OSMANLI MAHKEMELERİ VE GAYRI MÜSLİMLER

Levent AKINCI (*)

Şer’iyye Sicilleri/Kadı Defterleri dediğimiz Osmanlı mahkeme kayıtlarında zımmî tebaânın yani Hıristiyan ve Yahudi vatandaşların dâvâlı ya da dâvâcı olarak çokça yer bulduğunu gördüğüm için yüksek lisans tezimin konusu olan Üsküdar kadılığının 407 numaralı sicilinden iki ilginç dâvâyı paylaşmak istiyorum.

Tezde de belirttiğim üzere, kadılar gayrı müslimlerin de taraf olduğu dâvâlarda herhangi bir keyfî ayrım yapmaksızın, sadece şer’î hükümlere ve delillere bakarak karar veriyorlardı. Ve yine belirttiğim gibi, Osmanlıda mahalle imamları ve mahallelinin haksızlık gördüklerinde zaman zaman gayrı müslimler lehinde şahitlik ettiği de görülüyor. Evet, âmennâ, dinimizin buyruğu gereği gayrı müslimler biz müslümanlar ile eşit değildir, fakat bununla birlikte, yine şeriatımıza göre zımmîlere de belirli hak ve mesuliyetlerinin olduğu bir yaşam temin edilir ve ayrıca, ihtida kapısı da herkese açıktır. Ve Osmanlı mahkemelerinde keyfi uygulamalar yoktur. Zımmîlerin belki tüm çekişmeleri değil ama birçok iç sorunu hahambaşı veya patriklerine götürüp kendi aralarında çözme imkanları varken onların hükümlerine razı olmayıp çoğu zaman Şeriat mahkemelerine başvurduklarını biliyoruz. Nitekim sicilimizde de diğer sicillerde olduğu gibi, gayrı müslimin, gayrı müslimle dâvâlaştığı onlarca dâvâ görülmektedir. Fakat bu makalede konumuz müslüman ile gayrı müslimin karşı karşıya geldiği dâvâlar.

Meselâ bir dâvâda Anadolu’dan gelip Üsküdar’da misafir olarak kalmakta olan Seyyid Ali Ağa adlı bir müslüman, yine bir müslümanı vekîl tayin ederek, Üsküdar’da yaşayan Morsuk adlı bir gayrı müslim ile dâvâda, 12 yıl önce yani hicrî 1143 senesinde memlekette ticaret yaptıklarını ve Morsuk’un kendisine yüz yirmi bir guruş borçlandığını iddiâ edip kendince bir kısım deliller ile mahkemeye başvuruyor. Fakat Üsküdar Pazarbaşı mahallesinin imamı, müezzini ve cemaat, bahsedilen zımmînin Üsküdar’a dâvânın görüldüğü andan yani 1156 senesi başlarından 18 sene evvel yerleştiğini beyan edip, dâvâcı şahsın dediği tarihte Anadolu’da olmadığına şahitlik ediyorlar. Böylece mahkeme meşru bulmadığı bu dâvâyı reddediyor:

Anadolu’da vaki’ Karahisar-ı şarkî kasabası ahalisinden olub hala bu tarafda misafiren [sa]kin olan Kızılzade demekle ma’ruf olan sahib-i arzuhal es-Seyyid Ali Ağa ibn-i el-Hac […] bin Abdullah tarafından zikr-i âti husus taleb ve da’va ve ahz-u kabza vekîl […] şer’-îsi olan […] Hüseyin Beşe mukaddema kasaba-i merkume ahalisinden olub [ha]la Üsküdar’da Bazarbaşı mahallesinde mütemekkin Morsuk nam zımmî muvacehesinde mesfur Morsuk [ta]rih-i i’lâmdan on iki sene mukaddem bin yüz kırk üç senesinde zikrolunan Karahisar-ı şarkî kasabasında müvekkilim mezbur es-Seyyid Ali’nin yedinden emlâkinden bir re’s sarı katırını kırk guruşa ve bir re’s siyah atını altmış guruşa iştirâ ve kabz ve nakid yigirmi beş guruş dahi istikraz ve kabz ve istimlâk etmekle cem’an yüz yigirmi bir guruşı mersum Morsuk’dan bi’lvekâle taleb ederim deyu ba’de’d-da’va ve’l-inkâr vekîl-i mezbur Hüseyin Beşe da’va-yı mezkûresine beyyine ikamet edüb lakin mesfur Morsuk zımmî zikrolunan Karahisar-ı şarkî kasabasından nakl ve Üsküdar’da Bazarbaşı mahallesinde mütemekkin edeli on sekiz sene olub ve ber-minvâl-i muharrer yüz kırk üç senesinde mesfur Morsuk kasaba-i mezburede olmiyub mahalle-i mezburede oldığını kizb üzerine ittifakları tasavvur olmıyan mahalle-i merkume imamı ve müezzini ve sair vukufi olan on neferden mütecaviz mazbut’ul-esâmi bî-garez müslimîn vekîl-i mezburun muvacehesinde tevâtür alâ-tarik’üş-şehade ihbar etmeleriyle mesfur Morsuk’un tarih-i mezkûrda kasaba-i merkumede olmadığı meşhur ve mütevatir iken hilafına vekîl-i mezburun beyyinesi makbule olmayub ve da’vası meşru’ olmamağla vekîli mezbur bi-vech-i mu’arazadan men’ olundığı huzur-ı âlilerine i’lâm olundı…”

İlginçtir, Anadolu’dan gelen yine Seyyid Ali Ağa adlı bir diğer müslüman ile İstanbul’daki Temür adlı bir zımmî arasındaki ve yine 12 yıllık bir borç dâvâsı da şöyledir: İstanbul’da sarraf olan Temür’ün, kendisi Sivas ahalisinden olup Üsküdar’da misafir olarak kalmakta olan Seyyid Ali Ağa’nın mahkemeden 12 sene önce kendisinden dört yüz altmış guruş borç aldığını ve senelerdir de İstanbul’da olmadığından dolayı parasını alamadığını iddiâ edip alacağını talep ettiği dâvâda neticede Temür’ün iddiâları dört saygın müslümanın şahitliğiyle sabit olunca Seyyid Ali Ağa’nın bahsedilen dört yüz altmış guruş borcunu Temür’e ödemesine hükmediliyor:

İstanbul’da Gebeciler hanı kurbunda Çukurhan’da sakin sarraf taifesinden Temür veled-i Artin [nam] zımmî medine-i Sivas ahâlisinden olub Üsküdar’da misafiren sakin es-Seyyîd Ali Ağa [bin] İsmail muvâcehesinde mezbur es-Seyyîd Ali Ağa tarih-i i’lâmdan on iki sene mukaddem malımdan dört yüz altmış guruş istikrâz ve yedimden ahzu kabz ve istihlâk edüb müddet-i [me]zbureden beri diyâr-ı âherde bulunmağla meblâğ-ı merkum zimmetinde kalmış idi deyu da’vâ ve mezbur es-Seyyîd Ali Ağa dahi cevabında meblâğ-ı merkumi ahz ve istikrâz ve mukabelesinde emlâkimden bir sîm kılıç ve bir sîm raht ve bir sa’at ve bir sîm dopus ve bir sîm feran ve bir vakfiye hüccetimi […]-i mersume irsâl ve teslim edüb ba’de tarih-i i’lâmdan on sene mukaddem meblâğ-ı merkumi mersum Temur’un vekîli gaib-a’n’il-meclis Haçadur veled-i Haçadur nam zımmîye medine-i [Sivas …] teslim ve irsâl edüb […] mezkûr müddeî-yi mezburun yedinde kaldı deyu meblâğ-ı merkumi müdaafaa edincek ğıbbe’l-istintâk mersum Temur def’-i mezkûrını ve erhan-ı mezkûrı inkâr eylediginden ma’dâa mezbur es-Seyyîd Ali Ağa ile tarih-i i’lâmdan on gün mukaddem han-ı mezkûrda huzur-ı müslimînde [beynimizde] cereyân eden ahz-u i’tâ ve mu’amelât-ı şettânın hesabını gördigimizde cihet-i mezkûreden meb[lâ]ğ-ı merkum dört yüz altmış guruş zimmetinde bana deyni olduğını ikrâr ve meblâğ-ı merkumdan gayrı ahzu i’tâya ve saire müte’allık a’mme-i da’vadan her birimiz âherin zimmetini ibrâ-i kasr eylemiş idik deyu def’-i mezkûruni def’ ve ğıbbe’l-sual ve’l-inkâr müddeî-yi mesfur vech-i hüccet üzere olan müdde’asını udûl-i müslimînden olub […] adaletleri zahir olan İstanbul’da Diriğman mahallesinde sakin Hasan ve İsmail ve Davutpaşa mahallesinde sakin diger Hasan bin Halil ve Sarıkız mahallesinde sakin Mustafa bin Hüseyin şehâdetleriyle vech-i şer’î üzere isbat etmegin mucibince meblâğ-ı merkum dört yüz altmış guruşı mesfur Temur’a edâya mezbur [es-Seyyîd Ali] Ağa’ya şer’an tenbîh olundığı bi’liltimas huzur-ı âlilerine i’lâm olundı…”

Bu arada; metinlerdeki parantez içi yerler defterin kurt yeniği veya yapışıklık sebebiyle vs tahrib olmuş olan okunamaz durumdaki yerleridir. Ve şunu da belirteyim; metinlerde bahsedilen paralar o devirde gayet yüklü birer meblağı ifade etmektedir. Bu günkü kuruş ile ilgisi yoktur.

Transkript ve metin inceleme ile izhar ettiğimiz milâdi 1742-1743 senelerine ait 407 numaralı Üsküdar şer’iyye sicilinde bu gibi ezber bozan birçok kayıt görülmektedir. 

Defterde alacak verecek, kavga, darp, hırsızlık, yaralama vs çeşit çeşit konuda 30 kadar dâvâda müslüman ile gayrı müslim karşı karşıya gelmiş. 10’unda müslim taraf haklı bulunur veya beraat ettirilirken, 20’sinde de gayrı müslim taraf haklı bulunmuş veya beraat ettirilmiş. Dahası, bu dâvâların bazısında imam ve cemaat gayrı müslim lehinde şahitlik etmiş.

Bu da bize şu hakikati bir kez daha göstermektedir; Anadolu, İstanbul ve Balkanlar fethedildiği zaman yerel halklar kılıç zoru ile İslamlaştırılmamıştır. Her zamanki gibi, şeriata göre üç seçenek sunulmuştur, ya İslam olmaları ya da zimmet akdi yapıp dinlerinde kalmaları, ya da kılıç. 

Bazı örneklerini andığımız şu adalet sebebi vesileyle bile kim bilir nice gayri müslim ihtida etmiştir. Bu ve benzeri cezbeden sebeplerle zımmîlerin asırlar içinde peyderpey gönüllü olarak İslam’a girip ihtida etmiş olmaları ve bu yüzden eriye eriye son asra doğru çoğu beldede azınlığa düşmüş olmaları gayet makuldür. Nitekim sicillerde zaman zaman ihtida hadiseleri de zikredilmektedir. 

Buradan çıkacak bir diğer önemli ders de, evvelki makalelerde de bahsettiğim gibi, gerek kadıların gerekse imamlar, müezzinler, cemaat ve sair dinibütün mahallelinin adlidir. Osmanlı mahkemelerinde udûl yani adiller denen bu eşraf çok önemlidir. Öyle ki, bir çok dâvânın seyrini ve sonucunu mahalle imamı, müezzini ve mahallelinin beyanı belirliyordu. Ve yukarıdaki dâvâda geçen “kizb üzerine ittifakları tasavvur olmıyan” ve “bî-garez müslimîn” ifadelerine dikkat ediniz. Bu ümmet işte böyle bir ümmettir. 

Kur’an’da beyan edilmiştir ki, ‘dinde zorlama yoktur’. Ve, ‘siz onların ilahlarına sövmeyin ki onlar da haddi aşıp Allah’a sövmesin’ buyruğuna uyan biz müminlerin bütün mukaddesatını ayaklar altına alan ve her tür tahkiratı yapan veya göz yumarak yaptıran, ve resmî ideolojiyi neredeyse beşikten mezara kadar ve hayatın her sahasında ve her fırsatta zorla zorbalıkla beynimize beynimize çakan ve bu ideolojiyi imanı gereği tekfir edip ondan ve ritüellerinden ictinab eden biz muvahhidlere zulmeden tüm tuğyâni zorbaların kulakları çınlasın! 

(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi 

Tarihî Üsküdar Mahkemesi

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin