ESSELÂM 9 – Necip Fazıl KISAKÜREK

VEDA HACCI

-60-

Dönmeye başlayalı zaman dedikleri çark;

Gökyüzü ve yeryüzü, şimal, cenup, garp ve şark

Görmedi, görmeyecek o söz mucizesini.

Batan bir güneş rengi hâlelemiş sesini,

Allah Resulü yüzbin sahabîye hitapta…

Çizgi çizgi toplamalar… İslâm büyük hisapta…

En derin sır: Zamanın bir vazifesi vardı.

Ve: «Zaman döne döne çıktığı yere vardı.»

Demek ki, o dem, gaye noktasında kâinat;

Gaye, imanda İslâm ve insanlıkta o Zat!

Ve üstüste ölçüler, hikmetler, şimsek şimsek:

«Size Kur’ân emanet, artık ne şüphe, ne şek!»

«Başınıza bir vahşi geçse burnu halkalı;

Lâyıksa, işi haksa, emrine bağlanmalı!»

«Ne Arap var, ne acem, olan yalnız insandır!

Hangi fark ara yerde, insan ki topraktandır?»

Meydanda güzel, çirkin, kâr etmez başka yorum!

«Kötü diye ne varsa, hepsini çiğniyorum!»

Çifte kutup; emirler, yasaklar, farz ve haram.

En üstteki taşadek kurulu şanlı ehram.

Devrimci, görsün neymiş, ne değilmiş inkılâp!

Biri ufukta saray, öbürü kumda serap…

O geldi, kan sarhoşu Arap ceylâna döndü.

Günübirlik teselli, uçtu, yalana döndü.

O, her kum tanesine kubbe doğurtan nefes…

O, bir ses, bir ses, ölüm perdesini delen ses…

Allah Resulü, Kusvâ isimli devesinde,

Batan bir güneş rengi, eriten şivesinde,

Aynı çanakta, yerle göğü çalkalıyorlar.

Dinde kemal noktası… Onu halkalıyorlar:

Bildirdim mi? Bildirdin! Şahit ol yüce Rabbim!

Bildirsin bilmeyene, haberi her sahabîm!

Düşündü sahabîler, en başta Ebubekir;

Bu kemalden bir zeval mânası tütse zâhir…

Âyet indi: «İslâmı seçtim ve tamamladım!

Öyleyse, kalan ömür Resule birkaç adım…

Anladı Ebubekir, gözleri dolu dolu;

Süzdü; batan bir güneş rengiyle giden yolu…

O GÜN

-61-

Yüksek ateş… Peygamber hasta…

Dökünmekte kırba kırba su.

Müminlerin, en derin yasta,

Ya giderse, diye korkusu.

*

Bir ân, bir ân, çalkalandı Mescit;

O göründü; halsiz, renk kaçık.

«Kapatılsın dedi, her geçit!

Ebubekir kapısı açık…»

*

«Her kul gibi, benim de elbet,

Hesaplıdır senem ve ayım.

Lâhza geçmez, erişir nöbet;

Kim kalmış ki, ben de kalayım?»

*

«Bir kula, ya Rabbin, ya dünya;

Seç dediler, deş de kalbini!

O kul da, hür bırakıldı ya,

Düşünmeden seçti Rabbini.»

*

«Arkasından kimi dürttüysem,

İşte arkam, gelsin ve vursun!

Kime borcum varsa tek dirhem,

Orta yerde malım, buyursun!»

*

«Kızım, kutlu soya ocaksın!

Bitti diye bak, hayatıma!

Bana ilk, sen kavuşacaksın!»

Ağlıyorken güldü Fâtıma.

*

Ayişenin göğsünde bası,

Son sözleri şu: «Yüce Dosta!…»

Ve son nefes, çığlık, gözyaşı…

Güneş varken güneş paydosta.

*

O gün, o gün, Pazartesi;

Bütün büyük oluşlar o gün.

Bu dünyanın bundan ötesi,

Sade hasret, gurbet ve sürgün.

ALLAH HAYY VE LÂYEMUT

-62-

Peygamber beldesinde bir levha kıyametten…

Bir dökülüş, saçılış, bağı kopmuş demetten.

İnsanlar, akılları oynamış, koşuşmakta;

Sanki ışık kalmış da yıldızlar tokuşmakta…

Sanki mekân silinmiş, zaman boşta dönüyor.

Aydınlıklar bir yana, karanlıklar sönüyor.

Sesler, acı, yırtıcı sesler: Peygamber uçtu!

O ki, ezelde ilk uc, ebedde de son uctu!

Peygamber evinde hal, büsbütün müthiş, müthiş!

Bağrıyor avaz avaz, Ömer, kılıcı çekmiş:

«Kim O’na öldü derse keserim kellesini!

Yakında görürsünüz Peygamber sillesini!

Ölmedi, göğe çıktı, döneceği bir gerçek!

Dönüp münafıkları kılıçtan geçirecek!»

Yetişti sır ve rikkat idraki Ebubekir;

Konuştu… Ve kurtuldu ateşe düsen fikir:

«Allah’ın rızasına uymaz bu yaptığınız!

Muhammed mi, Allah mı, hangisi taptığınız?

Muhammedse, O öldü, yok dönmesine umut!

Allahsa… Evet Allah… Allah Hayy ve Lâyemut!»

Örtüyü açıp baktı: «Seni süşlemis ezel…

Sağlığında güzeldin, ölümün de ne güzel!…»

Ah o rikkat idrakı, sır idraki, ne ince!

Manzara şu ki artık, bir hadis gereğince:

«Bu dünyanın safâsı gitti, kederi kaldı!…»

O gitti ve hayat, bir kemik, bir deri kaldı!

ESSELÂM

-63-

Göklerde son ilâm:

Allah bir; bir, İslâm…

Lâmelif, Eliflâm;

Amanın ya Mevlâm!

Esselâm, Esselâm!…

*

Ben Mecnun, O Leylam.

Hasreti Kerbelâm,

Ateşi incilâm,

Bâkisi hep melâm…

Esselâm, Esselâm!…

*

Düşünce iptilâm,

Kelime heyûlam.

Lisansız vaveylâm;

Ne bir harf, ne kelâm,

Esselâm, Esselâm!…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: