AKP SANSÜR YASASINI ÇIKARMADAN ÖNCE “TERÖRÜN ARKASINDAKİ GÜÇ” (*) OLAN AMERİKALILARLA GÖRÜŞMÜŞ

AKP Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir, TBMM Genel Kurulu’nda Sansür Yasası teklifinin görüşmeleri esnasında yaptığı konuşma ile gündeme damga vurdu. Önceki gün (13 Ekim) basın tarafından servis edilen konuşmada, Özdemir, yasa … Read More

MÜCADELE TARİHİNDEN: YENİ HARMAN RÖPORTAJI / Şubat 2009

Adımlar Çizgisi’nin İBDA fikir ve aksiyon sistemine bağlı olarak yürüttüğü siyasî mücadele anlayışının göstergesi olmasından dolayı “fikri takip” maksadıyla

TARİHİMİZDE ŞUBAT AYI

1994 – Şeyh Muhammed Emin BİNGÖL – MUŞ Evi basılarak esir edildi. Cesedi, 18 gün sonra Murat ırmağı yakınındaki Karasu deresi kenarında Belediye çöplüğünde bulu

HÜKÜMET TARAFINDAN GÖRMEZDEN GELİNEREK DEVAM EDEN İŞKENCE: TELEGRAM

İşlenmekte iken aynı ânda inkâr edilen bir işkence suçu misâli biliyor musunuz? Hem de yıllar boyu süregelmekte olan mütemâdi-sistematik bir işkence suçu?!

Hür Savaşçı’dan Notlar “Yeni Dünya Düzeni”

Yoğun bir iş günü yaşıyordum ve saat öğlenden sonra dördü gösteriyordu. Üç monitöre bakarak, üç ayrı dosya açık vaziyette, bir kaç milyon içerisinden hatalı olan verilerden örnekler arıyordum. Malûm olduğu üzere dosyanın büyüklüğüne göre arama ve bulma süresi değişir. Ben de, genellikle uzun beklemeli aramalarda diğer irili ufaklı işlere yönelir, bu sayede iş birikmesini önlemiş olurum. O arada telefon çaldı, yâni kendi cep telefonum. Sesli bir şekilde “hayırdır inşâllah” dememe kalmadan karşımdaki ve solumdaki alman iş arkadaşlarım kafalarını kaldırıp, “Ne oldu, Erdoğan’dan haber mi var?” diye takıldılar. Artık “inşâllah” veya içeri girip çıkarken “merhaba” ve “selamünaleyküm” gibi selâmlar, günlük kullandığımız terimler arasında olduğu için enteresan bir durumun olduğunu fark etmişlerdi ve takılmaları bu yüzdendi. Neyse, hemen bir sigara molasına çıkıp Hür Savaşçı’nın beni neden aradığını öğrenmeliydim. Merdivenlerden inerken numarasını tuşlamıştım fakat sigara içilen kulübeye gelene kadar açmadı ve nihayetinde sigaradan son nefesi çekerken geri aradı. “Efendim” diyerek telefonu kulağıma görürdüm. – “Merhaba Nihan. Umarım işinin arasında rahatsız etmemişimdir?” – “Rica ederim. Sevindim ve sürpriz oldu. Ancak nadir aradığınız için meraklandım doğrusu, inşâllah bir yaramazlık yoktur?” – “Yok yok, bir sıkıntı yok hamdolsun. İçimde bir ferahlık birikti, biraz da Almanların “Goldener Herbst” dedikleri altın Sonbahar’ın ılık ve güneşli havasından kaynaklanan neşeden sanırım. Malûm uzun zamandan beridir böyle tatlı günler göremedik. Akşama müsaitsen atla gel.” – “Memnuniyet ile efendim. Siz davet edersiniz de ben gelmez miyim! Evet, gerçekten harikulâde bir hava var. Çalışmamış olsaydım ağaçların bin bir farklı yeşilliğe, sarılığa ve bordoya bürünüşlerini zevkle seyretmek için dolaşmak isterdim. Tam böyle bir hava.” – “Güzel.. İşlerini bitirdikten sonra gelirsin, bir yere çıkmayacağım. Zaten yürüyüşten geliyorum, senin yerine de seyrettim merak etme.” Gülümseyerek söylediğini bildiğim için teşekkür ettim ve akşama görüşmek üzere telefonu kapattık. İşten çıkar çıkmaz oradaydım. Yine mis gibi taze çay kokusu neredeyse bütün evi kaplamıştı. Hür Savaşçı da gayet iyi görünüyordu. Lezzetli çayımdan bir yudum alarak söze girdim; – “Sizi iyi gördüğüme ve enerji dolu oluşunuza sevindim. Biliyor musunuz, demin iş yerimin yakınlarında, yine 2. Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış Amerikan menşeli bir bomba tespit ettiler. Geniş bir bölgeyi kapatmak zorunda kaldılar.” – “Desene Almanya’nın taşı toprağı bomba. Tehlike üzerinde yaşıyoruz. Osmanlı döneminden akıncı şehidlerin, kim bilir belki de daha öncesinden buralara ayağı değmiş bir kaç mübarek zâtın yüzü suyu hürmetine gümlemiyor şu ân binlerce ton bomba.” – “Enteresan.” – “Neyse, patlayıncaya kadar bir sıkıntı yok. Yarın yine çalışıyorsun sanırım, fazla takılmayız istersen. Beni kırmayıp geldiğin için tekrar teşekkürler, ayağına sağlık. Demin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşmasını dinledim. Bazı noktalarda çok güzel konuştu aslında. Kendisinden, yani memleketin başındaki kişiden duyulması istenilenleri dile getirdi. Hani şu Etnik Kürtçü ve FETÖ denilen yapılanmaların Batı tarafından korunmaya alınmış olmalarından duyduğu üzüntüyü ifade etmesini kastetmiyorum. Bunlara karşı ister teknik isterse fikrî olarak yeterince cevaplar verildi ve hâlâ veriliyor zaten. Benim değinmek istediğim husus, dünyada adaletin maalesef olmadığından, ekonomik noktada güçlü olanın haklı olarak takdim edildiği bir dünyada yaşadığımızdan, haklı olanın güçlü olduğu değil, güçlü olanın haklı olduğu bir dünyadan, böyle bir dünyayı kabullenmenin mümkünsüzlüğünden ve böyle bir dünyada yaşamak istemeyişinden bahsetmesi. Şu da sürekli söyledikleri arasında, işte “dünya 5’ten büyüktür”. Buna bir de Dünya’nın artık 2. Dünya Savaşı şartlarında olmadığını ve bir değişimin olması gerektiğini eklemesi fena değildi. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Biraz siyaset ile ilgilenenler için hakikaten değerli. Ve dünya üzerindeki haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin tavan yaptığı şu zamanımızda ciddi ciddi ele alınması ve birçok ülkenin veya devlet adamının da katılarak bu konular üzerine gitmesinin tam zamanı.” – “Efendim affedersiniz sözünüzü kesiyorum. Biliyorsunuz, geçen Venezüella Devlet Başkanı Maduro Türkiye’ye gelmişti. Che’ye laf eden TBMM Başkanı ile el sıkışması, Erdoğan ile görüşmesi ve Türkiye’ye inandıklarını, resmen “gelin beraber Amerika’ya karşı mücadele edelim” teklifini yapması gibi epey ilginç görüntüler meydana gelmişti. Nihayetinde Maduro, Hugo Chavez’den bayrağı devralmış ve onun peşinden gittiğini söyleyen, hatta bazı resimlerinde İBDA Selâmı da veren bir devrimci. Nasıl oluyor da birçok Amerikan Üssü’ne müsaade eden bir hükümetten böyle bir şey bekleyebiliyor anlayamıyorum?” – “Aslında basit. Tarihi süreç ile birlikte, Türkleri, Batı ile yaptıkları mücadeleden bilen biri Maduro. Birileri tarafından kasti olarak yönlendiriliyor mu bilemem ama şunu gözden kaçırmayalım ki; Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun Türkiye’yi kastederek, “Yeni Dünya Düzeni kurulacaksa, buradan başlasın!” işâretini alarak, yani Batı’nın eskimiş düzenine karşılık yeni bir dünya düzeni bu topraklarda kurulacak inşâllah, o umut veya ruh ile buralara gelmiş olabilir. Söylediklerinden de bunu anlıyoruz. Gelgelelim bir deneme ya da bir “Sizi tanıyoruz. Olurda yakın bir zamanda yanlışlardan ve Amerikancılıktan kurtulmak için mücadeleye başlarsanız, biz de destek veririz.” mesajı da olabilir. Ama tam da burada Erdoğan’ın konuşmasına geri dönelim. Bunca güzel sözlerin arka plânına bakacak olursan ne yazık ki sorunlarla karşılaşıyoruz. Mesela neden o zaman güç ve itibâr için saray yaptıracağına, sadece bir örnek olarak verecek olursak, fakat büyük bir örnek diyelim, 15 yıldır eğitimdeki bu çarpıklığa ve yamukluğa neden dikkat edilmedi? Hak, hukuk ve adalet anlayışını geleceğe taşıyabilmek için, bozuk bir eğitim sistemi ile nasıl aşılanabilinir ki çocuklarımıza? Bununla da sınırlı değil. Sırf bunları söylemiş olmakla bittiğini sanıyorsa koskocaman bir gaflet içinde diyoruz. Haklı olarak birileri çıkar ve sert bir şekilde, “Öyle sarayda oturup garibanların hamiliği pozları takınılmayacağını bilmiyor musun?” diye sorarlar! Hem dünyanın değişmesi için bu kuru lafları söylemeyi kahvedeki elemanlar da biliyor. Senin elinde hangi sistem var? Hangi düşünce sistemiyle, ideolocyayla ve düzen altyapısıyla dünyayı kemiren haksız ve adaletsiz düzene karşı mücadele vermeyi düşünüyorsun? Mesele burada! Yoksa güzel konuşmaksa biz daha güzel, iyi ve doğru konuşanın peşindeyiz. Bize işin ehli ve yapacak olan insan lâzım. Yapacak olanı da biliyoruz. Sen de gâyet iyi biliyorsun da hâlâ zamanı çalıyorsun ve bunun farkında bile değilsin.” – “Efendim buna ek ve aktüel olarak Türkiye-AB ilişkilerine dair şöyle dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Almayacaksınız açıklayın. Ne siz bizi meşgul edin ne de biz sizi. Minderden kaçan biz olmayacağız diyoruz.” Yandaş gazeteler de sert tepki olarak lanse etti.” – “Ne minderiymiş bu? Neyin tepkisi? Minder dediğin güreşilen veya rahat yatmak için içi pamuktan olan şilte. Hangisi kastediliyor? Güreş anlamındaysa, Avrupa Birliği’ne girmek için şu an bir kavga mı veriliyor? Yoksa beraber yatılan şiltede anlaşamama derdi olsa da, yüzsüzce, ben kalkmam demek mi oluyor? “Siz bizi açıkça kovmadan biz kapınızdan ayrılmayacağız” mânâsına gelen bir söz ki, merdi kıpti şecaat arz edeyim derken sirkatin söylermiş hesabı bir de övünülecek bir şeymiş gibi sarf ediliyor. İnsanın nutku tutulmasın da ne olsun? Anlaşılır gibi değil. Hâni AB’ye ihtiyâcımız yoktu? Ondan sonra arada bir “Türkçülük” adı altında gereksiz ve millî duyguları altüst edebilecek açıklamalar yapıp insanların kafalarını karıştırsınlar, Türk düşmanlarına göbek attırsınlar. Utanmadan birde Büyük Doğu edebiyatı yapsınlar. Bunların Ehli Sünnet ile dertleri de buradan kaynaklanıyor. Büyük Doğu’yu hiç okumadıkları, tanımadıkları, aslında hiç benimsemedikleri de buradan aşikâr. Geçen bir videosuna denk geldim. Erdoğan, arka fonda acıklı bir müzikle sadece İslâm’a bağlıyız, Türklüğe, Sünnîliğe falan gerek yok diye bahsediyor, babasından ve dedesinden örnek veriyor. Hadi bakalım, sevmedikleri Işid de İslâm diyor, nefret ettikleri Gülen’de İslâm diyor. Ne olacak şimdi? “İslâm benim” mi demek istiyor? Neye göre? Değil mi?” – “Neresinden bakılsa bir tutarsızlık…” – “Dilimizin sertleştiği anlaşılsın ve konumuza geri dönelim diye, Amerikan’ın başını çektiği, Avrupa’nın beraber sürüklendiği, Rusya’nın kararsız kaldığı, Çin’in ve Japonya’nın kuklası, Suud’un ve Katar’ın kötürümü olduğu, Ehli Sünnet Türk ile Ehli Sünnet Arap arasına Siyonist bir duvar çekme hayalinde olan Etnik Kürtçüler’in yatıp kalktığı Haçlı-Yahudi “Yeni Dünya Düzeni”ndeki tutarsızlık gibi. Biliyorsun, bu düzenin silâhlı güçleri Afganistan’ı işgâl ettiklerinde Afgan Millî Güçleri olarak gördüğümüz Taliban iktidardaydı. 1996-2000 arasında haşhaş üretimi yüzde 95 azalmıştı. İşgâlden sonra bir bakılıyor ki üretim yüzde bin dörtyüz artıyor. Bunu söyleyen, söylerken bir şey hâlletmiş olmayan bizzat Birleşmiş Milletler. Hâni şu Irak işgâlini tanımayan ve meşru olmadığını söyleyen Birleşmiş Milletler. Kumandan’ın neden “Domuzlar Diktatoryası” dediği anlaşılıyor sanırım.” – “Efendim, Amerika demişken, geçen, sade bir Alman vatandaşı Şansölye Merkel’e, “Amerikan sömürgesi olmaktan ne zaman kurtulacağız. Neden hâlâ bir barış anlaşması imzalanmadı?” diye sordu, halka açık bir sohbet esnasında. Merkel’in bunu kabul edici açıklamalarından sonra konunun belirli kesimlerce bayağı bir süre konuşulacağı ve çok ciddi tartışmalara sebebiyet vereceği anlaşılıyor.” – “Hayırlısı olsun. Birçok defa Alman aydınlarının rahatsızlığını belirtmiştik zaten. Amerika devlet yapısı ve politikası itibariyle gezegenimizin sömürücüsü. Bununla kalmayıp saldırdığı ülkelerden sömürdüklerini, yine bu ülkelere piyasa fiyatından daha yüksek fiyata satacak ve satın almak zorunda bırakacak kadar aşağılık. Eğer bu sömürgeci anlayışı olmasaydı altı ay içinde iflas eder ve biterdi. Bu yüzdendir ki, Almanlar ve Japon’lardan farklı olarak, daha fazla silâh teknolojisine ve askerî gelişmeye ağırlık vererek, bugün en saldırgan orduya sahip olmayı başardı ve bu güç ile şimdilik hüküm sürebiliyor. Başarılı olup olmadığını konuşmuyoruz. Kendisine, “sınırsız imkânlar ülkesi” diyen bu yamyam şu an tüm gezegenin yok edilmesine yol açıyor ve bunu yaparken kamuoyuna Kuzey Kore’yi öcüleştirerek melekçilik oynuyor. En kötüsü yaşadığımız Almanya’nın 70 yıldan fazla bir süredir bu masalların bir parçası olması, hâlbuki ABD Düşmanı olması gerekirken. ABD, eskiden her karşı dikilene Komünist damgası yapıştırırken, bugün her direnene, özellikle de parçaladığı Müslüman ülkelerin direnişçilerine terörist diyerek kötülemek gayretinde. Ama şunu Amerikalılar da artık bilmeli ki, hiçbir Amerikalı asker Amerika için ölmüyor. Her zaman olduğu gibi sadece küresel çetenin çıkarları ve kâr azgınlığı için can veriyor. Çünkü, kendilerini “Batı değerleri” ya da “Batılı özgürlük” diye, parçaladıkları ülkeleri de “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” diye kandıran birkaç zengin ailenin açgözlülüğü hâlâ daha fazla toprak, daha fazla hammadde, daha fazla para, daha fazla kan için çırpınıp duruyor. ABD 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yeryüzünün bir numaralı ve savaşkan ordusuna sahip olunca doğrudan veya dolaylı olarak 69 savaşın ya başlatıcısı yahut devam ettiricisi olarak, 40 milyon masumun kanına girmiştir. Bu dışını ateşe salan ve katleden ülkenin bir de iç yüzüne yani içine bir bakalım. ABD’de 20 milyondan fazla insan okuma yazma bilmiyor, 2 milyondan fazla kişi cezaevinde bulunuyor ve dünyanın en büyük suç oranına sahip. Sözde en ilerici haline getirilen anayasasına rağmen azınlıklar hâlâ baskı altında. Avrupalıların Amerika kıtasındaki yerli halkın üçte ikilik nüfusunu kırıp geçirdikten ve yok ettikten sonra kendi aralarında birbirlerine girip bir ülke kurmalarından başka ne beklenebilirdi ki? Etkisini epeyce kaybetmiş olmasına rağmen, poz olarak hâlâ süper güç gibi gözükmelerini bütün bu açıkgözlülüklere, sömürmelere, katliamlara ve emperyalist zihniyetine borçlular. Amerika budur! Ve bu eriyen güç, düşmesini bekleyen kitleleri hatta ülkeleri -yakın bir zamanda- karşısında bulacaktır.” – “Bugün gelinen noktada her şey, biten ve başlayan nizâmlar arası gerçekleşen son bir kapışma etrafında gelişiyor değil mi?” – “Sayın Ali Osman Zor, sanırım 2014 yılındaki bir toplantı videosunda, şöyle demişti; “Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık” gibi masalları bir yana bırakıp Orta Doğu’ya bakarsak; hadiselerin 1. Dünya Savaşı’nın henüz bitmediğini ihtar ettiğini de görebiliriz. Müslümanlar, Batılı ülkelerin Osmanlı’dan kopararak çizdikleri esaret sınırlarını hiç bir zaman kabul etmediler.” Bu müthiş değerlendirmeye itirâz edebilecek bir kişi bile bulamazsın. 20. Yüzyıl’ın başında temeli atılan, ortalarında şekillenmeye başlayan ve sonlarına doğru İslâm topraklarına saldırmayla hedefini belirleyen eskimiş ve pörsümüş Amerika’nın başı çektiği saldırı ve işgâllerle Haçlı-Yahudi “Dünya Düzeni” uğruna Birinci Dünya Savaşı devam ediyor. İşte Afganistan, işte Irak, işte Suriye, işte Doğu Türkistan ve Arakan, Libya, Yemen, Filistin. Batı’nın kendi topraklarına taşınan savaşı da eklersek, nihâyetinde Türkiye’nin işgâl habercisi olan batısından, doğusundan ve kuzeyinden alenen kuşatılma hamleleri, bu savaşın bütün şiddetiyle devam ettiğinin göstergesi. Dolayısıyla Türk direnişi maddî ve mânevî olarak her yönüyle de devam ediyor. Buna karşı ne yapıldığını hükümete sorsak, ne cevap alabiliriz? Kocaman bir hiç! Öyleyse bizim topraklarımızda bütün sancısıyla doğacak olan temiz ve saf bir Müslüman “Yeni Dünya Düzeni”, yani öz Anadolu olarak bizim Dünya Düzenimiz, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun bizzat “Başyücelik Devleti” eserinde belirttiği gibi bütün heybetiyle resmedilmiştir. Son olarak şu kısmı okuyup bitirelim ve adresi tam olarak belirleyelim:” “Herkes kendi zaviyesinden ayrı ayrı görüyor ki, biz bu işin ne fikir ve ne de fiil olarak şakasında değiliz… “Boşgörü”yü “hoşgörü” adı altında pazarlayan “mamacı” tipi değiliz… “Cek” ve “cak” gibi nisbet ekleriyle İslâm davasının “fikir” ve “aksiyon” cephesini daima uzak istikbâle ısmarlayan ve daima “çile” ve “risk”ten kaçan “teyze adam” tipinin tersine, idealizmin ne demek olduğunu kaskatı bir vakıa hâlinde meydan yerine dikeniz… Gözümüz, büyük İslâm inkılâbında… Başyücelik Devleti?.. Dünyada bugünkü siyasî ve içtimaî ihtilaçların bütün illet ve müessirlerini tartarak, tanıyarak, anlayarak ve bütün tarih seyri boyunca kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım… Dünya ne oluyor ve biz ne olacağız? Boşlukta mekân işgal etmek hakkımızı hangi şahsiyetli dünya görüşüne istinad ettireceğiz ve manevî “Ortak Pazar”a hangi öz malımızı sürebileceğiz? Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra “Yeni Dünya Düzeni” adı altında rakipsiz olarak pazarlanan eski liberalizm ve demokrasi nizamı, başta Amerika ve yamacında Avrupa’nın patronluğunu tescil mahiyetinde hükmünü hâkim kılmaya çalışırken, kâfirlerin gönüllü alçaklığı bir yana, “onu babam da bilir!” hesabı kuru kuru “İslâm!” demek yeter mi? Elbette İslâm; ama “nasıl” ve “niçin”ini göstermek şartıyla!..”

İSRAİL’LE KİRLİ İLİŞKİLER TAM GAZ!

Hükümetin perde önünde “Mavi Marmara” ve “van minüt”le başlayan İsrail karşıtı atıp-tutma tiyatrosuna son verdiğinin ilânı olan Erdoğan’ın “Yahudiye muhtacım!”

AHMET DAVUTOĞLU “ÇOK CİDDİ”… PYD’Yİ VURURMUŞ!

Davutoğlu, dün gazetelerin Ankara temsilcileriyle yaptığı kahvaltıda bazı açıklamalar yapmış. Yaptığı açıklamalar gazete ve internet sitelerinde şu başlıklarla verildi: – “Davutoğlu ABD’ye Rest Çekti: PYD’yi Vururuz!” – “Başbakan’dan çok sert açıklama: Onları da vururuz” Söz konusu çaylı-simitli Tarihî Kahvaltılı Toplantı’da “ABD nezdinde gerekli diplomatik girişimler yapılacak, bunu hiçbir şekilde kabul etmediğimiz bildirilecek.” şeklinde konuşan “Başbakan” Davutoğlu, inanılması güç bir “basiret” örneği göstererek şu tarihî tesbiti yaptı: “Şu anda PYD’ye verilen yardımın PKK’ya gitmeyeceği konusunda hiç kimse bize inandırıcı bir gerekçe söyleyemez.” Vatanımızın menfaatlerini ilgilendiren hususlarda Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığı görevleri boyunca son derece “mülayim” duran Davutoğlu, cümlelerinin devamında kimilerine ümit vaad eden şu açıklamaları yaptı: “Kuzey Irak’ta, Türkiye’de kullanıldığını tespit edersek PKK’ya yaptığımız müdahaleyi yapar, bulunduğu yerde silahları yok ederiz. Bunu hem ABD’ye, hem Rusya’ya ilettik. Yaklaşımımız 23 Temmuz gecesi DEAŞ ve PKK mevzilerine yaptığımız operasyonlarda kendini göstermiştir.” Davutoğlu’nun bu sözlerinin hemen ardından, sıcağı sıcağına AKP’nin Stratejik Müttefiki ABD’den cevap geldi: – PYD’ye desteğimizi sürdüreceğiz! Çaylı-simitli Tarihî Kahvaltılı Toplantı’da sarf edilen bu sözler üzerine atılan manşetleri tekrar hatırlatalım: – “Davutoğlu ABD’ye Rest Çekti: PYD’yi Vururuz!” – “Başbakan’dan çok sert açıklama: Onları da vururuz” Bu şekilde manşet atan gazete ve internet sitelerinin kendi arşivlerinden vereceğimiz aşağıdaki haberleri sanki hiç yayınlamamışlar gibi yapıp, insanımızı “aptal” yerine koyma davranışları bir yana, Davutoğlu’nun bu açıklamalarındaki pişkinliğine dikkatinizi çekmek istiyoruz. Kronolojik olarak bunların sadece bir kısmını sıralayalım: – 25 Temmuz 2013… Türkiye sınırına PYD-PKK bayrağı asan PYD Elebaşı Salih Müslim Türkiye’de kırmızı halılarla ağırlandı… Havalimanında aprona yanaşan özel bir araca bindirilerek bilinmeyen bir adrese götürülen PYD liderinin 2 gün İstanbul’da kaldıktan sonra Paris’e geçeceği öğrenildi… Söz konusu hadise medyada “Mit Salih Müslim’i çok sert uyardı!” şeklinde pazarlanırken, Salih Müslim ziyaretin ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kürdistan’ı Türkiye ile birlikte kuracağız, Türk yetkililer bana çok iyi davrandı, Dışişleri yetkilileriyle daha öncede görüşmüştüm, hedeflerimizden asla sapmayacağız” – 05 Ekim 2014… AKP adına Davutoğlu ve HDPKK adına Demirtaş’ın sürdürdüğü “PYD görüşmeleri” dolayısıyla Ankara’ya davet edilen Salih Müslim, gizli tutulan görüşmelerinin ardından ayrıldı. – 9 Ekim 2014… AKP’nin Kürtçü Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, “Uluslararası çerçevede şu anda IŞİD Türkiye’nin de belasıdır. Türkiye’nin de düşmanıdır.” diyerek, 6-7 Ekim hadiselerinin, “Türkiye’de halkın Kobani’ye karşı duyarlılığını Kobani’de yaşanmakta olan insani dramı daha fazla yansıtmıyor olduğunu” ifâde etti. “Kobani’ye doğru düzgün yardım eden tek ülke Türkiye’dir.Başka bir ülke yok.” Diyen Aktay, “Kobani’nin de sığınabileceği başka bir yer yok ve Türkiye’de bu yardımı esirgiyor değildir. Eğer Türkiye’nin savaşması da isteniyorsa Türkiye henüz savaş kararı vermiş değildir. Bu bir topyekun alınacak karardır.” dedi… Aktay, sözlerinin devamında şunları söyledi: “Bu arada bir müjde vermek isterim; neticede Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir koolisyonun yaptığı saldırılar neticesinde IŞİD Kobani’den çekilmiş bulunuyor, Kobani’de şu anda bir IŞİD tehlikesi bulunmamaktadır. Bu olaylar eğer illaki böyle amaca muvafık ise amacına ulaşmıştır. Bunu da herkese bildirmek gerekiyor.” Hatırlanacağı gibi katıldığı bir televizyon programında “Türk diye bir ırk yok!” diyen Aktay, aynı sözü partisinin bir toplantısında da tekrar etmişti. – 11 Ekim 2014… Şanlıurfa “Vali”si İzzettin Küçük: “Kobani’ye her ay 120, toplamda da 802 TIR gıda ve yardım malzemesi yaptık”. Ayrıca aynı “vali”, “TIR’la yapılan yardımlara ek olarak 415 yaralıyı (PKK/PYD’li) da Türkiye’ye getirerek tedavi ettirdiklerini” açıkladı. – 12 Ekim 2014… Milliyet gazetesine konuşan Ahmet Davutoğlu: “Biz satranç oynamayı bilen insanlarız. Selahattin Demirtaş’a “Bak” dedim “Yarın bizden Kobani’ye yardım isteyemezsiniz, eğer tezkereye hayır derseniz.” Aynı gün Salih Müslim’i Türkiye’ye getiriyoruz. Bakın kaç jest arka arkaya. Bir anlamda “meşru görüyorum seni” diyoruz” – 14 Ekim 2014… “462 PYD’li Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi edildi. Tedavi edilenler arasında PKK’nın Diyarbakır sorumlusu Sofi kod adlı Selahattin Dilek de var.” – 22 Ekim 2014… Tayyip Erdoğan, Peşmergelerin çıkarılan Tezkere ile Ayn El Arab’a, yani Kobani’ye geçişiyle ilgili olarak, “Sayın Obama’yla yaptığımız telefon görüşmesinde kendilerine bu teklifi zaten ben yapmıştım” dedi… IŞİD’e karşı yeterince savaşılmadığını dile getiren Erdoğan, şunları da söyledi: “C-130’lardan attıkları o silahlar belki bir kısmı PYD’nin eline geçti ama bir kısmı da IŞİD’in eline geçti. Adamlar (IŞİD’i kastediyor) günlerdir kendi sitelerinden yayınlarını yapıyorlar. Bütün o sandıkların hepsini açarak gösteriyorlar. Şimdi kime burada nasıl destek verildiği açık net ortaya çıkıyor. Bir kısmı onların eline gitti demek doğru bir şey mi? Böyle bir yorum olamaz. Çok daha akılcı ve netice alıcı yol varken böyle biz dostlar alışverişte görsün mantığıyla böyle bir hareket yapılamaz.” – 23 Ekim 2014… AKP Hükümeti, meclis’ten çıkardığı tezkereyi esas alarak, Ayn-el Arab’ta (Kobani) mağlubiyet yaşayan PYD’ye yardım etmeleri için, Irak’ın Kuzeyi’nde yuvalanan Peşmerge’nin topraklarımızdan geçirerek, bir başka komşu ülke olan Suriye’ye geçmelerini sağladı. – 24 Ekim 2014… PYD elebaşı Salih Müslim “CNN Türk” ekranlarında Şirin Payzın’a konuştu. ‘Kaç Peşmerge talebiniz var?’ sorusuna “Sayı olarak zaten ne kadar isterseniz Peşmerge gönderebiliriz dendi.” Cevabını veren Müslim, Tayyip Erdoğan’ın “Bizim için PKK da PYD de birdir” sözlerine şaşırdığını belirterek şunları ifâde etti: “Evinin içinde görüşüyoruz. En büyük yetkililerle. İkinci gün arkamızdan bunlar da teröristtir falan. Sayın Erdoğan da biliyor. Diğer yetkililer de biliyor. Biz hiçbir zaman ne terörist olmadık. IŞİD ile en fazla savaşan biziz. Kendisi bir açıklık getirsin. Ne kadar bizi destekliyor… Duruşuna bir açıklık getirsin” diye konuştu. – 5 Kasım 2014… Suruç “Kaymakam”ı Abdullah Çiftçi: “Savaşın başladığı günden bu yana savaşta yaralanan 974 YPG’li Türkiye’ye getirilerek tedavi edildi.” – 19 Kasım 2014… Fikret Bila’ya röportaj veren Davutoğlu, zor durumda kalan PYD’nin düşmanı olan IŞİD’a karşı aldıkları tavrı dile getirerek, “7000 IŞİD militanını engelledik” dedi. – 25 Ocak 2015… “Başbakan” Ahmet Davutoğlu Diyarbakır İl Kongre salonunda partidaşlarının Kürtçe olarak açtıkları “Çözümün kalbi Diyarbakır’a hoşgeldiniz” pankartının altında şunları söyledi: “KOBANİ’YE BURADAN SELAM OLSUN! KOBANİ’DEKİ KARDEŞLERİMİN ALNINDAN ÖPÜYORUM!” Konuşmasında “Kobani bize tarihin emanetidir” diyen Davutoğlu’nun, ezelden beri Ayn-el Arab olan Arab şehrin adını “tarihin emaneti” olarak “Kobani” diye isimlendirmesi ve “Kürt şehri” olarak ilan etmesi dikkat çekti. – 29 Temmuz 2015… Olağanüstü toplanan TBMM Genel Kurulu’nda konuşan AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın: “Kobani düşmediyse Türkiye sınırları açtığı için düşmedi!” – 7 Mayıs 2015… Ahmet Davutoğlu: “KOBANİ’DE DÖKÜLEN KÜRT KANI, BENİM KANIM!” – 7 Mayıs 2015… Kobani’de PKK’ya desteğe giden “3. Peşmerge Birliği komutanı” Muslih Zebari: AKP Hükümeti Kobani’de savaşan peşmerge gruplarına 630 bin dolar değerinde 4 kamyon silah ve mühimmat yardımı yaptı! – 10 Mayıs 2015… Çapulcu Mesud Barzani “Türkiye’nin yardımı olmasaydı Kobani’nin alınması mümkün olmazdı.” – 13 Mayıs 2015… Genelkurmay İstihbarat eski Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriye’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.” – 13 Mayıs 2015… Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz: “Gerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gerek peşmerge, her ikisini de öneren Türkiye olmuştur. Türkiye olmasaydı hiç şüpheniz olmasın Kobani düşerdi.” – 14 Mayıs 2015… “Cumhurbaşkanı” Tayyip Erdoğan, “Gerek ÖSO’nun gerek Peşmerge’nin Kobani’ye girmesine biz müsaade ettik. Ey HDP sen kimsin ya! Çünkü Kobani’de DAEŞ’e gerekli dersin verilmesi gerekiyordu!” dedi. – 20 Haziran 2015… PYD elebaşı Salih Müslim, İstanbul aktarmalı olarak Ankara’ya geldi. Kırmızı halılarla karşılanarak AKP Hükümeti yetkilileri ile görüşen Müslim, “Türkiye’nin lojistik koridorunu kapatması durumunda PYD’nin ciddi sıkıntılar yaşayabileceği” ifade etti ve destek sözü aldı. Türkiye’de bütün imkânlar önüne serilen Müslim, ayrıca Batılı ve Kürtçü haber kanallarına röportajlar verdi. – 19 Ağustos 2015… Davutoğlu’nun destek mesajlarına ve 1,5 yıldır fiîli takviyelerine rağmen PYD/PKK elebaşı Salih Müslim, “Türkmenlere takviye yaptığı” iddiasıyla şunları söyledi: “Türkiye bunları neden getirmiş nereden takviye etmiş. Tabii biz bunun cevabını biliyoruz, bunun için de açıkça ifade ettik, eğer Türkiye bizimle bir savaşa girmek istemiyorsa bunları çeksin, dedik. Türkiye’ye bağlı bir gücün orada bulunmasını işgal sayarız. Nasıl ki işgalci güçlere ve DAİŞ’a karşı savaştıysak onlara karşı da öyle savaşacağız!” – 29 Eylül 2015… ABD’de bulunan Davutoğlu, Barzani’nin haber sitesi Rudaw’a konuştu: PYD, muhalefete destek olursa, her türlü kazanımlarını (Kürtçü Koridor) destekleriz!” – 14 Ekim 2015… Davutoğlu: “PYD’yi vururuz.” – 15 Ekim 2015… ABD Sözcüsü: “PYD’yi desteklemeye devam edeceğiz.” – Ve bugün… 15 Ekim 2015… Amerika’nın “Arap işbirlikçilerimize verdik” dediği 50 ton silahların akıbeti belli oldu. PYD Elebaşı Salih Müslüm: 50 Tonluk silah yardımını teslim aldık. Dikkatinizi çekeriz: Bu haberleri Hükümeti destekleyen yayınlardan derledik… Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Osman Zor’un senelerdir söylediği gibi; “Tarihte insan zekâsına bu kadar hakaret edildiği bir dönem daha yoktur.” İnsanımıza “aptal” muamelesi yapılırcasına, onbilerce silah, tonlarca gıda, hastane, yurtdışından ve içeriden gelen her Kürtçü’yü sınırdan Ayn-el Arab’a (Kobani) yardıma gönderme, kırmızı halılarla karşılama ve yurdışına çıkışlarını sağlama, “düşman IŞİD”a göz açtırmayıp sürekli operasyonlar yapma ve saire şeklinde resmi açıklamalarla ortaya koydukları desteği vermemiş gibi, “PYD’yi vurmak”tan bahsetmenin ikiyüzlülüğü ortada. “PYD Türkiye sınırına sızarsa vururuz” diyen Davutoğlu, PYD-PKK-Peşmerge için Tezkere çıkartarak “sızma”yı bizzat kendilerinin başında bulunduğu hükümetin sağladığını Milletin bilmediğini mi zannediyor? “PYD Türkiye sınırına sızarsa vururuz”muş… PYD Türkiye’nin içinde zaten! “Kobani”ye yardım için, sınırın bu tarafında tüneller açıp 80 bin silah sevkiyatı yapıldığı ve Kürt Şövenistlerin büyük kısmının da AKP Hükümetinin kontrolündeki bu tünellerle giriş-çıkış yaptığı da unutulmamalı… Söz konusu silahların Amerika tarafından mı gönderildiği, yoksa bizzat Hükümet tarafından mı temin edildiği de şu ân için cevabı olmayan sorular. Tıpkı Özal’ın Irak’ı içeriden düşman işgaline açan vatan hainleri Barzani ve Talabani’ye kırmızı pasaportlar verip, sonra “kırmızı çizgi” edebiyatı yapması gibi, AKP Hükümeti de, “Süleyman Şah Türbesi’ni alıp getirince” kırmızı çizgi edebiyatını da bırakıp, şimdi, HER TÜRLÜ yardımda bulunduğu PYD-PKK’yı vuracağını iddia ediyor. “PYD’yi de vururuz”muş… Vur o zaman! Geçtiğimiz hafta “OCAK KIZIŞTI”: KÜÇÜK AMERİKA DÜZENİ – TELEGRAM DÜZENİ’NİN ÖLDÜĞÜNÜ KABUL ET VE ONA GÖRE DAVRAN! başlığı altında ifâde ettiklerimiz aynen geçerliliğini dayatmaktadır: Kandil’de terörist olanı imhâ etmek yetmez. Kuvvetlendirdiğin Barzani, samimyetsizliğini ele verir! Kandil’deki terörist, Suriye’ye gelince neden müttefik oluyor? “PYD, PKK’dır” demek de yetmez. Madem o da PKK, aynı muameleye tâbi tut! Amerika izin vermiyorsa eğer, tarihte bir eşine daha rastlanmayan bu eli kanlı Terör Örgütü’ne Allah’ın Kudret’i ve Gücü, milletin ve silahlı kuvvetlerin desteğiyle, 72 saat içerisinde İncirliği terk etmesini söyle. O zaman, Silahlı Kuvvetler ile birlikte bütün Millet’in, adetâ, İstanbul’u Fethetmeye çıkmış Fatih’in, İttihâdı İslâm Davasını kafasına koymuş Yavuz’un orduları gibi arkanda saf tutmuş bulacaksın…