DÜŞMAN NEDEN ASLA KAZANAMAYACAK?
Oğuz BEKDEŞ
El-Aksa Tufanı Harekâtı’nın, başlangıcından bu yana düşman, kuşatma altındaki bir toprak parçasında bir serabın peşinde koşuyor; dört bir yandan kuşattığı bir bölgede esir askerlerini arıyor. Her nefesi dinliyor, gökyüzünü gözetliyor, denizi kontrol ediyor, yollara ve ara sokaklara sızıyor.
Ve yine de onları kurtarmaya veya onları elinde tutanlara ulaşmaya bir adım bile yaklaşamadı.
Bu tür sahneler, düzenli ordular arasındaki konvansiyonel savaşlarda görülmez ve geleneksel istihbarat analiz sistemleri tarafından da anlaşılamaz.
Sahada yaşananlar ne bir teknoloji başarısızlığı ne de araç eksikliği. Bu, yaşamak için savaşmanın ne demek olduğunu bilen, müzakere etmek için değil, hürriyetini kazanmak yaşayan ve bu uğurda ölümüne savaşan adamların inşa ettiği bir kaleyle, kırılmaz bir duvarla çarpışmak.
Bu adamlar düşmanın sızabileceği hiçbir çatlak bırakmamışlar ve içlerinden hiçbirinin hain bir göz olmasına izin vermemişlerdir; ne servetin cazibesine ne de yanılgılara kapılmışlardır.
Bu sistemin özünde sahte nezâkete yer yoktur. Sırlar asla tek bir kişiye emanet edilmez. Roller rütbeye göre değil, güven, sınama ve kan bağına göre atanır.
Örgüt, yaşayan bir organizma gibidir: Kendini yeniler, kamufle eder, deri değiştirir, dikkatli gözlerden kaçar ve ihlâl edilemeyen bir hafızaya sahiptir.
Ancak bunların hepsi tek başına yeterli değil.
Bir savaşçıyı yer altına, tüm bir ordunun ayaklarının dibine patlayıcı yerleştirmeye iten güç sadece güvenlik tedbiri veya muharebe eğitimi değil, inançtır.
Davaya, toprağa, kadere ve kanları boşuna dökülmeyecek kardeşlere imân.
İşte bu yüzden düşmanın bütün sistemleri çöker.
Çünkü karşılarındaki sadece bir grup savaşçı değil; satın alınamayacak, satılamayacak, kandırılamayacak bir inanç sistemidir.
Demir ve ateşin terazisine konulduğunda her ikisinin de ağır bastığına inanılan bir inanç.
Bu açıdan bakıldığında, istihbarat başarısızlığı çok daha büyük bir sahnenin parçası haline geliyor; bu sahne zayıflıkla değil, yeni bir tür çatışmayı kavrayamama yetersizliğiyle işaretleniyor:
Uyduların değil, kırılmamış ruhların yönettiği bir dünya.
Ölümün eşiğine gelmiş bir milletin ruhunu diriltenlere, selâm olsun!










