kullanılırsa bu mümkün olmaz zira… İHA-SİHA üretimi ile ABD, NATO ve Batı’ya ne kadar faydalı olabileceğini ispatlayan İmânsız İslâmcılık rejimine, NATO, gösterdiği sadakat ve verdiği güvenilir hizmetten dolayı yeni görevler veriyor. İmânsız İslâmcılık rejimi ispatladığı bağlılıkla, İsrail Gazze’de soykırım yaparken, İsrail’e petrol akışını devam ettirdi, NATO’dan çıkmadı, üsleri kapamadı, Kürecik’e dokundurtmadı, hatta ABD’de kurdukları fabrikayla 155’lik havan mühimmatı üretmeye başladı. ABD de bunları İsrail ve Ukrayna’ya vermedi mi?
Bir de şu var tabiî… Çin Tayvan’ı ele geçirdiğinde, ABD için bu üretim artık Tayvan’da devam edemeyeceğinden, bu üretimin ABD ve NATO adına güvenilir bir yere kaydırılması gerekmekteydi… İmânsız İslâmcılık rejiminden daha güvenilir bir işbirlikçi mi bulamamışlar….
NATO, bizim ürettiğimiz parçalar ve teknolojilerle müslümanları daha sofistike yöntemlerle katlederken, ‘Türkiye’ye teknolojide çağ atlattık’ diye sevinirsiniz artık… Bir önemi kaldıysa, elinize, dilinize, kaleminize bulaşan müslüman kanıdır… Müslüman kanı mı, kazanacağınız para mı?
Bu konu gayet önemli. Zira, İmânsız İslâmcılık rejimini bu topraklarda meşrulaştırmanın temel argümanlarından biri bu mesele. Güya yerli ve millî üretimle teknolojide yapılan atılımlar. Milleti, ülkeyi, Anadolu ahalisini içine sürükledikleri ahlâkî kötülükler, çirkeflikleri sıralanınca, bu kötülükleri görmezden gelmeye, nötralize etmeye yetermiş gibi, “yani yaptıkları hiç mi iyi şey yok!” denilerek bu teknolojik şeyler öne sürülmekte. Yani, “ahlâkî durum çok kötü ama bunda iyi, işler iyiye gidiyor aslında” demeye getiriyorlar. İyi dedikleri teknolojik gelişmelerin aslı astarı da bu, esası NATO’ya, düşmana hizmet. Zamanında Fatih Hıristiyan top ustası Urban’ı nasıl müslümanlığa hizmet ettirmişse, bugün de sözde müslümanlar, güya teknoloji geliştirme adına düşmana hizmet etmekteler. İslâm’ın en baş düşmanı müslümanları katlederken ona yardım ederek abad olacaklarını mı zannediyorlar?
Terzi kıssasını hatırlatalım:
Zamanın zalim hükümdarına elbise dikerek geçimini sağlayan tezi, “zalime yardım eden de zalim gibidir” ölçüsünü duyunca, kendi halini zamanın âlimine arzeder:
-Ben o zalim hükümdara elbise diktiğime göre, benim hükmüm zalime yardım eden midir?
O âlim zat cevap verir:
-Hayır, sen zalime yardım edenlerden değilsin.
Bunu duyan terzi sevinir ama sevinci fazla uzun sürmez. Zira âlim ekler:
-Hani elbise dikmen için sana iplik satan var ya, zalime yardım eden o. Sen düpedüz zalimin ta kendisisin.
Müslümanları katleden kafire, katliamlarında kullanması için teknolojik hizmet vermeyi, katliam silâhları üretip satmayı bırak, zalime elbise diken basit ve sıradan bir terzinin hâli böyle… Elbise dikti diye zalimin ta kendisi iken… Adam müslüman katlediyor, bizimki ona silah ve teknoloji satıyor… O da buna güvendiğinden, yeni teknoloji ve silah üretimini buna ısmarlıyor, yolunu açıyor, destek veriyor… Bizim sözde müslüman da ‘çağ atlıyoruz’ diye bunu haber yapıyor…
Zulme yardımcı olan kimse, kuşkusuz Allah’ın gazabına uğrar.
Kim bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi onun başına belâ yapar…
Kim söyledi?
Doğruların en doğrusunu söyleyen Allah Resûlü…
Hadi siz İslâm düşmanı kâfirlere hizmet ederek Türkiye’ye çağ atlatmaya devam edin bakalım…
Münafıkların gerçek yüzü, hak sûretinde görünürken küfre yaltaklanışlarında ortaya çıkar. Onlar, bizim içimizde göründüklerinden, lafta küfre karşı da çıkarlar, hatta çok keskinlik de yaparlar ama işte en kritik ve küfür için hayatî noktada, küfre yarayacak işleri şirin ve hoş göstermeye çalışarak vazifelerini icra ederler. Hatta bir çok münafık, ahmaklığından, münafık olduğunu da idrak etmez, doğru yoldayım zanneder ama, yaptığı işle, söylediği sözle apaçık kendini ele verir.
Ne diyordu Kumandan, Aydınlık Savaşçıları’nda böylelerini aşağılarken:
“Git kuyruk salla düşmanına; yaran, zararsızlığını göster…”
Bırak zararsızlığı, küfre faydalı olmak için yarışıyorlar… Hem de kafire küfrederek… Kafire küfretmekle, düşmanım demekle hizmet etmeyeceklerini, faydalı olmayacaklarını mı zannediyorlar?
Kimi düpedüz hain, kimi ahmak… Hainler ahmakları yedeklemiş, düşmana hizmet etmede ortaklar…










