TEK SAVAŞ, İKİ CEPHE; UKRAYNA VE FİLİSTİN

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Ukrayna ordusunun cepheden dönmeyen ölü ve kayıp askerlerinin sayısını 1 milyon 126 bin 652 kişi olarak haber bandında yayınlayan 1+1 televizyonu, bir süre sonra bu veriyi banttan kaldırarak ‘yazım hatası’ (!) için özür diledi.

Ukrayna’da sıkı bir sansür uygulanıyor. Bakmayın siz demokrasi dediklerine, onlar için her şey mübah. Zelenski, Amerika’da seçim yapma vaadinde bulunmuştu ama Ukrayna’ya dönünce gerek olmadığını söylemişti. Seçimsiz demokrasi!.. Tabiî sadece bu da değil, malûm Neo-Naziler de artık herkesin bildiği bir vakıa. Diğer yandan bu Zelenski adlı şaklaban sıkı bir İsrail dostu ve İsrail’in yaptığı katliamları da destekliyor. Bu yapılanın savaş suçu olduğu yönündeki hatırlatmaya karşı ise, terörle mücadelede savaş hukukuna yer olmayıp her şeyin mübah olduğunu söylüyor. Terör tarifi de malûm, AB yöneticisi Borrell, kendi topraklarını bir cennet bahçesine benzetip, dışarıda kalan vahşilere karşı bunu korumaları gerektiğini ifade etmişti. İsrail’li canilerin de ifade ettiği gibi, onlara göre bizler insan değiliz ki, bizim için insan haklarından bahsedilebilsin. 11 Eylül 2001’deki eylemle İkiz Kuleleri yerle bir olan Amerika Afganistan’a ilk saldırdığı esnada, Murat Yetkin adlı gazeteci kılıklı şey de TV’de şöyle dile getirmişti: Onlar insan olmadığından, insan hakları diyerek Amerika’nın elini zayıflatmayalım… Yetkin böyle pervasız konuşurken, programı beraber yaptığı Mete Belovacıklı ve Fikret Bila ile konuk olarak aldıkları şimdi müteveffa, o zaman emekli Genel Kurmay Başkanı da Yetkin’e itiraz etmeyerek, Amerika’nın katliamlarını ve o katliamlarda öldürülen Doğu insanını kendilerinin de insan olarak görmediğini onaylamış oldular. Amerikan finoları…

İşte, bu kafadaki adamlar, Ukrayna’nın gerçek kayıplarını saklayıp sahte bir zafer havası estirerek bu günlere geldiler. Televizyonda yayınladıktan sonra “yanlışlık oldu” diyerek sildikleri rakam ise zaten uzmanlarca hesaplanan tahminlerle uyuşuyor olması hasebiyle, Ukrayna’nın gerçek kayıplarını yansıttığı apaçık. Ukrayna’da artık cepheye yaşlılar, gençler ve kadınlar sürülmeye başlandı. Öyle ki geçenlerde Rus birliklerine teslim olan bir kadın, hamile olduğunu belirtiyordu. Ukrayna ordusu verilen emirleri dinlemediği gibi kitleler halinde teslim olmaya başladıklarına dair haberler de gelmeye başladı. Ukrayna, Batı’nın Rusya’yı zayıflatmak ve boyun eğdirmek için ileri sürüp yok ettiği piyonu olurken, Rusya ne zayıfladı ne de boyun eğdi. Biraz da kervan yolda düzülür anlayışına sahip olan Ruslar, bu savaş sayesinde ekonomik, siyasî ve askerî olarak daha da güçlendiler ve Batı yalanlarına, iki yüzlülüğüne şahit oldukça, Batı boyunduruğundan kurtulmak üzere daha da şuurlu hâle geldiler. Öyle ki Rusya bugün Anglo-Amerika merkezli Batı hegemonyasına karşı verilen savaşın öncülüğünü üstlenmiş durumda. Yeni bir dünyanın kurulmasının yolunun açılması, Şeytanî Batı medeniyetinin yenilmesine, yani bir yerde de Rusya’nın kazanmasına bağlı ki, bu da oluyor Allah’ın izniyle. Bugün Batı’nın, İsrail ile Ukrayna arasında güçlerini bölmek zorunda kalmasından dolayı, Ukrayna cephesinin Filistin mücahidlerine pratik faydası tartışılamaz. Bu pratik faydaya ilâve olarak Rusya, ortak düşmanı, bugün, hem askerî hem de politik ve moral olarak zayıflatan bir rol icra etmekte.

Anglo-Amerikan hegemonyasının Hamas’la Putin’i bir gördüklerine dair açıklamalarını hatırlayalım… Ukrayna ve Filistin, tek bir savaşın, Doğu-Batı savaşının farklı cepheleridir. Şunu vurgulayalım: Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Batı kampının liderliğini kimin üstleneceğine dair Batı’nın kendi iç hesaplaşması keyfiyeti arzetmekteydi. Cepheleşme ve kamplaşmalar da bu çerçevede gerçekleşirken, biz de Batı içi bu hesaplaşmada kendi varlığımızı devam ettirebilme imkân ve ihtimaline göre pozisyon almaya çalıştık; ama yanlış, ama doğru… Bu gün yaşanan hadise ise, Batı hegemonyasına karşı bir isyan ve başkaldırı keyfiyeti arzediyor ki, bizim yerimiz de bu çerçevede otomatik olarak Batı karşıtı taraf olarak taayyün etmekte. Diğer yandan yine bu savaşta, Batı’nın hâkim olduğu her yer Batı’dır düsturunca, Batı içinden çıkan bazı güçler, Batı’nın dünya üzerinde kurduğu düzenin haksızlığına da isyan etmekteler. Savaş bu yönüyle de bir ihtilâl havası estirmekte. Kıtalar çapında savaş, kıtalar çapında ihtilâl… Yani mesele salt bir toprak hâkimiyeti, jeo-stratejik üstünlüğü ele geçirme veya tabiî kaynaklara hükmetmek üzere belli bir bölgeye kimin hâkim olacağı meselesinden ibaret değil… Dünyaya yön verecek olan yeni bir fikir, yeni bir ruh ihtiyacına işaret eden bir dava güdülmekte. Dünyaya yeni bir ruh ve fikrin hâkimiyeti gerekli ki bunun için de öncelikle Batı’nın köhnemiş düzeninin bastırılması, askerî olarak boyun eğdirilmesi gerekmekte.

Doğu-Batı Savaşı, 91 senesinde Amerika liderliğindeki Batı ordularının Irak’a saldırısıyla başladı. Bu savaş onlarca yıldır kaç cephede devam ediyor… Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Somali ve Afrika’nın muhtelif ülkeleri, Güney Amerika müdahaleleri ile Ukrayna ve son olarak yine Filistin…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin