“OLUŞ”UN İSTİKAMETİ BÜYÜK DOĞU – BÜYÜK ASYA

Adnan DEMİR

Tarihî araştırma ve çalışmalar göstermiştir ki, insanların huzur ve barış içinde yaşayabilmeleri ancak adaletle mümkün olmuştur.

Adaletin (nispeten de olsa) tesis edilebilmesi ise aydın ve entellektüel insanların, gücü elinde bulunduran iktidarlar tarafından, hürmet ve saygı görerek aydınlatma işlevlerini özgürce yerine getirebilmelerine bağlıdır.

Tarih boyunca medeniyet ve devletlerin yükselmesi ve çökmesi bununla paralel olagelmiştir.

Bu gün dünyada bu sırra ulaşması sayesinde yükselmekte olan bir değer olarak aslı Asya olmak üzere Avrasya ve bu sırdan uzaklaşması sonucu uzun zamandır çökmekte olan ve belki de bu çöküşün son aşamasına geldiği düşünülen Atlantik örnekleriyle karşı karşıyayız.

Avrasyacı anlayış, gün geçtikçe Avrupa’dan uzaklaşmakta ve Asya’ya doğru yakınlaşmakta, “oluş”unu, genel hatlarıyla müspet istikamette inşa etmeyi sürdürmektedir.

Atlantik… Yıkılmakta olan dünya hegemonyasını temsil eden kutup… Ve onunla birlikte tarih sahnesinden silinecek olanlar, Siyonizm ve diğer işbirlikçi rejimler…

Türkiye devleti ve Anadolu ahalisi şu aşamada bu iki kutup arasında git-gel yaşayarak çalkantılı bir dönem geçirse de, aklıselim aydınlar soğukkanlı bir şekilde bu süreci olması gereken mecraya oturtmayı başaracaktır diye inanıyorum.

Şimdi, bu girişten sonra Avrasyacılığın en önemli düşünür ve kalemlerinden biri olan Aleksandr Dugin’in “Türkiye İçin Yeni Avrasyacılık” başlıklı değerlendirmesini tartışmaya katmak istiyorum:

Dugin şöyle diyor:

“Bir ulus devlet ve NATO üyesi olarak Türkiye, Avrasya projesi için yeterince hasım bir oluşumdur. Böylesi bir Türkiye ile Rusya’nın ortak hedeflerinden çok daha fazla jeopolitik çelişkileri bulunmaktadır. Fakat tüm bunlar taktik düzeyde olan şeylerdi. Yeni Avrasyacı proje tamamem farklı bir şeyi önermektedir.

Yeni Avrasyacılık, günümüzdeki durumu küresel boyutta idrak etmeyi teklif etmektedir. Biz tek kutuplu bir dünyanın, yani doğrudan Amerikan kontrolünde ve Anglo-Sakson siyasî, iktisadî ve dinî değerlerin hakimiyetindeki küresel Atlantikçi İmparatorluğun bir eşiği aşma mücadelesine şahit oluyoruz.

Jeopolitik açıdan söz konusu olan, denizin küresel zaferi ve karanın mağlubiyetidir.

Demek ki, yeni dünya düzeninin kurbanları sadece karasal devletlerin siyasî-stratejik menfaatleri değil tek dünyacı (mondialist), ikameci-kültürün procrustes yatağına sığmayan tüm geleneksel değerler ve normlar sistemi olacaktır. Bu gün kimse münferit mücadelede galebe çalmaya kabil değildir. Dolayısıyla halklar ve inançlar, kendi aralarında “hangisinin değerleri daha iyidir” diye iddialarda bulundukları sürece, globelleşmenin küresel silindiri halkların, ırkların, dinlerin ve kültürlerin tüm farklılıklarını ve özelliklerini “tek bir insanlık” asfaltında ezecektir. Bu süreçte de, gerek ABD ile gönüllü işbirliğine gidenler, gerekse müstakbel küresel diktatörlüğe karşı çıkmaya cesaret edenler eşit düzeyde zarar görecek.

Kendi kimliğimizi savunmak için bizler, çok az bir süre önce rakiplerimiz ve hatta hasımlarımız olanlarla dahi ciddi jeopolitik bir ittifaka gitmek zorundayız.

Dolayısıyla, gerçekte ve derinden bizi yakınlaştıran şeyi aramak gerekir.

Bu, Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması için ciddi bir temel sunmaktadır. Bu sayfayı yazmak hiç de kolay olmayacak; Türkler ve Rusların göreceli uyuşmazlığı diğer geri kalan şeyler gibi bizim tarihî kimliğimizin bir parçasıdır. Fakat, Amerikan merkezli “yeni dünya düzeni”nden gelen tehtidin ciddiyeti, bizleri bu aşamaya mümkün olduğunca hızlı geçmeye mecbur etmelidir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin