“ANTİ-EMPERYALİST” NURİ EL-MALİKİ’NİN HAYAT HİKÂYESİ

“ANTİ-EMPERYALİST”  NURİ EL-MALİKİ’NİN HAYAT HİKÂYESİ

 

ABD’nin, 2003 Irak işgalinden sonra yıldızı parlayan, 2006 yılından itibaren Irak Başbakan’ı olan Nuri El-Maliki.

Suriye’de yaşadığı yıllarda, Seyyide Zeynep sokaklarında kaçak ve hediyelik eşya satıp, Suriye dışına çıkmak isteyenlere para karşılığı sahte pasaport temin eden Maliki.

Şimdilerde oğlu Muhammed el- Maliki’nin, Londra sokaklarında Ferrari’siyle tur atıp kadınlara sarkıntılık ettiği, yine damadı Raid Ali’nin hayat kadınlarıyla görüntülerinin basına yansıdığı Maliki.

Peki,  Irak Milli Direnişi’nin yıldırım hızıyla, başta Musul olmak üzere pek çok eyaleti ele geçirmesi neticesinde,  koltuğu sallanan Nuri El- Maliki kimdir?

Tam İsmi: Nuri Kamil Muhammed Hasan Ebul Mehasinul Ali el Maliki

Meşhur İsmi: Cevad el Maliki

Künyesi: Ebu Esra (Dava Partisinde kullandığı isim)

Maliki 1950 yılında Babil eyaletinin El-Hindiyye kazasına bağlı Cenace köyünde doğdu.

Bağdat’ta  Arap dili ve edebiyatı  eğitimi aldı, sonra Erbil Selahaddin üniversitesinde

Yüksek lisans yaptı. Daha sonra Ramadi şehrinde öğretmenlik ve Hille şehrinde eğitim müdürlüğünde görev aldı.

 

Şii Dava Partisi ve Maliki

Şiî Dava partisi, 1960’ların sonuna doğru kuruldu. Dava partisi Irak’ta Şiî mezhebi temelinde bir yönetim kurmak amacıyla Irak yönetimi aleyhinde suikast girişimleri ve bombalı saldırılar şeklinde illegal faaliyetler yürütüyordu.  Maliki öğrencilik yıllarında Dava partisine katıldı ve bu faaliyetleri neticesinde 1979 yılında takibattan kurtulmak için devlet dairesindeki görevini bırakarak İran’a kaçtı. İran’da Dava partisinin “Şehit Sadr Alayı” isimli silahlı kanadının sorumluluğunu üstlendi.

İran’da şah rejiminin devrilmesinden sonra İran, Irak’ın istikrarsızlaştırılması için, Irak yönetimine muhalif tüm grupların toplandığı bir üs haline gelmişti. İşte Maliki’de İran devrim muhafızlarının gözetiminde, Ahvaz şehrinde bulunan Ramazan adlı askeri üsse bağlı Ğayur adlı ana kampta konuşlanmıştı.

Maliki İran-Irak savaşı sırasında milis güçleriyle kendi “anavatanı”Irak topraklarına saldırılar gerçekleştiriyordu. Maliki’nin silahlı grubu için ihtiyaç duyduğu her türlü silah,cephane ve lojistiği İran devrim muhafızları tarafından tedarik ediliyordu.  İran’da bulunduğu yıllarda İran istihbaratıyla oldukça girift ve samimi ilişkiler geliştiren Maliki, İran-Irak savaşının sonuna doğru 1987 yılında, şii Dava partisinin Suriye örgütlenmesini oluşturmak için Suriye’ye geçti. Sıkı ilişki içinde olduğu İran istihbaratıyla irtibatını burada devam ettiren Maliki, İran’ın sınırları dışındaki eylemlerden sorumlu olan, Kudüs güçleri ile ilişkiye geçti.

 

Maliki Şii Emel Örgütüyle FKÖ’ye Karşı

Maliki Suriye’de iken, Lübnan topraklarında bulunan FKÖ ve Filistin mülteci kamplarına karşı saldırılarda bulunan Şii Emel örgütüyle işbirliği yaptı. Nasıl olur demeyin! Bu durumu anlamak için İran’ın ve Suriye’nin Filistin politikasına bir göz atmak gerekir.

İsrail’in Filistin topraklarını işgaliyle birlikte, Lübnan’a gelen Filistinli mülteciler ve “ Kara Eylül” olarak bilinen,( Filistinli savaşçıların Ürdün’den çıkarılması) ve Lübnan’a gelmesiyle güç dengeleri değişmişti. Lübnan’ı arka bahçesi olarak gören Suriye, kendi kontrolü dışında olan FKÖ’ ye karşı, başkanlığını Nebih Berri’nin yaptığı Şiî Emel örgütünü destekliyordu. Bugünkü Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın da o tarihlerde Emel örgütünün Bekaa sorumlusu olduğunu hatırlatalım. Daha sonraları, Emel örgütünün tamamen Suriye kontrolüne girmesinden rahatsız olan bir grubun Emel’den ayrılması ve İran’dan gönderilen bin kadar devrim muhafızıyla birlikte Lübnan Hizbullahı’nı kurmasını bir not olarak ekleyelim.

İran’ın Lübnan politikası, bu ülkede yaşayan şii nüfus üzerinden ülkede etkin olmak ve İsrail’e komşu olması hasebiyle, İsrail karşıtlığı üzerinden, mezhebî açıdan dezavantajlı durumunu  avantaja çevirmekti. Ayrıca, İran’ın tarihî olarak Akdeniz’e ulaşma stratejik hedefini unutmayalım.

Bu çerçevede, FKÖ’nün Lübnan’daki varlığı ve etkisi, hem Suriye hem de İran’ın çıkarlarıyla çatışıyordu.

Maliki’ye dönecek olursak;  Maliki Lübnan’da,  şii Emel örgütüne bağlı Uşşakul  Hüseyin ( Hüseyin Aşıkları) adlı grubun içindeki Irak’lılardan oluşan Haydar Tugay’ı  adlı gruba başkanlık ediyordu.

Bu grup, FKÖ’nün lider kadrosunu tasfiye etmek ve katletmekle sorumluydu.  İçlerinde albay rütbesi olanlar da dâhil elliden fazla Filistinli subayı öldürdü. Suikastlara bizzat Maliki de katılıyordu.Muhayyemat (Mülteci Kampları) savaşı boyunca mezkur Haydar Tugay’ı, Filistin mülteci kamplarını kuşatarak toplu katliamlara girişti. Bu katliamlarda, şii Emel örgütü ve Maliki’nin başını çektiği Haydar Tugayı’nın, bir şii pragmatizmi içinde, hristiyan Falanjist gruplarla ittifak içinde olduğunu belirtmek gerekir.

Burada,  Irak lideri Saddam Hüseyin’in,  Maliki ve adamlarının katliama tabi tuttuğu Filistinliler için, Yaser Arafat’la istişare ettikten sonra, içi silah yiyecek ve ilaçla dolu bir gemiyi,  Filistinlilere ulaştırarak, cephe meydanındaki dengeyi değiştirdiğini ve binlerce Filistinlinin toplu soykırıma uğramasını önlediğini belirtmek, Filistin meselesinde, Maliki pragmatizmiyle Saddam idealizmi arasındaki farkın görülmesi açısından önemlidir.

 

Irak İşgali ve Sonrasında Maliki

Maliki Suriye’de iken 1998 yılında yaptığı bir konuşmada “ İmam Humeyni İslâm’ı esaretten kurtardı, ona yeni bir ruh kazandırdı” diyordu. Yine Maliki 11 Ocak 2002’de, İran’ın Irak masası temsilcisi Rıza Seyfellahi ile Şam’da bir araya gelerek Irak’ı ve şii Dava partisinin geleceğini konuşuyorlardı.

2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi ile birlikte, İran, onun Irak’taki uzantıları olan şii grupların liderleri ve  Maliki Irak’a döndü. Irak’ın işgalini “anlamlı” bir sessizlikle seyreden Maliki ve partisi işgal yönetimi ile görüşmelere başladı.

ABD’nin Irak’a tayin ettiği işgal valisi Paul Bremer, Maliki’yi Baassızlaştırma (Baas Partisi yöneticilerini ve idarecilerini halletme) 

Heyeti Başkan Yardımcısı olarak tayin etti. Maliki, Baas dönemindeki asker ve memur olan on binlerce insanın görevinden uzaklaştırılması kararını verdi. Bunun arkasında, Baas kadrolarının İran’ın Irak’ın içişlerine karışmasına şiddetle karşı olmaları ve tabiî ki Sünni olmaları vardı.

Maliki daha sonra işgal yönetiminde yapılan ilk seçimlerde, İtilaf listesinden milletvekili seçildi.   İbrahim Caferi başkanlığındaki geçici hükümette 30 Ocak 2005 tarihinde meclisteki güvenlik komisyonu başkanı olarak seçildi. Bu komisyon terörle mücadele kanunu adlı iki önemli adım attı. Bu kanuna dayanarak Irak’taki İran rejim muhaliflerini bastırmaya ve tasfiyeye başladı.

Buna ek olarak, Nuri Maliki Dava Partisi’nin güvenlik kısmından sorumlu olup bu birimin yürüttüğü terör eylemlerini yönetmekteydi. Başbakanlığa gelmeden önce kendisi, partiye bağlı suikast tugayının sorumluluğunu yapmaktaydı. Unutulmamalıdır ki partinin silahlı kanadı “Mecmuatil Se’r – İntikam Tugayı” olarak adlandırılmaktaydı. Bu tugay muhalifleri ve doğal olarak Sünnileri öldürmekteydi.

 

 

Irak  Başbakanı  Maliki

2006 yılında Başbakanlığa gelen Maliki, “İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Kuvvetleri” lideri olan, Bağdat’taki İran büyükelçisi Kazimi Kummi ile sıkı ilişkilerini sürdürdü. Bu görüşmeler neticesinde İran istihbaratı, daha çok eski Irak ordusundaki komutanları, pilotları ve Baas Partisi liderlerini intikam amacıyla öldürttü . Maliki bu duruma seyirci kalmakla yetinmiyor üstüne,  Bedir Tugayları gibi şii terörist milis örgütlere, işgal karşıtı, sünni kökenli binlerce cami imamını, hatibini, vaizi ve din adamını katlettiriyordu.

Bunların başında Türkiye kamuoyunda çok iyi tanınan Prof. Dr. İsam el Ravi de yer almaktaydı. Şehit el Ravi’nin başını çektiği Iraklı Akademisyenler Birliği’ne göre işgalin ilk üç yılında 350’nin üzerinde ve neredeyse tamamı sünni kökenli olan bilim adamı, ve önde gelen şahsiyet öldürülmüştü.

Hepsinden daha önemlisi,  İran’ın, Irak savaşında uğradığı mali kayıpları tazmin etmek gibi  bir derdi olan “Irak Başbakanı” Maliki, Irak’ın paralarını yasadışı yollardan İran’a transfer etmiştir.

Son olarak; İran’ın dini lideri Hamaney’in direktifleri doğrultusunda, İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmesi için İran’a kaçırılan Iraklı bilim adamları meselesi.

Savunma endüstrisi ve nükleer araştırma konusunda uzman Iraklı bilim adamlarının, İran zindanlarında tutularak İran istihbaratı tarafından ya idam edileceksiniz, ya da İran savunma sanayisi ile nükleer programı için çalışacaksınız diye İran’da esir edilmelerine neden olan bir İran pardon Irak! Başbakanından bahsediyoruz.

İran’ın Bağdat’daki Tedirgin Başbakanı Maliki

Tarihçe-i hayatını yukarıda özetlemeye çalıştığımız Nuri el-Maliki, şu an İran adına Irak’a ve Iraklılara karşı yaptığı ihanetlerin faturasının, Bağdat kapılarına dayanan Irak Milli Cephesi tarafından önüne koyulacağı günün tedirginliği içinde bekliyor. Bu bekleyiş içinde, kendisi için vatanına ihanet ettiği İran’dan ve yerli hainlerden gönüllüler toplama derdinde.

Maliki’de anlayacak ki: “Allah hainlerin hilelerini başarıya ulaştırmaz”

 

Murat USTA

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: