GAZZE VE FİLİSTİN AYNASINDA İSLÂM DÜNYASINA BAKIŞ

Adnan DEMİR

Bu yazacaklarım, Kudüs Tv.’de“Pusula” programını sunan gazeteci ve yazar Hazım Koral Bey’in, Gazze özelinde Filistin meselesi başta olmak üzere İslâm dünyasında yaşananları anlamlandırmak adına ADIMLAR PLATFORMU Başkanı Sayın Ali Osman Zor Bey’i önceki gün (10 Aralık Çarşamba) konuk etmesi ve yaklaşık 90 dakika süren yayında masaya yatırılan konular hakkında bir değerlendirme yapmak için kaleme alındı.

Daha konuşmanın başında Ali Osman Bey, üzerine basa basa, “Filistin Osmanlı toprağıydı yani Türk toprağı, bu gün Osmanlı mirasçısı olarak Türk Devleti’nin toprağı… Yani İstanbul bizim için ne ise Kudüs odur“ ifadesi ile sahipliğin ilânıyla başladı.

Ve hemen ardından bu mesele ve diğer bütün meselelerimizde zihin açıcı bir anahtar olarak “Yüzyıllardır zihnimize ve düşünce yapımıza akıtılan YAHUDİ ZEHRİ tesirinden kurtulmadan hiçbir meselenin çözülemeyeceğinin ilânı ve tespiti meselenin özüne ait en önemli ipucunu yakalamımızı sağladı.

Bir vesileyle, Rusya merkezli bir yayın kuruluşuna yaptığım bir uyarı ve hatırlatma cümlesi vardı ve bu uyarı çok olumlu tepkiler ile karşılanmış ve teveccüh görmüştü:

If Russia truly wants to achieve victory, it must immediately rid itself of the Jewish poison that has permeated its soul.Rusya gerçek bir zafer kazanmak istiyorsa, derhal ruhuna işlemiş olan Yahudi zehrinden kurtulmalıdır.”

Bu zehir kusulmadan, müslüman âlemi başta olmak üzere dünya zulüm düzenine karşı başarı elde edilemez.

“Niçin iktidar ve niçin siyaset?” sorusunun, müslümanlar açısından mutlaka cevap bulması gereken bir soru olarak ortaya atılmış olması, gerçekten üzerinde konuşulması gereken en önemli meselelerden birisi olarak karşımızda durmaya devam ediyor.

Eğer siyaset ve hareket, bir inancın, ideâlin tatbik vasıtası olarak pratize edilmez de cevabı verilmemiş bir soru gibi ortada durmaya devam ederse, bu gün yaşandığı üzere siyaset için siyaset ve iktidarda kalma aracına dönüşür ki, bu, fikrin ve idealin fedası anlamına gelir.

Bu işin, hafızasını yitirdik, hatırasını yitirdik ve bunları yitirdiğimiz için acısı ve ızdırabı kalmadı.”

Ali Osma Bey’in dudaklarından dökülen bu hissiyat, bu tesbit, bu gün yaşadığımız şeylerin sebebi olarak tüm siyaset ve akademyanın giriş cümlesi olmaya namzettir.

Bırakın Gazze’de yaşananları, dünyanın her hangi bir yerinde kime karşı olursa olsun bir zulüm varsa, bunun yegâne sebebi biziz.”

Zamanın ve mekânın sahibine nispetle kendi döneminin sorumlusu olan müslümanın ne olması ve nasıl olması gerektiğine ait destanlık bir ifadedir bu…

SAHTE KAHRAMANLAR

Irak başta olmak üzere dünyanın peç çok yerinde milyonlarca müslümanın hunharca katledilmesinde bizdeki işbirlikçi ikridarların payı, “Cuma namazına giden cumhurbaşkanı” algısından başlayarak, Anadolu ahalisinden gizlendi.

Feraset ve basiretini yitirmiş toplumlarda imitasyon sahteliklerin aslın yerini alması ve aslın ne olduğunun unutturulması süreci ülkemizi sahte kahraman çamuruna döndürmüştür.

Bir toplumun çok büyük bir ekseriyeti alkol, uyuşturucu, kumar gibi nesnelerin müptelâsı olmuş… Ve yine önemli bir bölümünün, işsizlik ve geçim derdinden başını kaldıracak hâli kalmamış; 1+1 evlere hapsedilmiş şehir yapılanmasından ne çıkmasını umuyorsunuz? Bu bataklıkta ne yetişmesini bekliyorsunuz?

Sahte ile gerçeği bu toplumun nasıl ayırt etmesini bekliyorsunuz?

Özellikle 1990’dan bu yana, biz, Anadoluda yaşayan müslümanlar olarak vermemiz gereken çok hesap var ve bizim adımıza karar verip uygulamaya koyan iktidarından aydınına kadar tüm kesimlerden bu hesap sorulmak zorundadır. Peki, bu muhasebe yapıldı mı ve hesap verildi mi bu güne kadar?.. Tabiî ki hayır! Öncelikle kimin bu hesabı vermesi gerektiği, hesabın kimlere sorulması gerektiği doğru anlaşılmalı ki hesap sorulabilsin. Hesabın sorulacağı doğru adres bilinmezse, hesap da sorulamaz. Bir kazanç elde edilemez. Yapılan işler hebâ olmaya devam eder. Dökülen kanların mesûlü kim, kim müdahale etmek yerine kan dökülürken seyrediyor, kan dökücülere lafta karşı çıkıyor gözükürken, pratikte destek olmaya devam ediyor? Kan dökmek için kullandıkları araçların petrolünü kim seriyor?

İlk bölümün sonunda Ali Osman Bey’in yaptığı şu tahlil ve tespit gerçekten çok önemlidir:

Bu gün yaşanan kriz, aslında bize boca edilen Batı’nın krizi; çünkü biz Batı nizâmını benimseyip, Batı yörüngesine girdiğimzde bunu kendimiz davet etmiş olduk. Aslı unuttuğumuz için de bu krizle nasıl baş edeceğimizi çözemiyoruz.”

Sözde İslâmi iktidar ama Batı yörüngesinden kurtaramamış bizi… Böyle İslâmîlik mi olur?

Ve dünya çapında yaşanan şeyin adı aslında sistem krizinden başka bir şey değil.

Kominizmadan kapitalizmaya, liberalizmden milliyetçiliğe her şey denendi ama sistem çapındaki krize sistem çapında bir çözüm üretilemedi, üretilemiyor… Tarihçi Toynbee’nin şu tespiti tam mevzunun bam telini işaret ediyor:

Batı her şeyi denedi ama çözüm konusunda başarılı olamadı, denemediği tek nizâm kaldı o da İSLÂM’dır; bu sebepten İSTİKBÂL İSLÂMINDIR.”

Adamlar bu tespiti yapıyor da sonra, bunun gereğini yapmıyor mu? İstikbâlin İslâm’ın olmaması için de gayesi İslâmmış gibi görünen birilerini iktidara getirmiyorlar mı? Düşman, pazarlıksız Allah ve Resûlü davasının iktidara gelmesine mani olmak için iyi polis de olur, kötü polis de. Kötü polis olur, seni zorla engellemeyi dener, zorla engellemeyi başaramazsa, içimizden birilerini, gayesi bizdenmiş gibi göstererek kendi için iktidara taşır, taşıdı da… Bunu yaparken biraz da taviz verir ki, iktidara taşıdıkları gayesi bizdenmiş hissini verebilsin ve biz onu sahiplenelim ve böylece sisteme onlar üzerinden entegre olalım; her şeyi büsbütün kaybetmektense, biraz taviz vermek kendileri açısından akıllıca. Buna kanmak bizim açımızdan ahmakça. Nihayetinde Batı’nın krizi bizim krizimiz olmaya devam ediyor zira bizde iktidar bizden gözükse de bizim için değil: Batı adına, Batı için…

Sahtelikleri enselemenin ve sahte kahramanları suçüstü yakalamanın anahtarı şu tespitte gizlidir:

İslâm dünyasına liderlik etmek isteyen bir güç, tüm müslümanların ve hatta tüm dünyanın başına belâ olan lânetli düşman Yahudiye cepheden toslamak zorundadır.”

Sahte kahramanlar üretmede çok maharetli olan Yahudi aklının, bunu nasıl yaptığını izâh eden imitasyon ve sahteyi yutturma sürecini şöyle açıklıyor ediyor sayın Zor:

Şimdi şurda asıl duruyor ve sahtesini üretip yanına koyuyorsun, ilk başta asıl orda durduğu için sahteyi hemen tanıyorsun… Ama bir müddet sonra aslı ortadan kaldırıp sahte olanın yanına bir imitasyon daha koyuyorsun bu defa ikinci imitasyona bakıp ilk olana asıl demeye başlıyorsun. Artık asıl ortada olmadığı için imitasyonları, yani sahteleri birbiri ile kıyas eder hale geliyorsun.”

Evet bu gün yaşanan tam da budur; Anadolu ahalisinin mücadelesinin 20. Asrın ikinci yarısında remz şahsiyetleri olan ve “Büyük Doğu-İBDA Başyücelik Devlet” ideâlini ortaya koyan Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nu kabûl edermiş gibi yaparak, “mücadelelerinin aslı budur” diye pazarlanan sahteleri görüyor ve biliyoruz.

Son olarak şu bahisle noktalayalım:

ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR” mutlak doğrusu gereği İSTİKBÂL İSLÂMINDIR!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin