SERMAYE SINIFININ İÇ ÇEKİŞMESİ ARASINDA CEREYAN EDEN SOKAK OLAYLARININ EKONOMİ POLİTİĞİ
Şevket Koray
İBDA MİMARI’nın şehadetinin 7. yılındayız, 2018’den beri müesses nizamın her sahadaki krizine şahit oluyoruz. Onun hicri 1440 gergini tezini merkeze alarak, zamanın maksatlılığı içinde hadiseleri ekonomipolitik ölçülerle yorumlayacağız.
İBDA MİMARI’nın şehadetini takip eden 7 yıl içerisinde pek çok olay meydana geldi.
Ekonomi politikalarındaki hatalar ve ekonomi elitlerinin açgözlülüğü gelir ve servet dağılımı noktasında toplumu kutuplaştırdı. Bunun sonucunda: Enflasyon, ücretlerdeki ve emekli maaşlarındaki reel gerileme, emek piyasalarındaki büyük problemler, nitelikli emek gücünün dış göçü gibi sosyal olgular meydana geldi. Bunun sandıklardaki en önemli neticesi iktidarın yerel seçimleri kaybetmesi ve ikinci parti konumuna gerilemesi oldu.
***
İktidar, içinde bulunduğu sıkışmışlığı aşmak için, “Büyük Doğu” reçetesine yönelmesi gerekirken, tarihî yanlışlarında ısrarcı olarak Mehmet Şimşek neoliberalizmiyle, yani Büyük Doğu karşıtlığıyla yoluna devam etme kararı aldı. Bütün bu süreçte sorunlar derinleşti, geçim sıkıntısı ağırlaştı ve iktidar seçmeni, parti çatısından uzaklaşmaya başladı.
Öte yandan, belediyelerin sağladığı imkânları kaybetmiş iktidar içindeki menfaat grupları da gemiyi terk etmeye başladılar.
Büyük Doğu düşmanı neoliberalizm, memleket ekonomisini tahrip ederken; adalet, eğitim, gençlik, kültür poltikalarında da gözle görünür başarısızlıklar meydana geldi.
Diğer yandan da TÜSİAD başta olmak üzere ÜÇ BİN AİLEnin diğer bazı bileşenleri, kendi aralarında kavgaya tutuştu. Zamanın maksatlılığından başka bir izahat kabul etmeyeceğimiz, o ya da şu gerekçeye dayanan sermaye sınıfının iç çatışmaları derinleşti.
***
Ekrem İmamoğlu, diğer belediye başkanları ve kamu şirketleri yöneticileri ve iş dünyasından çeşitli isimlere karşı yapılan operasyon, ekonomipolitik bakımdan böyle bir sınıf içi paylaşım ve iktidar çekişmesinin yaşandığı bir atmosferde gerçekleştirildi. Elbette süreç hakkında bilgimiz eksik. Ancak bazı sermaye gruplarının panik içinde oluşu (hatta bazılarının yurt dışına kaçma çabaları https://www.gazeteduvar.com.tr/ciner-bir-sirketini-yunanistana-tasima-karari-aldi-haber-1758689) dikkat çekici.
Siyasî yasak tartışılırken, İmamoğlu’nun şirketine el konulduğu haberleri geldi. https://www.diken.com.tr/imamoglu-insaata-el-konuldu/
***
Seçilmiş belediye başkanları ve iş dünyasından isimlerin gözaltına alınması, piyasaları tedirgin ettiği için borsada düşüş, altın ve döviz fiyatlarında “yukarı yönlü hareketlilikler” yaşandı.
İmamoğlu Batı’nın benimsediği ve Batılı değerlerle barışık bir isim. Daha önce Hamas için “terörist” ifadesini kullanarak dış politikada tarafını belli etmişti. (bkz. https://www.evrensel.net/haber/517069/imamoglundan-hamas-aciklamasi-bizim-nezdimizde-teror-orgutudur )
Buna rağmen her seçimde halk desteğini almasını neye bağlamalıyız?
Bizce bu temsili demokrasinin ilizyonunda saklıdır. Le Pen karşısında Macron zaferi gibi, İmamoğlu oyları büyük ölçüde protesto oylarından oluşuyor. Dolayısıyla mevcut şartlar altında halk, seçimlerde kimi istediğini değil, kimi istemediğini oyluyor ve seçtiği adayla olan hesaplaşmasını sonraya erteliyor. Temsili demokrasilerde nihayete ermeyecek döngü…
İki sermaye grubu arasındaki çatışmanın ortasındaki sokak hareketlerinin sırrını burada arayabiliriz.
Ekonomik hak talebi için düzenlenecek protestoların baskı altında tutulduğu bir dönemde; gençlik kendisini ifade zeminini iki semaye grubunun çatışmasının ortasında bulmuştur.
CHP’nin, hareketin büyüklüğü karşısında, zaman zaman ürkekliğe varan ılımlı yaklaşımlarına karşın genç toplulukların kontrol kabul etmez tutumu çok şey ifade etmektedir.
İktidar bakımından ise İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının hiçbir faydası olmamakla beraber, “kader gelince gözler kör olur” ilkesinin işlediği ortadadır.
Bütün hadiseler, Büyük Doğu-İBDA düşmanlarını cezalandırıyor. Bütün yollar ezelden galip olan Allah’ın zaferine çıkıyor!










