ÇOCUKLAR OKUSUN DİYE…

ÇOCUKLAR OKUSUN DİYE…

Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, sınırsız internet, v.s. ile hayatımız teknolojik âletlerle kuşatılmışken, çocukları bu kuşatmadan soyutlamak pek de mümkün değil. Dolayısıyla bu kuşatılmışlığın içinde doğup, büyüyen, şekillenen çocuklarımıza; kısıtlama, cezalandırma, azarlayıp kızma gibi fiillerle bilgisayar oyunlarını daha çok cazip hâle getiriyoruz. Onlara, yeni ufuklar açmak, yol gösterici olmak, “rol-model” olmak ebeveynleri olarak temel vazifelerimiz arasında. Ve dolayısıyla bugün elindeki akıllı telefonları parmağıyla sağa sola kaydıran, bilgisayarı dizinden düşürmeyen, annesinin sorusunu cevaplayamayacak kadar meşgul görünen çocuklar, bizlerin minyatürü değil mi? Bu gün birçok çocuk, telefonun aslî vazifesinin ne olduğu sorulduğunda, oyun oynamak olduğunu söyleyebilir.

Kuru kuru, teknoloji ve teknolojik aletleri eleştiriyor havası vermekten imtina ederek belirtmek isterim ki; ihtiyaca cevap verdiği noktada teknolojik aletler başımızın tacı. Hayat kalitemizi yükseltmeye yarayan her türlü buluş makbulümüz. Dergimiz Adımlar’ın yazarlarından Hakan Yaman’ın, hikâye tadındaki “Elveda Dost” adlı makâlesinde temas ettiği gibi Antalya da yaşayanlar için, klimanın icadının, bir devrin bitip diğerinin başladığı noktayı simgelediği bir gerçek. İnternetin, bilgisayar ve cep telefonlarının fonksiyonlarındaki çeşitliliklerle, irtibatın çabuklaştığı ve işlerin ivedilikle hâllolduğu da tartışma götürmez bir gerçek. Ancak istikbâlin simgesi çocuklarımızın bu hızlı trafiğe yerli yersiz katılmalarını; çocukluk, gençlik hatta bebeklik çağlarının gerektirdiği hâlleri yaşayamadan ömür tüketiyor olmalarını, zamanın gerçeği olarak değerlendiremeyiz sanırım.

Hepimizin geçmişinde, acı, tatlı hatıraları vardır anlatacak, gerçekleştirmiş olsun ya da olmasın kurguladığı hayâlleri vardı hiç kuşkusuz. Şimdiki çocukların bırakın geleceğe dair hayâl kurmayı, ileride anlatacak hatıraları bile oluşmuyor. İndirdiği oyunların içinde, sanal bir ortamda büyüyor çocuklar. Gerçek olana; ailevi bağlara, arkadaşlara, sohbete, muhabbete ihtiyacı yok ve zaten “vakti” de yok. Bizlerin çocukken kurguladığımız oyunlar hayâl dünyamızın zenginliğini yansıtıyordu. Şimdilerde elektrik kesintisinde ya da bilgisayarı bozulduğunda,  çocukların, hemen elektrik idaresine söylenmeye başlayıp, oflayıp, puflamaları zihinlerindeki tekdüzeliği yansıtırken; çözüm aramak, alternatifler üretmek gibi becerilerinin oluşmadığını da gösteriyor.

O vakit; park, bahçe, sokak hakkı elinden alınan, oyun alanları kısıtlanan çocukların bu hakları geri verilinceye ve yeniden tesis edilinceye kadar yapılması gerekenin; onlara kitap okumayı sevdirmek, okuma alışkanlığı kazandırmak kanaatinde birleşeceğizdir. Renkli, hareketli, şaşalı ekran figürlerinin yanında, kitaptaki satırlar, karakterler durağan, hareketsiz, monoton gelerek çocukları bir süre sıkacaktır. Ancak onların hayâllerini süsleyip, geniş ufuklar açacağı ve istikbâlimizi müspet yönde etkileyeceği için bu geçiş dönemindeki sancıyı çekmeye değer. Dergimizin sayfalarında çocuklara eğlenceli gelebilecek, aynı zamanda okuma şevki uyandıracak, hayâl âlemine sürükleyici kitapların tavsiyelerinde bulunalım. Niye mi? Çocuklar okusun diye.

“Öteki yayınevi çocuk kitaplığı” logosuyla basılan bir seri var. “Cömert olmanın önemi”, “kendine inanmanın önemi”, “yaratıcı olmanın önemi”, “insanlara yardım etmenin önemi”, “mizah gücünün önemi”, “kendini adamanın önemi”, “sevginin önemi”, “fantezinin önemi”, “öz disiplinin önemi” gibi mevzular etrafında;  J. Beethoven, Louıs Pasteur, Thomas Edıson, Chrıstıan Andersen, Aleksander Graham Bell gibi isimlerin hayatı, çocuklukları esas alınarak anlatılmış. Kahramanların hemen hepsinin hayâlî bir arkadaşının olması ve onunla konuşması, ondan destek araması çocuk dünyasına dair olması gerekeni bize gösterirken, gerçek hayattaki beklentilerin ve başarıya ulaşmanın sırrının hayâl dünyasının zenginliğinde saklı oluşuna da işaret ediyor. İçerisinde rengarenk resim ve figürlerin yer aldığı bu seri, zannederiz renkli televizyon ve bilgisayar ekranlarından kitap sayfalarına geçiş sürecinde işe yarayacaktır.

 

İZLEMEĞE DEĞER BİR HİNT FİLMİ:  ÜÇ APTAL

Çocuklarını yarış atı gibi görüp okuldan, etüde, etüdden özel derse diyerek boyuna koşturan anne babaların, vazifesi, bu koşturmacada en iyi ve birinci olmak olduğu düşündürülen çocukların,   sadece kitaptaki bilgileri öğrenciye veren, yetiştirmek faaliyetinin gayesinden uzak bir mantıkla ezberci öğrenciler yetiştirmeye memur edilmiş öğretmenlerin keyifle izleyeceği bir film olsa gerek.  Zihinlerini meşgul edip yeni kararlar alarak, mensup oldukları eğitim sistemini, idealize edilen öğretmen, öğrenci tipini sorgulamalarını sağlayacak bir film olduğunu düşünüyorum.

İBDA Mimarı Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun, ihtisaslaşmaya verdiği önemi biliyoruz. Bu filmde de “insanların ilgi duyduğu alanlara yönlenmesinin gereği”nden bahsediliyor ve “kabiliyetlerinin doğrultusunda gidersen başarıya ulaşırsın ve mükemmele erişirsin” mesajı veriliyor. Kariyer, statü, para hırsı yada ebeveynlerimiz istiyor diye ezberi bir teknikle en iyi, en yüksek puanlı okuldan mezun oluyor,  sevmediğimiz, kabiliyetimizin olmadığı, iş sahasına atılıyoruz. Herkesin parmakla gösterdiği bir hayatı seçiyoruz. Bu tercih bizim gibi görünüyor. Sistemin entegre ettikleri içerisinde, farkında olmadan, bizim için güya en iyisini belirleyenlerin senaryosunda rol alıyoruz. Omuzlarımıza yüklenen ağırlığın altında ya eziliyoruz yada hayâllerimizi gerçeğe dönüştüremediğimiz için duygusal çöküntü içerisinde hayatımızı noktalıyoruz.

Mevcut eğitim sisteminin işleyişi ile tanıdık hayatlardan kesitler bulacağımız bu film, çocuklarımızdan beklentilerimizi yeniden gözden geçirmeye faydalı olurken, “nasıl bir hayat?” sorusunu sorduracaktır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: