OSMANLI’DA GAYRI MÜSLİMLER -3-

OSMANLI’DA GAYRI MÜSLİMLER -3-

-Musevi, Karai, Sabetay gibi alt mezhebleriyle Yahudiler;

-Ortadoks, Katolik, Protestan, Gregoryen, Süryani, Ermeni, Rum, Sırp, Bulgar vs alt çeşitleriyle Hıristiyanlar;

-Nuseyri, Dürzi, Yezdi, ve esasen Ehli Sünnet cihetinden batıl-küfür yolda yani zındıka sayılan ama çeşitli zaman ve zeminlerde çeşitli hile ve takiyyelerle zaman zaman varlık gösterebilen Safevi ve Şia taifesi…

Hiç birisinin de ne bir soy kırım ne bir mazeretsiz-keyfi sürgün ve ne de belirgin veya toplu bir gadru zulüm görmeden asrımıza dek İslam-Osmanlı coğrafyasında dini ve etnik varlıklarını muhafaza edebilerek gelmeleri bile açıkça Osmanlı adalet ve merhametinin göstergesidir. (51)

Oysa bu günde; Suriye’de Nuseyri Şii; Yemen ve Irak ve İran’da Caferi Şii; Rusya ve Balkanlar ve Kafkaslar’da Ortadoks Hıristiyan; Filistin’de Siyonist Yahudi; Hindistan, Keşmir, Myanmar, Patani gibi memleketlerde Budist ve Hindu; Şarki Türkistan’da Kızıl Çin; ve Turan, Kafklas, Kırım ve Balkan memleketlerinde evvelki asır boyunca Kızıl Sovyet Rus; ve bu günde bir çok Afrika memleketlerinde Haçlı ve Yerel din mensuplarının ‘Müslümanlar’a olan zulümleri aşikardır!… Ve adeta mütevatir kere mütevatirdir!… (52)

Şu notu da eklemek gerek; Osmanlı Gaza Devleti; ilk iki asrında sürekli olarak münafıklığı tescilli ‘Karamanlı‘ ihanetine; sonraki tüm asırları boyunca ‘Rafızi Safevi’ ihanetlerine; ve en son iki asrında da ‘Vahabi Suudiler‘in ihanetlerine hedef olmuştur. Her ne kadar da devletimiz her seferinde bu hain ve zındıkların hakkından gelmişse de, buralarda harcanan kuvvet batıda ve kuzeyde ve sair hudut ve cephelerde karada ve deryada asli kafirlere karşı harcansa idi devlet Avusturya ve Rusya ve Avrupalı karşısında zaafa düşmez, kayıpları olmaz ve hatta daha nice yerleri fethe devam ederdi, veya en azından eldeki o muhteşem harita muhafaza edilebilirdi, Allahu A’lem. Lakin bu üç unsurun tarihi ihanet ve irtidatları asla ve asla unutulmayacaktır… Aynen yukarıda bahsettiğimiz azınlıkların ihanetlerindeki gibi… (53)

Ayrıca, şunu da belirtmeden bu bahsi geçmemek lazım. Son demde Hilafet’in başını yiyen veya son ve öldürücü darbeyi vuran unsurlar şunlar olmuştur; ‘haricen’ yedi düvel ile aynı anda harb eden devlet, ‘dahilde’ ise Suudi ihaneti ile tüm güney memleketlerini kaybederek ve merkezde Sabetay kadroların çeşitli şekillerde ortaya koyduğu sinsi plan ve hilelerle ve bahsettiğimiz sair azınlıkların isyan ve hileleri ile, ve dahi ‘her kemalin bir zevali vardır’ hakikati iktizasınca; vaktiyle şanla şerefle kurulduğu gibi yine gaza ile cihad ile şanla şerefle tarih sahnesinden çekilip gitmiştir… (54)

Can ve Mal Dokunulmazlığına dair: Zımminin can ve mal emniyetini söyleyen Ehli Sünnet Uleması, buna binaen onu katletme veya malını çalmayı da haram olduğunda müttefiktir. Ve bundan dolayı, zımminin malını çalan hırsıza had uygulanacağını da ittifakla kabul ederler, ama zımmiyi katledene verilecek cezada ihtilaf etmişlerdir. Zımmiyi kasten nefretle bile isteye öldüren kişi müslüman ise eğer; cumhura göre diyete, bazı alimlere göre ise malı için pusu plan vs kurarak öldürmüşse kısasa, ve diğer durumlarda diyete, bazı alimlere göre ise doğrudan kısasa hükmedilir. Bazı alimler de bazı istidlal ile zımmiyi hataen öldüren müslümana herhangi bir ceza verilemeyeceğini, ve kasten öldürmede de ta’zir cezası verileceğini söylemişlerdir. Benzer yaklaşımlar yaralamalarda da geçerlidir. Bazı alimlere göre zımminin diyeti tam diyet iken; diğerleri ise zımminin ehli kitab olup olmamasına göre farklı oranlar tesbit etmişlerdir. Ehli Kitab olan zımminin diyeti müslümanın diyetinin yarısı, veya üçte biri gibi farklı görüşler vardır. Zımmi kadının diyeti ise her mezhebde erkekler için öngörülenin yarısı kadardır… (55) Osmanlı’da da bu fıkha riayet edilmiştir.

Aile tarihimizde anlatılagelen harp ve seferberlik hatıralarından birisini çok ibretlik olduğu için nakletmeden geçmeyeceğim; Baba dedemiz Yozgatlı Gazi Ali Hoca, askerde bölük emini olarak ve muharip surette evvela Hicaz’da İngilizler’le ve Hain Bedeviler’le savaşmış; sonra Sina-Filistin Kanal operasyonları ve sonra da şarkta Ermeni harbinde savaşlara iştirak etmiş ve on yılı askerlikte geçmiştir. Muharip Ermeniler’le Taşnaklar’la savaşmıştır. Hanımı Bayburt’lu Kadıkızı Mecbure ninemiz ise 1915 Ermeni tehcirinde şöyle bir hadise yaşamıştır; malum İttihatçılar tehcir kararı almıştır. Bayburt’ta da bu uygulanır. Bir sabah uyanırlar ki Ermeni komşular çoluk çocuk toptan sürgün edilmiş, kendi halindeki Ermeni avam ve esnafının böylece sürülmesine halk bir anlam vermez açıkçası; dip ninemiz Mecbure hanım derhal, evvelce borçlandığı Ermeni bir esnafı sorar ama bulamaz (bakkal olması lazımdı) , kafile halinde şehirden tasfiye edilmişlerdir. Borcunu vermek için peşlerinden ta şehrin dışına tarlalara bostanlara kadar koşar fakat yetişememiştir. Torunu olan pederimiz der ki, 1960’larda vefat eden ninem senelerce bu hakkı hukuku unutmamıştır ve zaman zaman hatırladıkça şöyle yakınırdı: “Ermeni uşağına beş para borcum var, ahirette karşıma çıkacak bu hak”… İşte İslam Ümmeti’nin zımmilerle olan münasebeti bu şekilde idi. Ermeniler’in müslümanlara olan muamelesini ise Bayburt, Erzurum, Kars, Van ve sair beldelerdeki toplu müslüman mezarlarında görmekteyiz… Aynı farkı Rus, Çin, Avrupalı, Afrikalı ve sair tüm kefere ile olan münasebetlerimizde de görmek mümkün… Bütün bunlar yine aynı hakikate getiriyor bizi: “bir arada” yaşam dedikleri bir şey ancak belli şartlarla ve İslam Devleti’nin çatısı-garantörlüğü altında, onun fıkhı emanı altında vuku bulabilir. Kafirlerin iktidarında ise müslümanlara ancak ya zorla dinden döndürülme ya da zulmetme görülmektedir… Bakarsak dikkatlice, bahsettikleri Ermeni sürgününde ve sürgün sırasında bazı saldırılara uğramalarında bile yine bir başka kafir taife olan Yahudi-Sabetay İttihatçıların imzası vardır! Vaktiyle Ermeniler’i kışkırtıp ve Müslümanlar’ın Türk ve Kürtler’in üstüne salan İngiltere ve Rusya kafiri, ve Ermeniler’i sürdürten ve yollarda telefatlara sebebiyet verdirten de yine bir başka kefere taifesi olan Yahudi-Sabetay kadrolar!… Küfür nerede gaddarlık sadistlik alçaklık fitne fesad orada! İslam nerede, merhamet adalet fütüvvet mertlik orada!’…

Demokrasi ve Laiklik denen en tehlikeli tuğyan modelleri veya “dinsizlik ve kemiksizlik dini” ise, bir çok cihetten daha da küfür dolu ve mantıksızdır, ve sadece bazı kesimlere karşı birer oyalama ve aldatmacadır. Ancak ve ancak Şeriat-Hilafet devleti çatısı altında insanlar bir arada-komşu olup yaşayabilir. Evvela bu Müslümanın akidesinin gereğidir, yani her Müslüman İslam Şeriatı ile hükmedilmesini ona göre hayat sürmeyi ister, bunu istemeyen talep etmeyen zaten kafirdir; hem de Tarih bunu tasdik etmektedir, bu, yani farklı din mensuplarının belli hak ve sorumluluklara sahip olarak aynı memlekette huzur içinde yaşayabilmesi; sadece İslâm devletinde tecrübe edilebilmiş bir vakıadır…

Allahu Teala Kitabı’nda, Müminlerin Arz’da iktidar olduklarında ıslah ettiğini, kafirlerin iktidar olmasında ise harsı ve nesli yani ekini de nesli de, ademi de alemi de ifsad ettiklerini haber vermiştir. (56) Ki, hususan Hilafet’in yıkılıp Ümmet’in dağıldığı bu 20. asırda, Laiklik asrında bu ifsadı çok daha net ve tecrübi olarak görmekteyiz.

İkamet ve Seyahat Hürriyetine dair: Zımmiler müslümanların mukaddes ve haram bölgeleri diye bilinen kutsal bölgelerine giremezler, ve bazen de herhangi başka bir beldeye de güvenlik gibi gerekçelerle sokulmayabilirler. Bunların dışında, genel olarak İslâm memleketlerinde istedikleri yere seyahat edebilirler. Fakat Hicaz bölgesinde uzun süreli ikamet veya seyahatleri uygun bulunmamıştır çoğu alimce. Hatta, çeşitli sünni mezheblerden bir çok alime göre, Hicaz’a kısa süreliğine dahi giremezler. Bazı mezheb uleması da, üç günü geçmemek kaydıyla Mekke’de bulunabileceklerini söylemişlerdir. (57) Osmanlı’da da bu kaideler icra olunagelmiştir. Mesela, tüccar zımmiler veya müste’menler Hicaz haricinde diledikleri yere seyahat ve alışveriş yapabilmişlerdir. Keza bir gayrı müslim başka bir şehre taşınabilmiştir. Elbette gittiği beldemizde de yine kendi taifesi zümresi ile mukim olmuştur. Filistin’de Kudüs’de Yahudiler de Hıristiyanlar da kutsal mabedlerini serbestçe ziyaret ve ibadet yapabilmiş, kendi hacılık anlayışlarını icra edegelmişlerdir.

Kamu Hizmetlerinden Faydalanma, ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik hakları bahsi: Zımmiler, eğitim, ulaşım, haberleşme, temizlik, sulama, mahkemede hak arama dava açma vs gibi umumi müşterek hacetlerin giderilmesi maksadıyla devlet veya diğer kamu şahsı manevilerinden yani tüzel kişilerden verilen hizmetlerden faydalanma haklarına sahiptirler. Dini bazı tedbirler hassasiyetler ve kamu düzenini sağlamak maksatlı alınan tedbirler saklı kalmak şartıyla, zımmiler herhangi bir sınırlama olmaksızın iş, sanat ve ticaret hayatında hürce faaliyet gösterebilirler. hatta az ve şaz kalan bazı alimlerin itirazına rağmen cumhur ulema, İslâm tarafından yasaklanan nesne ve işlemlerin dinlerince tasvip edilmesi ve kendi aralarında olması kalması kaydıyla zımmilere mübah olabileceğini söylemişlerdir. İçki ve meyhane veya musiki vs buna misal teşkil edebilir belki. Dilimizdeki ‘Agop’un veya ‘Kirkor’un domuzu veya meyhanesi, ‘Dingo’nun -domuz- ahırı gibi deyimlerin de menşei azınlık meyhane ve domuz ahırlarıdır. ‘Zımmi, yaşlı olup çalışamaz hale gelir, veya herhangi bir kaza geçirir veya zengin iken yoksullaşır da dindaşları kendisine sadaka vermeye başlarlarsa o kimse İslam memleketinde oturduğu müddetçe vergiden muaf tutulacak ve geçimi devlet hazinesinden sağlanacaktır’ diyerek zımmilere bir tür sosyal güvence taahhüd edilmesi ta Asrı Saadet’ten beri mevcuttur. (58)

Siyasal Haklar bahsi: Müslümanlara göre Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek, ve tağutları ve uydurma hükümlerini tekfir etmek ve onlardan sakınmak temel iman meselesi olduğu için; gayrı müslimlerin ulul emir ve de İslâm alimi olması düşünülemez bile. Yani, devlet başkanlığı  konusunda ne seçme ne de seçilme hakları mümkün değildir. Aynı şekilde vali, ordu kumandanı emiri, ve kadı ve müfti ve molla müderris vs de olmaları mümkün değildir. Bu türden dini veya askeri veya üst derecede kamu görevine getirilmeleri ya da gelenleri seçmeleri mümkün değildir. Bu umumi kaide ile beraber; diğer bir kısım kamu hizmetlerinde çalışabileceklerine dair cumhurun görüşü mevcuttur. Müminin velayetini kafire veremeyeceğine dair ayet ve hadislerden dolayı asla üst düzey vazifeye gelmeleri veya seçim haklarının olması caiz ve mümkün görülmemiştir. Lakin bazı alimler, bu ayetlerde ve hadislerdeki kastedilenlerin düşmanlık yapan kafirler olduğu gerekçesi ile, alt tabakadaki bazı kamu hizmetlerinde zımmilerin çalışabileceğini beyan etmişlerdir. Bazı alimler de, vezirleri, tam yetkili ‘tefviz’ ve sadece uygulamaya işleyişe yönelik yetkisi olan ‘tenfiz’ şeklinde ikiye ayırmışlar ve uygulamaya yönelik olan türden vezarette ve sadece ihtiyaç olursa o durumlarda vazife verilebileceğini söylemişlerdir. Abbasi’de de görülmüştür. Ki, bu mânâda tarihte zaman zaman alt vazifeler veya yetkisi sınırlı bazı üst mevkide görev alan zımmiler var olmuştur. (59) Ayrıca tımar verilen zımmilerin voynuk, martolos, eflak örneklerinde gördüğümüz üzere savaşlara iştirak ettikleri de bilinmektedir. (60)

Yargı ve Hukuk Özerkliğine dair: Ayetteki ‘Eğer sana gelirlerse ister onlar hakkında karar verirsin, ister kendi hallerine bırakırsın…’ (61) sözü ve alakalı sair ayet ve hadislerdeki emir ve tavsiyelere binaen denilmiştir ki, zımmilerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda İslâm devleti müdahale etmekte yargılayıp yargılamamakta muhayyerdir. İster davayı kabul eder ve adaletle hüküm verir Şeriat’a göre, ister kendi hallerine bırakır. Bunlara binaen, İslam alimlerinin cumhuru, şahıs, aile, miras, ve borçlar gibi; dini inançla yakın ilgisi olan özel hukuk alanıyla, bazı ceza hukuku meselelerinde gayrı müslimlerin hukuk ve yargılama özerkliğinin olduğu görüşündedirler… Lakin şu farkla, bazı mezhebler alimleri, kendi iç mahkemesine değil de şeriat mahkemesine başvuran gayrı müslimlerin davasına bakmak vücubiyetini, bazıları da muhayyer olunacağını savunmuşlardır. Eğer davada taraflardan birisi müslüman ise, veya meselenin içtimai bir ciheti varsa, veya dinlerini ilgilendirmiyorsa; davaya İslâm mahkemesi bakacağı ve şeriat ile hüküm vereceğinde herkes müttefiktir… (62)

Vazife ve Mesuliyetleri bahsi: İslam memleketinin bir ferdi olduğu cihetiyle, zımminin en başta gelen vazifesi; İslam hakimiyetini kabul edip, müslümanların akidelerine amellerine, fıkhına hukukuna, ve ahlak ve örflerine adetlerine hörmet etmek, İslâm cemiyeti tarafından güvenilir bir vatandaş olarak görülmek, devletin milletin düzenine ve umumi ahlaka muğayir bir ahval içinde olmamaktır…

Zımmiler, ibadetleri ve kendi aralarındaki dini menşeli bazı özel hukuk ilişkileri dışında, sair meselelerde daima İslâm hükümlerini benimseyip uygulamak zorundadırlar. Her biri için hususi şartlar bulunan cizye, haraç, öşür gibi vergi görevini yapmak da diğer bir sorumluluktur. Bunlardan ‘Cizye’ ye ‘Baş vergisi’ de denir ve mükellef ve madden müsait her zımmi erkekten alınır. Zira bu zımmet akdinin mecburi bir neticesidir. Cumhur Ulemamız’a göre bu vergiyi vermek zorunda olanlar; akil baliğ olan ve sağlığı yerinde olan ve ödeme gücü bulunan erkeklerdir. Küçükler, kadınlar, akli sıhhati olmayan deli ve hastalar, kör kötürüm vs sakatlar, çalışamayacak derecede yaşlı veya hasta olanlar, yoksullar miskinler ve yine genel görüşe göre gayrı müslimlerin din adamları ruhbanlar bu vergiyi ödemezler. Ülke müdaafaasına fiilen iştirak edenler vs çeşitli şekillerde devlete katkısı-hizmeti olanlar da bu vergiden muaf tutulabiliyor.

Ayrıca, yukarıda da belirttiğimiz üzere; tımar verilen zımmilerin voynuk, martolos, eflak örneklerinde gördüğümüz üzere savaşlara iştirak ettikleri de bilinmektedir.

Toprak vergisi olan ‘Haraç’ ve gümrük ve ticaret vergisi olan ‘Öşür’ Hulafai Raşidiyn devrinden itibaren kurumsallaşmıştır. Ve Fıkıh kitaplarımızda, icab ettiğinde devleti İslâmiyyenin başka vergiler de koyabileceği de yazılıdır. (63)

Kıyafet ve Şeairler bahsi: Zımmiler olsun Müste’men ve Muahidler olsun; Müslümanlar ile eşit olmadıklarının, müslümanlardan aşağı olduklarının belirlenmesi için, ve bazı kimlik karışıklıklarının önlenmesi için, ve emniyet ve hakimiyetin tesisi için; müslümanlarla aynı ‘Kisve’ye bürünemez, aynı tür kıyafet ve takıları giyemez takamazlardı. Ve mühim dini semboller simgeler alametler olan ‘Şeair’ dediğimiz şeyleri teşhir edemezlerdi. Çan çalma, devasa Haç’larla yürüme vs. Mühürlerini arapça kazıyamazlar, müslümanlarca kullanılan lakap ve künyeleri kullanamazlardı. Boyunlarında gayrı müslim olduklarını belli eden kolye takmaları, zünnar kuşanmaları veya belirlenen dini ve mezhebi kıyafetleri giymeleri ve takıları takınmaları gerekmekte idi. Evlerinin damını müslümanlarınkisinden yüksek yapamazlardı. Yolda yürürken, karşılaştıklarında, daha kalabalık olsalar bile karşıdaki müslüman yol önceliği hakkına sahip idi. Gayrı müslim at ve cins deveye binemez. Eğer ve koşumlar süslü olamaz, ve eğer koşum ve üzengileri vs müslümanlardan farklı ve mümkün mertebe sade olmalıdır. Uzun yolculukları bir yana, bilhassa şehir içinde ata asla binemezler. Şayet eşeğe binerse de, müslüman bir taifeye rast geldiğinde inip o kısmı yürüyerek gitmelidir. (64) Ve Halife Sultan’ın eline murdar ellerini temas ettirmeyip hazerdeyse eteklerini seferdeyse atının üzengisini öpmeleri veya huzura kabulde randevu verilmesinin sürekli savsaklanması ve devletin iyi zamanlarında batıda elçimiz olmayıp sadece onların burada elçilik bulundurmaları ve farklı yabancı devletlerin elçilerinin değil saraydan herhangi bir muhatab bulup konuşabilmeleri -ki bu zorlaştırılmıştır, aylarca İstanbul’da sıra beklerlerdi sarayla görüşebilmek için- elçilerin birbirleri ile bile görüşmesinin yasak olması…

Bu gibi tahkir, mecburiyet ve kısıtlamaların temelinde Evvela cizye ayeti ve yol verme hadisi gibi “Ayetler” ve “Hadisler”den çıkartılan hükümler kaideler; hem bir “Tedbir” siyaseti hem zümreler arasında herhangi bir “Fitne”ye kargaşaya şayibeye mahal verilmemesi, ve de “Şurutul Ömeriyye” (65) adlı ve Hz Ömer’e nisbet edilen bir anlaşma metni gibi nakiller olması vardır. Ama bazı zevatı muhteremelerimizce bu zayıf gösterilmektedir.

Oysa bu türden uygulamalar için tek delil Şurutu Ömeriyye değildir ki. Alimlerimiz bir çok ayet ve hadisten bir takım hükümler çıkartmışlardır onlara göre içtihadlar etmişlerdir; mesela; evvela, bahsini ettiğimiz Cizye ayetindeki “Kendi elleriyle ‘Zelil’ bir şekilde” cizyelerini getirmelerinin zikrolunması (66), ve “Kafirlerle rastlaştığınızda selama siz başlamayın ve onları yolun dar tarafına sıkıştırın” (67) gibi hadislere binaen;

Her ne kadar da insanca bir hayat ve hürriyet verilse de, neticede müslümana nazaran zelil bir halde, ya da nisbeten düşük bir sınıfı oluşturmakta olmaları İslam Şeriatı’nın bir hükmüdür.

Bu çok nettir. Elbette bu düşüklük çerçevesi içinde bir çok hak ve hürriyete sahipti gayrı müslim komşularımız. Her şeyden evvel seferberlik emri fermanı olduğunda savaşa katılma mecburiyetleri yok idi… Yani müslüman erkekler gibi savaşa katılma mesuliyeti yoktu. Bir çok hukuki meselede bir müslüman kadar sorumluluk altında değillerdi. Ecdadımız saferberliklerde cephelerde yıkılırken yok olurken, şehir merkezlerinde malına mal canına can katan semirdikçe semiren sömürdükçe sömüren ve fırsatçılık yapan, hatta işgal kuvvetlerine bayrak sallayan veya onlara casusluk yapan, yani tabiri caizse ‘arpası fazla gelip kuduran’ nice hainler de çıkmıştır, genellikle de rehavetin neticesidir bu ihanetler, zaruret ve zulmün değil! Ve elbette bir kısım sadık vefalı zımmimiz de çıkmıştır. Beş parmağın beşi bir değildir…

Evet İslam’da sınıfsal bir ayrım vardır. Lakin asla kast gibi değildir, dileyen iman eder ve anında layık olan müslüman kardeş muamelesini yanında bulur. Tevbe kapısı ve İslam olmak ve böylece müslümanın haklarından faydalanmak -velev ki zahirinde münafıklık yapacak olsa bile- herkese açıktı. Hatta zaten kimse kimseyi şahsi nefsi için aşağılamıyor, imanın izzeti ve küfrün zilleti göz önüne alınarak ve bahsettiğimiz hükümler dikkate alınarak yapılıyordu bazı küçültücü muameleler… Ve nihayetinde zımmi, İslam olmasa da belli standartlara sahip bir huzurlu hayat sürmesi mümkün idi, İslâm adalet ve ihsanını bilip görüp de kendi arzusu ile İslâm olan veya İslâm ordularını davet eden veya kalelerini şehirlerini işbirliği ile teslim eden ve İslâm fethinden mutlu olan nice belde ve şehir hikayesi vardır, hepimizin malumudur…

Kisve Pahası nedir: Osmanlı Devleti’nde, bir gayrı müslim müslüman olacağı zaman kendisine ulaşsın veya ulaşmasın doğrudan Padişah’a hitab eden bir arzuhal mektubu yazardı. Belli formüllerle yazılan bu arzuhaller, -ariza- müslümanlığı kabul ettiğini arz eden kişinin, bir tür haber verme ve müslüman hüviyeti talebidir. Ve dilekçeyi alan ve en az iki şahit huzurunda ihtidayı resmiyete döken devlet, “İmam kalkandır” hadisinin de tezahürüdür ki; derhal o zatın “müslüman” olduğunu Şeriyye Sicilleri’ne İhtida İlamı olarak kaydederdi, ve ayrıca, o artık kendi kavmince ihanet etmekle veya küfre girmekle vs suçlanıp dışlanabileceği ve garib adeta öksüz bir hale düşeceği için ‘Arkanda Halife Sultan’ın var, Devlet var, Ümmet var rahat ol’ dercesine “Kisve Pahası” ödenirdi. Kisve kıyafet demek malum, paha da fiyat karşılık. Yani mânâsı; kıyafet ederi. Müslüman olan eski gayrı müslime derhal bir miktar para yardımı yapılır ve bir takım müslüman kıyafeti parası da hediye edilirdi. Kisve Pahası bunlardır işte. Bu sırada tabi ki kişinin ismi de değiştirilirdi. (68)

“Uzun yıllar müslümanlarla iç içe yaşayan gayrı müslim vatandaşlardan bir kısmının kendi istekleri ile ihtida ettikleri görülmektedir. İhtida edenler Şer’iyye Sicili denilen mahkeme defterlerine yazılırdı. İhtida kayıtları doğrudan veya dolaylı olarak sicillerde yer alıyordu. Doğrudan ihtidalar mahkemede, mühtedinin kendi iradesi ile müslüman olmak istediği, hangi dine ve millete mensup olduğu, yeni isminin ne olacağı gibi hususları açıkça belirtilerek yapılmaktaydı. Bu tarz ihtidalar ‘İhtida İlamı’ şeklinde sicillere kaydedilmekte idi. Dolaylı olarak bilinen ihtidalar ise miras, alım-satım, kefalet ve benzeri kayıtlarda geçen isimlerin yanında ‘mühtedi’ kelimesinin yer almasından anlaşılmaktadır. Bir mühtedinin isminden bahsedilirken kendi adından sonra müslüman olmayan babasının yerine ‘Allah’ın kulu’ anlamına gelen Abdullah adı kullanılırdı. Bu sebebdendir ki, babasının adı Abdullah olartak belirtilenlerin çoğunlukla ihtida eden kimseler olduğu kabul edilirdi. (69)

 

Levent AKINCI

  

Dipnotlar:

1) DİA. “Zımmi” maddesi

2) DİA.Gayrı Müslim” maddesi.

3) İslam Hukuku Açısından Tekfir Meselesi. Faruk FURKAN. Dizgi Ofset-Konya 2012. Syf 149

4) DİA. “Gayrı Müslim” maddesi. Zımmi-Müste’men-Muahid-Harbi tarifi.

5) Kayı-1. Prof. Ahmet ŞİMŞİRGİL. Ktb Yayınları. İstanbul-2008. 14 nolu dipnot. / Osmanlı’da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler. Rıza ZELYUT. Yön Yayıncılık. İstanbul-1995. Syf 13 / Bilinmeyen Osmanlı. Prof. Ahmed AKGÜNDÜZ. Osav. İstanbul-1999. Syf 23-25. / Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi. Prof. İlber ORTAYLI. Cedit Neşriyat. Ankara-2010. Syf 201.

6) İslamda Sosyal Düzen. Dr Mustafa Rafii. Fikir Yayınları. İstanbul-1986. Syf 235.

7) DİA. “Zımmi” maddesi.

8) Bu koloni bu gün hala daha Beykoz civarındaki Polonezköy‘de ikamet etmektedir. Herhangi bir kitaba ulaşamadımsa da, gazetelerde ve internette bir çok haber ve sitenin konusudur bakıldığında çok şey bulunabiliyor.

9) Osmanlı Devleti Tarihi. Hammer. 2. Syf 541-542.

10) Kayı-1. Prof. Ahmet ŞİMŞİRGİL. Ktb Yayınları. İstanbul-2008. Syf 59.

11) İslami Hareketler ve Kıyamlar Tarihi. M. İSLAMOĞLU. 1. Cilt

12) Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler. Prof. Hikmet TANYU. / Kayı-2. Prof. Ahmet ŞİMŞİRGİL. Şems Yayınları. İstanbul-2006. Syf 153 / DİA. Zımmi Maddesi, M. Macit Kenanoğlu. Osmanlılar’da Zımmiler bahsi…

13) Hilafetin İlgasının Arka Planı. Şeyhülİslâm MUSTAFA SABRİ EFENDİ. İnsan Yayınları. İstanbul-2007. Syf 14, 91, 104.

14) Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi. Prof. İlber ORTAYLI. Cedit Neşriyat. Ankara-2010. Syf  196.

15) İslam Hukuku Açısından Tekfir Meselesi. Faruk FURKAN. Dizgi Ofset-Konya 2012. Syf 68. Ayrıca, aynı eserde; tekfirin bir olgu değil, bir Şer’i Hüküm olduğu hakkında bakınız Syf 49.

16) DİA. “Gayrı Müslim” maddesi.

17) Al-i İmran Suresi. 85. Ayet.

18) Bakara Suresi. 42. Ayet.

19) Nisa Suresi. 139. Ayet. Al-i İmran Suresi. 28. Ayet

20) Mücadele Suresi. 14. Ayet

21) Kafirun -kafirler- Suresi. 1. Ayet.

22) Meryem Suresi. 48. ve 49. Ayetler.

23) Tağut. Ahmed El KATTAN-Muhammed Ez ZEYN. Kitap Dünyası Yayınları. Konya-2010.

24) Nisa Suresi. 60. Ayet.

25) Casiye Suresi. 18. Ayet / Şura Suresi 13. Ayet. / Şura Suresi. 21. Ayet. / Nisa Suresi. 59. Ayet. / Maide Suresi. 48. Ayet.

26) Nisa Suresi. 59. Ayet.

27) Hadis. Tirmizi, Fiten.

28) Bakara Suresi 256 ve 257, Nisa Suresi 51 ve 60 ve 76, Maide Suresi 60, Nahl Suresi 36, Zümer 17-18. Ayetler.

29) İbni Ebu Şeybe.

30) Yusuf Suresi. 106. Ayet.

31) Ankebut Suresi. 61. Ayet. Ve diğer bir çok ayette benzer ifâdeler mevcuttur.

32) Tağut. Ahmed El KATTAN-Muhammed Ez ZEYN. Kitap Dünyası Yayınları. Konya-2010.

33) Şerhu Birgivi Li Kadızade. İmam Birgivi-Dersi Amm Kadızade İslambuli. Matbaai Amire. İstanbul-1803. Elfaz-ı Küfür babı. / Tuhfetüş Şahan. Kudüs Mevleviyeti Payeli Kadı Seyyid Ebul Beka El Kefevi. Elfaz-ı Küfür faslı. /

34) Şerhu Birgivi Li Kadızade. İmam Birgivi-Dersi Amm Kadızade İslambuli. Matbaai Amire. İstanbul-1803. Elfaz-ı Küfür babı. / Tuhfetüş Şahan. Kudüs Mevleviyeti Payeli Kadı Seyyid Ebul Beka El Kefevi. Elfaz-ı Küfür faslı. / Camiul Mütun. Ehli Sünnet İtikadı. Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi. Elfaz-ı Küfür bahsi.

35) Hud Suresi. 113. Ayet.

36) İhyai Ulumiddin. Muhammed Gazali. 2. Cilt.

37) Tarih-i Peçevi. İbrahim El Peçevi. Muhtasar Tercüme; Murat Uraz. Neşriyat Yurdu. İstanbul-1968. 1. Cilt, Syf 171.

38) Bakara Suresi 120. Ayet.

39) Demokrasi Bir Dindir. Ebu Muhammed El Makdisi. Şehadet Yayınları-Konya.

40) El Milel Ven Nihal. Muhammed Şehristani. / El Fark Beynel Firak. AbdulKahir El Bağdadi. / Tekfirde Aşırılıktan Sakındırmak İçin Otuz Risale. Ebu Muhammed El Makdisi. / Muasır Mürcieye Cevap. Ebu Muhammed El Makdisi. / El Cihad Vel İçtihad. Ebu Katade El Filistini.

41) DİA. “Gayrı Müslim” maddesi. İslam’da diğer din mensuplarına karşı takınılacak tutumlara dair açık net hükümler olması ve onları da hayatta bir yere koymasına karşın; Batı’nın 19. yüzyıla kadarki mazisinde, milletler arası hukuk konusunda ve yani farklı din ve kavimlere karşı ‘keyfi’ davrandığı bahsi…

42) Tevbe Suresi. 29. Ayet.

43) Bakara Suresi. 256. Ayet.

44) Hadis. Buhari, ‘Cihad’, 102. / Müslim, ‘Cihad’, 2, 12. / Ebu Davud, ‘Cihad’, 82.

45) DİA. Zımmi maddesi.

46) Kayı-2. Prof. Ahmet ŞİMŞİRGİL. Şems Yayınları. İstanbul-2006. Syf 151-155 / Mübeşşer Gazi Sultan Fatih hazretleri tarafından imtiyazlar verilen Patrikhane çok sonra 19. asırda dış devletlerin de dümen suyuna gelip bazı ihanetler içerisine girip, Balkan-Yunan isyanlarında ve toprak kaybımızda ve bir çok askerimizin şehid olduğu çatışmalardaki rolünden dolayı Halife Sultan 2. Mahmud hazretleri tarafından en sert şekilde cezalandırılacaktır. Patrikhane önünde asılan patrik 3 gün kokana dek orada tutulur ve ibret için indirtilmez… Bundan evvelce de bir patrik öldürülmüştü.

47) DİA. “Zımmi” maddesi.

48) Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi. Prof. İlber ORTAYLI. Cedit Neşriyat. Ankara-2010. Syf 323-324.

49) Taşkışla’da 31 Mart Faciası. Mustafa TURAN. Aykurt Neşriyatı, Çelikçil Matbaası, İstanbul-1964

50) Bilinmeyen Osmanlı. Prof. Ahmed AKGÜNDÜZ. İstanbul-1999. Syf 435.

51) İslam Medeniyeti. Prof. Andre MİQUEL. Birleşik Dağıtım Kitabevi. 1. Cilt. Syf 472.

52) İnternet. Doğrudan canlı kanlı şahit olduğumuz yaşayarak tecrübe ile bildiğimiz hadiseler dışında, hiç bir bilgi ve belge bu günkü kamera tekniği ile kaydedilip paylaşılan görüntüler kadar sahih-bilimsel değildir. Eğer ki teknik bir hilesi yok ise… Bahsettiğimiz taifelerin devlet ve zümrelerin “… müslümanlara zulmü” diye arama motorlarına yazıp tıkladığımızda internette çıkan sayısız videonun her birisinin bir stüdyoda sahnede dekor ve oyuncular ve senaryo hazırlanarak çekilmiş yani yalancı sahte şeyler olması ihtimali (?) yoktur!… Belgelerle, kitaplarla uyuşup kalmamak, bazen asrın en büyük belgesi olan net’i de takip etmek bir tarihçi için en mühim metodlardan birisi olmalıdır. Zira, eğer stüdyo-montaj vs mahsulü değil ise; bu gibi arizi haller dışında; bir görüntü “bazen” tüm sair bilgi ve belgelerden daha elzemdir ve hakikatin ta kendisidir!… Evet, asrın en büyük yalanları en süslü balonları da sanalda, ama bazı en büyük hakikatleri de sanalda mevcuttur. Ayıklamak ve faydalanmak, kullanmak lazımdır. Elbette evvelkilerin matbu eserleri ile boy ölçüşemez, ama faydalanmak da gerekir…

53) Kayı seti. Prof Ahmet ŞİMŞİRGİL. İlk asırlarda Karamanlı’nın sonraki asırlarda da Safevi’nin hile ve savaşları hakkında. / Reddül Muhtar. Allame İbni Abidin. Vahabilik meselesi / Medine’de Peygamberimizin Gölgesinde Son Türkler. Dr Feridun KANDEMİR. Hicaz savaşları ve Vahabi-Necdi bahsi / Kabe Kıyamı. adlı kitap, 1979 Kabe kıyamını anlatır, baskısı seneler evvel tükenmiştir… Ve benzeri pek çok kaynakta da Vahabilik meselesi ve Suudi ihaneti…

54) Hilafetin İlgasının Arka Planı. Şeyhülİslâm MUSTAFA SABRİ EFENDİ. İnsan Yayınları. İstanbul-2007. Syf 14, 91, 104.

55) DİA. “Zımmi” maddesi.

56) Bakara Suresi 11. Ayet. Bakara Suresi. 205. Ayet. Ve daha pek çok ayette, zıt şeyler olan İfsad ve Islah’dan bahsedilmiştir.

57) DİA. “Zımmi” maddesi.

58) DİA. “Zımmi” maddesi.

59) DİA. “Zımmi” maddesi.

60) Sofya’lı Ali Çavuş Kanunnamesi. 1653. Midhat SERTOĞLU. Marmara Üniversitesi Yayınları. İstanbul-1992. Syf 67. / Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi. Prof. İlber ORTAYLI. Cedit Neşriyat. Ankara-2010. Syf 127

61) Maide Suresi. 42. Ayet.

62) DİA. “Zımmi” ve “Gayrı Müslim” maddeleri.

63) DİA. “Zımmi” ve “Gayrı Müslim” maddeleri.

64) Tuhfetüş Şahan. Ebul Beka El Kefevi. Halebi Babadağı Tercemesi Derkenarı. Matbaai Amire-İstanbul. “Faslul Kefere” kısmı. ‘Zımmi mutlak surette at binemez, ve eşeğe binerse de müslüman bir cemaat görünce iner yürür’…

65) DİA. “Zımmi” maddesi

66) Tevbe Suresi. 29. Ayet.

67) Hadis. Buhari, Müslim, Ahmed ve diğerleri…

68) Kisve Pahası belgesi örnekleri sonda ektedir… Eldeki sayısız “kisve pahası” arzuhallerinden bazı örnekler… http://www.os-ar.com/kisvebahasi/

69) Osmanlı Döneminde İhtida. Makale. Prof. Ziya KAZICI. Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi. “Köprü” Dergisi. 91. Sayı. 2005.

http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=705

osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-9

 

“Saadetlü Padişahım Sağ Olsun;

…Ve Kafir Oğlu Kafirem, Padişahım Huzuru Şerifinde

İman ve İslam”ı Kabul Etmek İsterim,

Baki ferman padişahımındır.”

 

 

 

 

 

osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-10

 

“Devletlü Kıdvetlü Sultanım Hazretleri Sağ Olsun;

Tekfur dağından Ermeni olub,

Şeref-i İslam’la müşerref olmak içün yüz sürüp geldim

merhameten kisvei sadaka eylemek babında ferman sultanımındır”

 

 

 

 

 

 

 

osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-11 osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-12 osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-13 osmanli-gayrimuslimler-hıristiyan-yahudi-islam-devleti-tarih-14

 

Çeşitli Kisve Pahası Arizası Örnekleri…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: