PUTİN’İN ÜST DÜZEY ÇİNLİ GENERALLE GÖRÜŞMESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Erkin Öncan

Putin’le Zhang arasındaki görüşmede verilen mesajlar, iki ülke arasındaki işbirliğinin ilerleyeceği yönünde işaretler barındırıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Merkez Askeri Komisyon başkan yardımcısı Zhang Youxia ile Çarşamba günü Moskova’da bir araya geldi.

Xinhua’nın aktardığına göre, Zhang ile yaptığı görüşmede Putin, Rus-Çin ilişkilerinin bölgede ve dünyada barış ve istikrarın korunmasına yardımcı olduğunu söyledi. Putin aynı zamanda, “Bu, Soğuk Savaş sırasındaki ittifak türünden tamamen farklı” ifadelerini kullandı ve ‘İki ordu arasındaki işbirliğinin sağlam bir ivmeyle geliştiğini ve Rusya’nın iki ülke ve iki ordu arasındaki pratik işbirliğinin seviyesini yükseltmeye istekli olduğunu’ açıkladı.

Zhang da, iki taraf arasındaki dostluğun ‘zamanla güçlendiğini’ ve iki ordu arasındaki iş birliğini daha da güçlendirmek, iki ülkenin çıkarlarını ortaklaşa korumak, dünya ve bölgenin refah ve istikrarını korumak için Rusya ile çalışmaya hazır olduğunu söyledi.

NATO’nun genişlemesine de değinilen görüşmede Rus lider, NATO’nun Asya-Pasifik’e doğru genişlemesini ‘coğrafi etki alanının ötesine geçme çabası’ olarak nitelendirirken, Rusya-Çin işbirliğinin ise ‘uluslararası durumu istikrara kavuşturan ciddi bir faktör olduğunu’ söyledi. 

Rusya-Çin ilişkileri ve ‘Yeni Soğuk Savaş’

Rus ve Çinli yetkililerin ‘istikrar’ vurgusu yaparak, ikili ilişkileri ‘Soğuk Savaş türü ittifaktan’ ayrıştırmaları, ABD’nin bölgedeki faaliyetlerinden kaynaklanıyor. 

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Kuzey Kore’nin Rusya’yla askeri bağlarının sıkılaştığı iddialarının öne çıktığı dönemlerde işbirliğini artırmak amacıyla Güney Kore’ye gitmişti. 

ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ‘Kuzey Kore’nin Rusya’ya askeri teçhizat tedarik ettiği’ iddialarının gündemde olduğu dönemde yapılan bu ziyaret, Blinken’in Baltıklar ve Güney Kafkasya’nın ardından Asya-Pasifik’te de yeni bir cephe daha açmaya hevesli olduğunu gösteriyor. 

Geçtiğimiz günlerde de, ABD, Güney Kore ve Japonya, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) ‘siber tehditlerine’ karşı üçlü bir danışma grubu kurduğunu açıklamıştı. 

ABD’nin ‘dünyayı çevreleme’ stratejisi

Washington yönetimi, ABD işgaline karşı direnişle kurulan KDHC’ye uzun süredir ambargo siyaseti uyguluyor, Güney Kore başta olmak üzere Pasifik’teki askeri gücüyle Pyongyang’ı tehdit ediyor ve uluslararası meselelerde aldığı anti-emperyalist pozisyon nedeniyle ‘şeytanlaştırmaya’ çalışıyor.

Aynı şekilde, Tayvan, Hong Kong, Xinjiang, Tibet gibi başlıklar üzerinden Çin’i uluslararası tartışma konusu haline getirmeye çalışıyor. 

Yine Washington, Baltık bölgesi, Kafkaslar ve Orta Asya’daki eski Sovyet ülkelerini darbeler ve renkli devrimlerle yeniden dizayn ederek kendi siyasetine yakın hükümetler kurulması için çalışıyor. 

ABD’nin ‘müdahalecilik’ anlayışı

Özetle, ABD’nin bir şekilde tarafı olduğu bütün uluslararası kriz başlıkları incelendiğinde, ABD’nin temel dış politika stratejisinin ‘müdahalecilik’ üzerine kurulu olduğu görülüyor. 

Bir Batı ittifakı olarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) karşı kurulan NATO, kurulduğu günden bu yana genişleme stratejisini aralıksız sürdürdü ve 1999’da Kosova’da, 2001’de Afganistan işgalinde ve 2011’de Libya’ya yönelik saldırılarda ‘vurucu gücünü’ göstermekten çekinmedi.

Genişlemediği sürece ölmeye mahkum olan bu emperyalist ittifak, -yeni değil- 1990’ların sonunda Rusya sınırına ulaşmıştı. 

Bugün çatışmaların devam ettiği Ukrayna, hem Sovyet öncesi dönemde, hem SSCB döneminde, hem de sonrasında, Batı emperyalizminin gözünü diktiği ve uzun süreli istikrarsızlaştırma girişimlerinde bulunduğu bir ülke.

Uzun süre İngiliz sömürgesi altında bulunan, Hong Kong da, Çin’e katılmasının ardından ABD dolarlarıyla inşa edilen ‘sivil toplumun’ faaliyetlerine sahne oldu. 

Aynı zamanda Çin, ABD’nin aynı Ukrayna’da yaptığı gibi, Tayvan’ı da bir ileri karakol olarak şekillendirdiğinin farkında ve buna karşı hazırlıklarını sürdürüyor. Bu iki ülke, ABD önderliğindeki Kolektif Batı’nın hamelelerinden önemli dersler çıkarıyor.

Çin ve Rusya, SSCB dönemindeki ‘ayrışmalara’ rağmen ortaklıkları ve ikili ilişkilerini geliştirmeyi başardı. İkili ilişkilerin gelişmesindeki itici güç ise, Çin’in diğer her ülkeye vadettiği gibi Rusya’ya da sunduğu içişlerine karışmama ve eşitler arası bir ilişkilenme biçimiydi. 

100 yıldır olmayan bir değişim

Çin lideri Xi Jinping’in geçtiğimiz Nisan ayındaki Rusya ziyaretinde Putin’e kurduğu “100 yıldır olmayan bir değişim geliyor ve bu değişimi birlikte gerçekleştiriyoruz” cümlesi de uluslararası ilişkilerde beklenen bu değişimi işaret eden bir açıklamaydı. Xi’nin geçtiğimiz 10 yılda Rusya’ya 8 ziyaret gerçekleştirdiği ve iki liderin toplamda 40 kez yüz yüze görüştüğü düşünüldüğünde, iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun vadeli bir gelişimin yaşandığını söylemek mümkün.

ABD ise, yukarıda bahsedilen bu müdahaleci politikasını Soğuk Savaş döneminde inşa etti. Putin’in Zhang’la görüşmesinde yaptığı ‘Soğuk Savaş’ vurgusunu da bu bağlamda değerlendirmek mümkün.

ABD, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu, neoliberal kapitalist dünya düzenindeki hegemonik konumunu yalnızca yeni savaşlar çıkararak koruyabilir.

Moskova ve Pekin ise ABD’nin bu ‘zorunluluğunun’ farkında ve hazırlıklarını buna göre yapıyor.

Kaynak: https://cgtnturk.com/putinin-ust-duzey-cinli-generalle-gorusmesi-ne-anlama-geliyor/

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: