TARİH ANLAYIŞINA DAİR

Selim GÜRSELGİL

Tarihî filmleri sanırım herkes benim kadar seviyor ve izliyor. Tabiî tarihî film demek, tarih anlayışı demektir, tarih muhasebesi demektir. Bu anlayış da Doğu’ya ve Batı’ya mahsus iki genel hastalığı barındırır. Mesela İstanbul’un Fethi üzerine geçtiğimiz yıllarda bizde birkaç film çekildi. Öyle bir hamasete boğulmuşlar ki, içinde gerçeklere yer kalmamış. Birinde Fatih kılık değiştirip gizlice İstanbul’a giriyor, diğerinde Ulubatlı İstanbul’u tek başına fethedip Fatih’i yardımcı oyuncu olarak kullanıyor, neler neler. Hele Osmanlı, Selçuklu dizileri falan var. İçinde gerçeklik namına o kadar az şey var ki, masal desen yeri.

İşte Şark’ın hastalıklı bakışı dediğimiz şey budur. Kuru hamasetten, bayağı masaldan göz gözü görmez. Ve bu hastalıklı bakış hastalıklı bünyeler doğurur ki, onların artık hiçbir gerçekliğe ihtiyacı yoktur. Buna karşılık bir de Garb’ın hastalıklı bakışı vardır. Onlar da maddeye bağlı saplantılarla gerçekliği frenler, kısıtlar, dört köşe hâle getirir.

Misâl bu ya, İstanbul’un Fethini yarı dokümanter tarzda Batılılar çekmişlerdir. Bilinen gerçeklerin tüm hakkını verirler.

Ama onların dört köşe kafasıyla anlaşılmaz bir yer gelir. Orada birden Şarklılara taş çıkartacak hurafelere yapışıverirler. İstanbul’un fethinde Fatih’in dahiyane plânlarını tek tek tespit ederler. O muhteşem toplar, karadan yürüyen kadırgalar. Fakat bütün bunlarla İstanbul’un hâlâ fethedilmediğini görünce Bizans hurafelerine, kehanetlere, Hıristiyanî mucizelere sarılırlar. Bütün düğümü de Mara Hatun’a çözüdürler. Akşemseddin? O yoktur Batılı hasta kafada; o kafaya sığmaz.

Oysa gerçeklik denilen şey, maddî ve manevî boyutlarıyla bir bütündür. Çok açık bir şekilde İstanbul’un fethinin manevî yükü Bayramî tekkesinin sırtındadır. Mehmed’in beklenen Fatih olduğunu henüz dünyaya geldiğinde babasına haber veren Hacı Bayram-ı Veli’dir. Onu beklenen Fatih olduğuna inandıran ve sonuna kadar inancı zedelemesin diye yanında kalan Akşemseddin’dir. Sultan’ın maddî gerçekliğe ilişkin dehasının aciz kaldığı ve ümitlerin tükendiği yerde, “Hızır Alehisselâm şu taraftadır, oradan hücum edin” haberini veren odur. Garb’ın hastalıklı kafası bunu almayıp onun yerine kilisenin üstünde esrarlı ışık görür. Nasıl ki, Şark’ın hastalıklı kafası da bu savaşta Fatih’e yardım eden Ermenileri, Sırpları, yağma için dövüşen çapulcuları almaz.

İşte İslâmî dünya görüşünün (BD-İbda) tarih anlayışı bu iki hastalığı da aşar. O hem maddî hem manevî kahramanlıkları olanca çehresiyle gördüğü gibi, bütün hataları, kusurları veya kusur gibi görünen erdemleri de görür. Bayramî tekkesiyle Cenevizli bankeri aynı hedefte toplayan üstün gerçekliği yalnız o tespit eder. Büyük Doğu Tarih Muharebesi bu dünya görüşünün temeli ve ilk öğrenilmesi gereken “keramet çapında” gerçekliğidir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: