GAZZE’DE ÇOCUKLAR, ERDOĞAN’A SESLENDİ

“Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan!

Biz Gazze’nin çocukları olarak size bu mektubu yazıyoruz. Bu mektup sadece satırlardan ibaret değil, göğe ulaşan çığlıklarımızın ve acılarımızın sesidir.

Bu sadece bir mektup değil, her şehit çocuk, ailesini kaybetmiş her yetim, yarasını saracak kimse bulamayan her yaralı, evladını yitirmiş her anne ve evini, ailesini kaybetmiş herkes adına sana ulaştırdığımız bir yardım çığlığı ve son çağrıdır.

Bu, uluslararası sessizlik çağında işlenen sistematik bir soykırım altından çıkan bir çağrıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım, son iki yıldır Netanyahu, işgalci devleti ve Nazi ordusu tarafından, Gazze’de insanlara, taşlara, ağaçlara karşı sistematik bir soykırıma maruz kalıyoruz. Bu, tarihin gördüğü en acımasız, en kapsamlı soykırımlardan biridir; sadece çağımızda değil, tüm tarihte eşi benzeri görülmemiş bir felakettir.

Bu soykırım sadece bizi öldürmekle kalmıyor; varlığımızı silmeyi, kimliğimizi yok etmeyi ve doğduğumuz topraklardan söküp atmayı amaçlıyor.

Sayın Cumhurbaşkanım, biz savaş meydanlarında ölmüyoruz. Biz ekmek kuyruklarında, fırınların önünde, enkaz altında, annelerimizin kucağında ölüyoruz. Acımasız bombardımanlarda, boğucu kuşatmalarda, bedenlerimizi kemiren açlık ve susuzlukta ölüyoruz.

Biz kendimizi sizin evladınız, torununuz olarak görüyoruz. Bu zulmün devam etmesine, düşmanın bu suçları işlemeye devam etmesine izin vermeyin.

Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye’de darbe girişimi olduğunda Gazze o gece uyumadı. Sabaha kadar sokaklardaydık, anneler ve camiler o darbe girişiminin başarısız olması için dua etti.

Son seçimleri kazandığınızda Gazze’de şeker dağıttık, halk secdeye kapandı ve Allah’a şükretti. Kuşatma ve işgale rağmen size ve sevgili halkınıza her zaman sadık kaldık.

Sayın Cumhurbaşkanım, siz İslam dünyasının bir simgesiniz.

Milyonlarca Müslüman sizin sözlerinize ve eylemlerinize umutla bakıyor. Artık güçlü bir söz gerekmektedir, bu zulmü durdurmalısınız.

Bu soykırımı durdurabilecek güç sizde. Lütfen bizi ölümden ve açlıktan kurtarın.

Kalplerimiz, Türkiye’deki kardeşlerimizin kalpleriyle birlikte atıyor. Umudumuz Allah’tan sonra sizdedir. Lütfen bizi yalnız bırakmayın.”

*

Darda ve zorda kalmışların ümidi olmak ne güzel bir şey…

Allah bir kulunun hayrını murad ederse, muhtaç bir kulunun ihtiyacını ona gördürürmüş…

Peki ya sahibi olmadığı mânânın maliki olarak, yani muhtaçlara el uzatamayacak durumda olduğu hâlde, kendisini muhtaçların sığınma merci olarak gösteren, böyle görünmekten imtina etmeyen?

Sahibi olmadığı mânânın maliki görünmemek…

Kendisi hakkında, “bu zat geceyi ibadetle geçirir!” dendiğini duyunca, artık geceleri uyumayarak, sahibi olmadığı mânânın maliki zannedilme felâketinden kaçmaya çalışan üstün ahlâk nerede, bir de zaten öyle değilken öyle gözüken, öyle gözükmeye gayret ederek bunu dünyalığına payanda kılmaya çalışan bedbaht nerede?

Çocuklar, kendilerine sahip çıkacak zannettiklerine yalvarıyor… Onlar da demiyor ki, “Biz o zannettiğiniz değiliz!”…

Bilakis, en çok sahip çıkıyor gözükmeye çalışıyorlar…

Ama…

Rubio’nun dediğine göre ise, en çok sahip çıkıyor gözükenler gidip Amerika’ya yalvarıyor…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin