SİYONİST AHMAKLIĞI
Ayhan SÖNMEZ
Yaklaşan yenilgiye dair panik en kötü danışmandır. Ancak paniğe kapılanlar bunu anlayamaz. Siyonistler, böyle bir olayın gizlenebileceğini düşünerek üst üste ikinci gün Filistinli siyasî tutukluların serbest bırakıldığı sahneleri karartmaya çalıştı. Herhangi bir şeyin cep telefonuyla kaydedilip daha sonra geniş çapta dağıtılabileceği bir devirde…
Kısmî esir değişimi anlaşmasının tüm kurallarının ve dört günlük ateşkesin muntazam bir şekilde uygulanmasından başka bir şey talep etmeyen Direniş’in şartlarına boyun eğdikten sonra Siyonistler, esir değişimine ilişkin “karartma” plânını uygulamaya çalıştı.
Batı Şeria’da dün büyük bir gösteri düzenlendi. İşgâl hapishanelerinden serbest bırakılan kadın ve gençler (toplamda 39) kahramanlar olarak sevinç gösterileriyle karşılandı ve Direniş’e olan destek ve tüm Filistinli mahkûmların serbest bırakılması plânına olan inanç bir kez daha ortaya konuldu.
Hapishanenin dışındaki insanları uzaklaştırmak için gaz ve sis bombaları kullandılar, böylelikle hapishanenin girişinin görülmesini de engellediler. Sanki manzara karartılırsa akıl ve kalple olan iletişimi de kesebilecekler. Ahmaklık bu ya, sonuçta, insanların bu noktaya daha fazla dikkati celb oldu ve herkeste, “neden gizlemek istiyorlar” diye merak uyandı. Cevap vermek gerekirse, çünkü serbest bırakılanların görüntüleri onlar için yenilginin alâmetidir. Göstericilerin ellerinde Filistin ve Hamas bayrakları dalgalanırken, uzaktan yağan gaz bombalarına rağmen Direniş’in savaş naraları havayı titretmekteydi… Kükreyen aslanların destansı sesi yankılandı biz kez daha…
Biri hariç tüm mahkûmlar evlerine ulaşmıştı. İsra El-Zaabi, Filistin halkı arasında büyük prestije sahip, direnişin sembolü olan bir tutuklu… Siyonistlerin (anlaşma gereği) onu ilk gün serbest bırakma yükümlülüğü vardı. Yapmadılar. İkinci günde de listeye alınmadı. Direniş ikâz etti ve Siyonistler onun serbest bırakmak zorunda kaldılar.
Ailesi, El-Zaabi’yi, ağabeyinin evinde ağırlamaya karar verdi. Evin dışında, Kudüs’ün Zabal Mukaber semtinde gazetecilerden ve TV kanallarından oluşan bir kalabalık toplandı. Zırhlı araçlarla gelen polis ve orduya bağlı özel kuvvetler tam teçhizat ve ellerinde silâhlarla bölgeyi kuşattı. Eve girerek onu, sadece anne ve babasının oturduğu evde kabul edebileceğini, aksi takdirde tutukluyu teslim etmeyeceklerini söylediler. İsra’nın erkek kardeşinin evi bir tepe üzerinde olduğundan ve yaşlı ebeveynlerinin yerini değiştirmek zor olduğundan Siyonistler, ebeveynler dışında tüm akrabaların evi terk etmesini gerektiğini, İsra’yı ancak bundan sonra serbest bırakacaklarını söylediler. Daha sonra akraba ve gazetecileri zor kullanıp darp ederek çevreden uzaklaştırmaya başladılar.
Bu sahneler, vahşetin yanı sıra paniğe kapılan Siyonistlerin gülünçlüğünü de gösteriyor. Bir şeyler yapabileceklerini düşünüyorlardı. El Cezire muhabiri, cesurca davranıp, antropomorfik mahlûklarla, hatta hayvandan da aşağı insansılarla bazen İngilizce, bazen de İbranice, aynı zamanda Filistinlilerle de Arapça konuşarak gizlice çekim-yayın yaparken, yaşananlar Arapça konuşulan dünyanın her yerinde “canlı” olarak yayınlandı.
Ordu ve polisler görevlerini yaptıktan sonra mekânı boşaltarak ayrıldılar. “Maymun ve Domuzlar” ayrılır ayrılmaz akrabalar ve gazeteciler eve doluşmuştu bile…
El Cezire muhabiriyle sıcak ve hissî bir kucaklaşmanın ardından İsra, medyaya ilk siyasî açıklamasını yaparken kardeşinin derme çatma evi bir basın toplantısı salonuna dönüşmüştü.
İlk sözleri “Bütün Filistin acı çekerken serbest kalmanın mutluluğundan utanıyorum” oldu. “Tüm mahkûmları işgâl hapishanelerinden kurtarmak için çalışmalıyız” diye devam etti. İşgâlci katillerin cezaevlerindeki tutukluların içinde bulunduğu şartların sorumlusu Siyonistleri lanetleyerek: “İstismar ve dayağa maruz kalıyorlar. Filistinli genç kızlar işgâl cezaevlerinde anlatılamaz uygulamalara maruz kalmakta.” diyerek, esasında sözde müslümanların liderlerine utanç yükünü atmış oldu. Utanırlar mı?
Ve Babası:
“Kızım Gazze halkından daha önemli değil!”
Direniş’e olan inanç o kadar güçlü ki… Kulaklarımızda Mirzabeyoğlu’nun mısraları yankılanmakta:
“bu yürek vurulmaz zincire
bu yürek ölüme hazır”










