TELEGRAM CİNAYETİNİN YILDÖNÜMÜ
Alâddin Bâkî AYTEMİZ
Salih Mirzabeyoğlu, bundan 7 sene önce 4 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleşen Telegram saldırısı neticesi beyin kanması geçirerek kaldırıldığı hastanede 16 Mayıs 2018’de vefat etti, şehid oldu… Ölmeden önce, sağlığının gayet iyi olduğunu ve sağlığı ile ilgili menfi bir gelişmeden dolayı başına bir şey gelirse, bunun Telegram saldırısı ile gerçekleştirilmiş olacağını ifade etmiş, kayıtlara geçirmişti zaten.
Kumandan demek istiyordu ki, “başıma bir şey gelirse, bunun normal bir şey olduğunu söyleyenlere inanmayın, bu bir suikasttir, cinayettir!”
Teknolojik aletler kullanarak kişiyi uzaktan hedef alıp zihnini kontrol altına almaya çalışmak için geliştirilen teknolojiye Kumandan’ın verdiği isim: Telegram.
O günün şartlarında, uzaktan, teknolojik cihaz marifetiyle kişinin kontrol altına alınmaya çalışılması, bunu sağlamak için yine bu cihazlar marifetiyle uzaktan işkence yapılması ve hatta öldürülmesinin mümkün olduğuna çoğu kişi “hadi canım!” diyerek burun kıvırıyordu. Ama bugün artık Telegram teknolojisinin varlığı herkesin malûmu olan bir mesele.
Kumandan Mirzabeyoğlu, daha hapisteyken kendisine işkence yapıldığını kamuoyuna duyurmuştu. Hapisten çıktıktan sonra da işkencenin devam ettiğini biliyoruz. Zaten suikasti de Telegramla gerçekleştireceklerini beyan eden de kendisi oldu.

Mirzabeyoğlu’na yapılan Telegram işkencesi hakkında avukatları, savcılıklara suç duyurusunda bulundular. Fakat bu suçlamalar karşısında ne savcılıklar harekete geçirildi, ne emniyet, ne MİT ne de başka br kurum. Kumandan Mirzabeyoğlu’nun yedi gün yirmi dört saat maruz kaldığı Telegram işkencesi altında kıvranmalarına ve çektiği acılara AKP çetesi hiçbir şey yapmadı. Verilen dilekçelere, savcılıklarca “elimizden bir şey gelmez” diye cevap verilerek mesele görmezden gelindi. Resmî kurumlar bu cevabı verirken, siyasetçiler ve meseleden haberdar olan MİT vs gibi kurumlar hiç açıklama yapmayarak meseleyi tamamen görmezden gelip ademe mahkûm etmeye çalıştılar…
Ülkede işlenen ve gerçekleşen her fiilden siyasî idare sorumludur, mesûldür.
İşin siyasî sorumluluğunun bizzat ülkenin en tepesindeki şahısta olması hakikati apaçık ortada. Bizzat Erdoğan, Fransa’da işlenen bir cinayetle ilgili, “ülkede işlenen cinayetten ülkenin başındaki sorumludur!” diyerek Macron’u sorumlu tutmuştu. Türkiye’de işlenen cinayetlerden de ülkeyi yöneten sorumludur elbette. İşin siyasî sorumluluk yanı bir tarafa, diğer yandan, bu işin hukukî ve fiilî mesuliyetinin de AKP çetesinde olduğu açık. İktidar AKP’de, MİT AKP’de, emniyet AKP’de, ordu, adalet, bürokrasi, şu bu… AKP bütün devleti kontrol altına alacak güce ve iktidara ulaşmış hâlde… Hani, “bizden habersiz kuş uçmaz” diyorlar ya… Dolayısıyla bu suikast AKP içinde bir çete, AKP çetesi tarafından işlendi. Siyasetçilerin bunda ne kadar payı ve bilgisi var, bunda hukukî olarak ne kadar mesuller, onu kesin olarak bilemesek de, bu işkence ve suikastin devlet erkini de kullanabilen, AKP içinde uzantıları olan, AKP içinde teşekkül etmiş bir çete tarafından işlendiği apaçık. Evet, AKP içinde temiz ve hâlâ iyi niyetli insanlar yok değil ama AKP çetesi gerçeği de buz gibi ortada. Zira devlet AKP ile aynîleşmiş durumda. Bu kadar büyük ve uluslararası boyutu olan bir iş, bu ülkede, MİT, Emniyet, ordu ya da bürokrasinin haberi olmadan, siyasetin dahli olmadan, en azından bu kurumların içinden bazılarının dahli ve onayı olmadan, bilgisi olmadan gerçekleşebilir mi? Hem de Kumandan Mirzabeyoğlu bunlar hakkında epey bilgiler vermiş, Mehmet Ağar gibi bir kısmını da ifşa etmişken…
Peki bu bilgilerin üzerine niye gidilmedi, gidilmiyor?
Nihayetinde Telegram bir millî güvenlik meselesi. Bu ülke Telegramı bilmiyor veya tedbir almamış olabilir mi?
Olamayacağına göre?
Peki, devlet dediğimiz aygıt bunu biliyor da Mirzabeyoğlu’na yapılan işkence ve saldırı hakkında niçin susuyor?
Duvardan tuğla çekilirse tüm duvarın yıkılacağından ve altında kendilerinin kalacağından mı korkuyorlar?










