GAZZE GAZELİ
Burhan Halit KOŞAN
Türkiye’de Türk, Amerika’da Kızılderili, Avustralya’da Aborjin, Kudüs sancağında Filistinli olmak, yani yerli olmak çok mu iyi? Bir suç işlendiğinde, “Ne, nerede, neden, kim?” soruları ile fail ve maktul tespit edilmiyor mu? Dünyanın dört bir köşesindeki yerli halkların her biri gibi, bizler de mülksüz, kimliksiz, dilsiz bırakılıp, geleneklerimizden, örf ve ananelerimizden koparılmadık mı?
Kardeşim ve kız kardeşim, ben, insanlara teşekkür ve Allah’a şükredilmesine karşı değilim.
Yalanın ve palavranın kutlanmasına ve kutsanmasına karşıyım. Kalbi, gözü, kulağı ve ilkeleri olan her bir insanımız, üçüncü dünya ülkesi olan Türkiye’de olguların değil, algıların hâkim olduğunun fotoğraf karelerini bir bir görebilir. Komik basitlikleri reddeden bizler, İlâhî ilkeleri değil beşerî kanunları, Tasarrufu değil israfı, vatanperverliği değil vatan hainliğini, düşünmeyi değil sırnaşmayı, tefekkürü değil aymazlığı, hürriyeti değil parya olmayı kutsayan ve köleliği tebcil edenin, müesses nizâm ile kahrolası paradigmaları olduğunun farkındayız. Cüzzamlı Cumhuriyet zihniyetinin nazarında her bir Türk, ya Kızılderili, ya zenci, ya Gazze yerlisi hükmündedir. Ve yerli halkların içinde en vahşi fizikî saldırılara uğrayan halkın Gazze’li kardeşlerimiz olduğunu da özellikle belirtmeye mecburum.
Eşya ve hadiseleri ister mukaddes dinimizin merceğinden, ister ilâhî geleneğin menşei olan Türkistan’ın kalp gözüyle, ister “Yeni Nesil Bilim Standartları” teleskopunun perspektifinden değerlendirelim, verileri, ölçütleri, yöntem ve ifade dilleri birbirlerinden farklı olsa da varış noktalarının aynı olduğunu gözlemleyebiliriz. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle örnek verecek olursam; mukaddes dinimizin de Türkistan’ın kalp gözünün de Yeni Nesil Bilim Standartlarının da Gazze halkına yapılanları “soykırım ve vahşet” olarak dillendireceğini söyleyebilirim.
Yerli halkların her biri, sömürgesi oldukları yönetimlerin altında inim inim inleseler de, her biri yaşadığı yerin Kızılderili’si olsa da etnik temizlik eşiğini aştı, fakat Gazze’deki etnik temizlik devam ediyor ve durmayacak. Yerli halklar, sömürge yönetimlerinin şiddetine karşı bir şekilde hayatta kalmanın yöntemini ve nasıl başa çıkabileceklerinin usûllerini buldu, fakat Gazze halkı hâlen daha çaresiz ve hâlen daha dostlarının ihanetiyle baş başa yaşıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu “Barış Konsorsiyumu”nun desteği, baskısı veyahut yardımı ile “Refah sınır kapısı açılacak”; fakat tek bir yöne doğru açılacak, yani Filistinlilerin Gazze’yi terk etmeleri için açılacak!
Her bir Yahudi’nin, bu canice cürümlerin faili olmakla birlikte, soykırıma katkı sağlayan diğer ülkelerin yönetici kliklerini de gözden kaçırmayalım. Her biri bir sosyopat olan Amerika başkanları gibi Trump da hem sosyopat hem de Yahudilerin tasma taktığı hınzırlardan bir hınzırdır. Sosyopat ve sadist olmayan biri kesinlikle ve kesinlikle ABD başkanı olamaz.
Kural koyucu devlet ve devletçikler ile aklı başındaki insanlar, Yahudi pisliklerinin tek bir amacının, “Gazze ve diğer yerli halklara karşı etnik temizliği sürdürmek” olduğunu biliyor.
Gazze, Doğu Türkistan gibi, Kerkük gibi, Delhi gibi, Keşmir gibi, Musul gibi, Erbil gibi, en zor zamanlarımızda bile ruhumuz ve kalbimizdir. İsrail ve yerli halklara karşı savaş açan uzantıları ne kadar yok etmeye çalışırsa çalışsın, yerli halkların iradesini kıramayacak ve topraklarına olan sevgisini öldüremeyecek. Evet, kalacağız, yaşayacağız, seveceğiz, tutunacağız, direneceğiz ve dirileceğiz; Nevfel (r.a) gibi, Lazarus gibi…
“Ateşkes” bir palavra, “barış” bir illüzyon olduğu hâlde ben, kendi kendime sesli bir şekilde soruyorum: “Yerli halklar, yani Türkler, Kızılderililer, Aborjinler, zapatalar, İsrail’in iddia ettiği “barış” martavalına nasıl inanabiliyorlar?” Evet, İsrail ordusu, sarı işaret konulan yerlerin her birinin yerini değiştiriyor ve Gazze’nin doğusunda kontrol ettiği bölgeyi genişletmeye devam ediyor. Yahudi pislikleri, “Filistinli müminleri ve Hristiyan yurttaşlarımızı Gazze’den gitmeye zorlamaya yönelik” barbarlıklarına devam ediyorlar. Yerli halkların yaşayabilmesi için direnmeye mecbur kalmaları gibi, Gazze halkının temel tercihinin direniş şıkkı olması doğaldır. Evet, Gazze, Yahudilere karşı direnmeye mecbur olduğu gibi, soykırıma doğrudan destek veren ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve dolaylı yollarla İsrail’e destek veren malûm tecavüzcü devlet başta olmak üzere, Arabistan, Mısır, Ürdün, BAE, Kuveyt gibi ülkeciklere karşı da direnmeye çalışmaktadır.
Gazze halkındaki direniş motivasyonlarına baktığımızda, yerel halklarda olan “haysiyet”, “sabır”, “gurur” gibi temel değerlere olan sadakatlerini söyleyebiliriz. İsrail ile yeryüzündeki Yahudilerin Gazze’de yaptığı soykırıma karşı gerçekleştirdikleri direniş, yerli halklara ilham kaynağı oluyor. İsrail’in Gazze soykırımı ile birlikte İsrail’den uyuz it gibi korkan malûm devlet gibi sömürgeci devletlerin de yerli halkına karşı sırnaştığını, “barış havarisi” rollerine büründüğünü gözlemleyebiliriz. Nesillerdir, tecrit, parçalama ve toprakları gasp edilen yerli halkların her biri çökmekte olan devletlerinin bu bayağı, bu fazlasıyla adi ve aldatıcı ayak oyunlarına aldanmıyor, sadece aldanıyor-muş, kandırılıyor-muş perdahı çekiyor.
Gazze, İsrail tarafından tamamen işgâl edilse de şehadet tercihleri ile kazananlardan olan Gazze halkı gibi, yerli halklar da kazanacak. Küresel nizâmın temelleri sarsılıyor, duvarları çöküyor. İngiltere ile İsrail namına yerli halklara gardiyanlık yapan sömürgeci devletler de çökme sürecine girdiler. Hani demem o ki, yerli halklara gardiyanlık yapan her bir devlet öyle veya şöyle kaybedecek ve domino taşı gibi yıkılacaklar…










