STATÜKO DEVRİLİRKEN
Adnan DEMİR
Farkında olsun yada olmasın bu gün tüm insanlık bir inkılâp bekliyor.
Şu farkla ki, çok az insan ne beklediğini tarif edebiliyorken yığınlar ne beklediğini bilmeden sadece bekliyor.
Bizim açımızdan beklenen inkılâbın mahiyeti şudur;
İnsan ve toplum meselelerinin halli noktasında, eşyayı yerine koymaya, hadiseyi tercüme etmeye muktedir bir nizâm.
Tafsilatına girmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu gün uluslar ve devletler arası bir nizâm ve hukuktan söz etmek artık mümkün değildir. Hal böyle olunca nizâm sağlayan dengeler bozulmuş demektir. Bir denge bozulunca hayat boşluk kabul etmez ve bozulan dengenin yerine başka bir denge arayışı başlar. Bu gün artık tüm kurum ve kuruluşlarıyla dünya dengesi tamamen bozulduğuna göre bunun yerini başka bir dengenin alması kaçınılmazdır.
Böyle süreçlerde insanlar ve toplumlar arasında iki temel ayrışma ortaya çıkar.
Birinci gurup satatükocudur ve bozulduğunu, sürdürülemez olduğunu gördüğü halde mevcut düzenin devam etmesinden yanadır.
İkinci gurup ise devrimcilerdir.
Bu iki gurup arasındaki çatışma süreci aynı zamanda devrim sürecidir.
Bu gün dünya çapında bir ihtilâlden bahsettiğimizde, dünyada statükoyu korumak için mücadele edenlerin hegomon güçler olduğu çok açıktır.
Statükoyu değiştirmek için mücadele eden devrimciler de bu hegomonun karşısındaki guruptur.
STATÜKONUN GÜCÜ
Tarihin yaşadığımız bu döneminde teknoloji, ulaşım ve iletişim araçlarının mesafeleri kısalttığı, zamanı hızlandırdığı ve artık sınırları büyük ölçüde ortadan kaldırdığı bir realitedir. Dünyaya hâkim olan Liberal Kapitalizm, son asırda mal ve sermayenin dünyada sayılı derecede az insanın elinde toplanmasına yol açmış ve küresel çapta devletlerden bile daha zengin insanların oluşmasına sebep olmuştur. Bu sermaye gurupları, küresel çapta kurdukları sistem ve ağ sayesinde bir insanın hayal edemeyeceği çapta güce ve sermayeye ulaşınca adeta tanrılığa soyunmaları tesadüfü değildir. Ama insan “zalim ve cahildir” hikmeti gereği soyundukları bu rol şeytana bile pes dedirtecek çapta sapkınlığa yol açması bizi hayrete düşürmemeli.
Özellikle son birkaç yıldır ortaya saçılan gerçekler bize gösterdi ki, bu küresel sapkın elit, devletleri yöneten güçleri çeşitli yöntemlerle ele geçirmiş ve esir almış vaziyettedir. Buna bu gün dünyanın imparatorluğu olan Amerika da dahildir.
Bir ülkede iktidarı esir aldığında, o iktidarın elinde bulunan tüm gücü de ele geçirmiş olursun. Ordusu ve tüm kolluk kuvvetleri de buna dahildir.
Ele geçirilmiş bir ülkede, artık o ülkede savunma ve asayişi sağlamakla görevli olan kuvvet, küresel sermayenin kapı kulu olmuş demektir ve kendi milletine sopa gösteren bir yapıya dönüşmüştür.
Bürokrasi ve devletin işleyişini kolaylaştırmak adı ile pazarlanan dijital tedbirler ve kontrol mekanizmaları artık o kitleyi kontrol altında tutabilmenin bir vasıtası olmuştur. Kontrol altında tutmak istedikleri şey ise mevcut sermayenin tekerine çomak sokma ihtimali olan her şeydir.
Son yaşanan süreçlerde gördük ki bu küresel çete, halkların adeta yatak odalarına kadar hâkim ve konrol eder hâle gelmiştir. Bu mânâda aslında hiçbir ferdin (isterse bu devlet başkanı olsun) can ve mal güvenliği yoktur. Küresel güç elinde bulundurduğu sistemle kendisi için tehdit gördüğü herkesi ortadan kaldırma yetisine ulaşmış görünüyor.
Dış İşleri Bakanımızın İran devleti için söylediği şu cümle aslında bir nevi tüm bu tabloyu teyit eden ve açıklayan bir itiraf hükmündedir:
“İran, Amerikaya istediği bir şey verseydi savaş çıkmayabilirdi.” Bir başka konuşmasında ise “Eğer gücün yoksa, değil Amerikaya kafa tutmak ağzını bile açmayacaksın…”
Sanırım bu iki açıklama durumun vehametini açıklaması adına ışık tutucu olmuştur.
STATÜKONUN GÜCÜ YENİLEBİLİR Mİ?
1991’de BOP kapsamında bölgemize Amerika tarafından başlatılan saldırıda biz şunu söylemiştik:
“Saddam Hüseyin ve Irak, Amerika ile savaşılabileceğini göstermiştir!”
Ve şimdi de diyoruzki, “ İran, Amerikanın yenilebileceğini tüm dünyaya gösteriyor!”
Amerika ve İsrail’in bu saldırısı ve İran’ın destansı direnişi ve karşı taarruzu bize yaşanan devrim sürecinin önemli bir eşiği atladığını ve büyük bir engeli devirdiğini gösterdi.
Şimdi yeryüzündeki tüm insanlar, artık, zalime ve zulme direnilebileciğini, bunun mümkün olduğunu gördü. Bu his, devrim sürecinde çok önemli bir eşiğin geçildiğini ortaya koyması açısından önemliydi.
Statükocu olan güç, zulmün, sapkınlığın ve insanlık düşmanı bir zihnin temsilcisi olduğu çok açıktır. Ve bu Epstein adası ile ayyuka çıkmış olan sapkınlığın tüm işbirlikçileri de bu suçların tamamına ortaktır. Bu sapkınlıla mücadele eden tüm insanlık ise devrimcidir.










